Archive

Archive for Ocak, 2008

Oca
30

Bütün yıl boyunca hastalıktan başını kaldıramayan çocuğunuzu sömestr tatilinde güçlendirmeniz mümkün. Dr. Evrim Kıray’ın basit ama etkili önerileri var: Uyusun, bol su içsin, probiyotikli yoğurt yesin, kendine kefirle ve ekinezya ile kür uygulasın..

Klinilk Çocuk ve Genç Sağlığı Merkezi Uzmanı Dr. Evrim Kıray, sömestrde çocuklara nasıl bir check-up uygulanması gerektiğiyle ilgili sorulamızı yanıtladı:

* Okul dönemi en fazla hangi yaş dönemindeki çocuklar için risk oluşturuyor?
Okula yeni başlayan çocukların büyük bir kısmı ilk kez sosyalleşiyor. Bu nedenle hastalıklarla da yoğun şekilde ilk kez bir araya geliyorlar. 6-7 yaş grubu çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha çok rastlıyoruz.

ONU KORUYUN

* Bulaşıcı hastalıklardan çocukları korumak, ileriki yaşları için zararlı olabilir mi?
Tabii ki zararlı değil. Bulaşıcı hastalıkların yan etkileri vardır. Bu nedenle zaten çocukları bu hastalıklardan korumak zorundayız. Bunu ailelere altını çizerek söylüyoruz; çocukları aşısı olan hastalıkların hepsinden aşı yaptırarak korumak gerekli.

* Okul döneminde çocukların çok sık hastalanması durumunda aileler neler yapmalıdır?
Çocuklar özellikle okul döneminde ilk yıllarda senede 7-8 kez basit üst solunum yolu enfeksiyonları geçirebilirler. Bunların çoğu virüslerle, bir kısmı da bakterilerle olur. Bakteriler arasında en sık gördüğümüz; antibiyotik kullanılması gerekenler yani beta streptekok’lardır. Diğer durumlarda virüs enfeksiyonları yalnızca takip edilir ve gerekirse ateş düşürücü verilebilir. Ancak çocuğun boğazında iltihap oluştuysa, boğaz kültürü ile bakteri üreyip üremediğine bakılmalıdır. Bakteri ürüyorsa, uygun antibiyotik tedavisi gerekir. Tedavi doğru şekilde yapılmazsa, çocuk ya iyileşmez ya da sık sık hastalanır. Bakteriyel enfeksiyon sık tekrarlıyorsa, bu durumun arkasında sinüzit gibi başka hastalıklar aranmalıdır.

FIRSATI DEĞERLENDİRİN

* Çocukların bağışıklık sistemini nasıl kuvvetlendirebiliriz?
Bağışıklık sistemi yeni doğan döneminden itibaren gelişir, sonradan güçlendirilmez. Bir bozukluk varsa, bu zaten bir hastalıktır. Biz çocukların yalnızca bol sebze, meyve ve C vitamini almasını öneriyoruz. Hastalık dönemlerinde çinko alınması önerilebilir. Çinkonun bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkisi var. Doğru beslenen çocuk, yeterince çinko alır. Çinko takviyesinin hastalık dönemlerinin ardından yapılması daha doğru olur. Çocuğunuzun hastalığa karşı direnci düşük ise, yarıyıl tatili onun bünyesini kuvvetlendirmek için fırsattır. Çocuk okulda yoğun ders ve aktiviteler yüzünden yorgun düşmüş olabilir.

EL YIKAMAYI ÖĞRETİN

Bu dönemde de çocuğun uyku düzenine ve sağlıklı ve düzenli beslenmesine dikkat etmek gerekir. Ek olarak C vitamini desteği, balık yağı, bol su, bitkisel çaylar, prebiyotik içeren yoğurt, kefir gibi besinler ve ekinezya özleri ile takviye yapmak çocuğunuzun bünyesini kuvvetlendirmeye yardımcı olacaktır. Çocuğun kendisini korumasını sağlamak için, aileler onun temizlik pratiğini kazanmasını da sağlayabilirler. Örneğin el yıkama alışkanlığı, pek çok hastalığa karşı koruyucudur.

* Aileler çocuklarındaki gelişme geriliğinin hastalık olup olmadığını nasıl anlayabilirler?
Çok belirgin olmadığı sürece bunu algılayabilmeleri zordur. Rutin olarak yaptıracakları muayenelerle belirleyebilirler. Çocukların okula başlamadan önce 6 ayda bir, okul döneminde ise yılda bir kez genel tıbbi muayeneden geçmesi gereklidir. Çocuğun gelişiminde duraklama varsa, onu takip eden hekim mutlaka gerekli şeyleri yapacaktır. Çocuklar hastalanmadan da doktora götürülmelidir.

Oca
21

Rafine şekerle ve yapay tatlandırıcıyla yapılan her türlü tatlının ve içeceğin yasak olduğu Taş Devri diyetinde en önemli kural, doğallık! Yani temiz olduğuna güveniyorsanız sütü sokak sütçüsünden almalı, suyu da filtre ederek musluktan içmelisiniz.

Taş Devri diyetinde içeceklerin doğru ve bilinçli tüketilmesinin çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Aydın, sorularımızı yanıtladı:

* Bu diyette süt serbest mi?
Pastörize sütü önermiyorum. Sütün pastörizasyonu bazı zararlı bakterileri ortadan kaldırırken, faydalı bakterileri (probiyotikleri) de yok ediyor. Kutu sütleri çok daha büyük bir sorun. Çünkü homojenizasyon sırasında süte 2 ton civarında bir basınç uygulanıyor ve süt proteinlerinin moleküler yapısı büyük ölçüde değişiyor. Molekül yapısı değişmiş proteinler, çocuğun ileriki yaşamında Tip 1 diyabet gibi hastalıklara yol açıyor. Kaymak bağlamayan, ekşimeyen ya da kesmeyen süt veya yoğurt doğal değildir. Sütten çok, mayalanmış süt ürünleri, tam yağlı yoğurt, tam yağlı peynir tercih edilmeli. Kefirle mayalanmış süt çok yararlıdır.

* Hangi süt tüketilmeli?
Mümkünse günlük mandıra sütü tüketilmeli. Temiz olduğuna güveniyorsanız (!) sokak sütçüsünden de süt alabilirsiniz. Şehirdeki en iyi olabilecek seçenek, günlük pastörize şişe sütleridir. Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayın. Süt ya da yoğurt ekşimesin veya kesilmesin diye içlerine antibiyotikler konuluyor ve süt içindeki probiyotiklerin tümüne yakını kayboluyor. Bu yüzden bulabilirseniz sadece ekşiyen ve kesilen süt ve yoğurtları yiyin!

Prof. Dr. Ahmet Aydın

Oca
21

Yaşımız ne kadar genç olursa olsun, yarın güzel, enerjik ve neşeli olmak istiyorsak, bu gece uykumuzu almamız gerektiğini biliriz. Peki ya uyuyamazsak? Uykunun garantisi düzendir. Yani mümkün olduğunca aynı saatlerde yatıp, aynı saatlerde kalkmak gerekiyor. Uyku sorunlarınız varsa, doktorunuza danışıp geceleri melatonin alabilirsiniz. Hiçbir yan etkisi olmayan bu ilaç, günümüzdeki en temel anti- aging tedavilerinden birisidir. Bu hormonun doktor kontrolünde kullanımı, bağışıklık sistemini ve yaşam kalitesini etkin bir şekilde yükseltir. Gündüz spor yaparsanız, gece daha kolay gevşersiniz. Meditasyon ve nefes teknikleri uykuyu düzenlemekte çok yardımcıdır. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorsanız, size bir bardak ılık yağsız süt, kızılcık suyu veya kefir içmenizi, yoğurt yahut muz yemenizi öneririm. Rüya görmüyorsanız, yatmadan önce B6 vitamini ile kalsiyum ve melatonin almanız yararlıdır. Muz ve kızılcık suyunda melatonin bulunur. Hatta melatonin ilaçlarının birçoğu kızılcıktan yapılır. Sağlık ile güzelliği ya da anti-aging’i birbirinden ayırmak mümkün değil. Açıkçası hiçbir estetik müdahale güzelliğinize uyku kadar yararlı olamaz veya uykusuzluğun sonuçlarıyla baş edemez. Bunu her yerde söylüyorum, uykunuz, tüm kozmetiklerden ve ilaçlardan daha değerlidir, ona sahip çıkın!

Oca
21

Başbakan Erdoğan’ı Sudan’a götüren Ana uçağında dikkat çeken şey şarap değil, sağlıklı yaşam oldu. Uçakta bulunan heyet üyelerinden sadece bir CHP’li milletvekili şarap içti. Bunun dışında yolculara taze sıkılmış nar, portakal, havuç ve elma suları ikram edildi. Yemek servis arabasının üstündeki içeceklerden birisi son dönemde yine moda olan kefir oldu. Uçaktaki konuklara yemeğin ardından organik tarımla elde edilmiş kuru incir, armut, elma ve üzümle taze meyveler ikram edildi. Uçağın içki bölümündeki Fransız üretimi Merliot cinsi kırmızı şaraplara ve Chardone cinsi beyaz şaraplara ve JB marka viskiye rağbet eden olmadı.

Özay ŞENDİR / HARTUM

Oca
21

Şimdi Zayıflamakİstiyorum’ yarışmacıları, Uzman Dr. Ender Saraçtarafından hazırlananhaftalık bir diyet programı uyguluyor. İşte, finalistlerin geçtiğimizhafta içinde yaptıkları diyetin ayrıntıları:

PAZARTESİ
Sabah: Soyalı müsli, keten tohumu, yağsız süt Ara: Çekirdekli mor üzüm ve yağsız süt Öğlen : Hindi şiş, sebze çorbası Ara Tarçınlı cevizli meyve salatası Akşam: Sebze çorbası, nohutlu bulgur pilavı, tuzsuz turşu Gece: Bir kivi

SALI
Sabah: Sade mısır gevreği, iki tatlı kaşığı keten tohumu ve yağsız süt Ara: Bir yeşil elma Öğlen: Maydonozlu lorlu gözleme, kabak haşlama Ara: Dört ceviz içi ve kivi Akşam: Yeşil mercimek, tam buğday ekmeği, yeşil salata Gece: Bir bardak yağsız süt

ÇARŞAMBA
Lahana çorbası günü (Malzemeler: Beyaz lahana, soğan, sarmısak, sivri biber, kimyon, zencefil, zerdeçal, maydonoz, bir tatlı kaşığı sıvı yağ ve bol su)

PERŞEMBE
Sabah: Soyalı müsli, keten tohumu, yağsız süt Ara: Bir yeşil elma (kabuklu) Öğlen: Izgara köfte, salata Ara: Kuru kayısı, fındık Akşam: Ispanak, az miktarda yağsız yoğurt, çavdar ekmeği Gece: Kivi ve leblebi

CUMA
Sabah: Taze kaşarlı fırında kızarmış tam buğday ekmeği Ara: Bir yeşil elma (kabuklu) Öğlen: Üç yumurta beyazı ile bir sarıdan yağsız omlet, yağsız ayran Ara: Bir küçük muz Akşam: Zeytinyağlı kabak, kepekli makarna Gece: Şekersiz elma hoşafı

CUMARTESİ
Sabah: Kepekli grisini ile dil peyniri Ara: Bir bardak light kefir Öğlen: Pırasa ve sebze çorbası Ara: Tuzsuz leblebi ve kivi Akşam: Izgara beyaz etli balık, roka salatası Gece: Bir parmak bitter çikolata

PAZAR
Sabah: Yarım simit, katkısız kuşburnu marmelatı ile tuzsuz siyah yeşil zeytin Ara: Bir yeşil elma (kabuklu) Öğlen: Izgara tavuk ile salata Ara: Bir bardak light kefir Akşam: Lahana çorbası ve kabak haşlama Gece: Fındık ile yağsız süt

Oca
21

Beslenme alışkanlığında bazı noktalara dikkat edilerek kansere yakalanma riskini düşürmek mümkün. Balık, süt ürünleri, sebze ve meyve tercih edilmesi gereken besinlerin başında geliyor
Amerika Minnesota Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre tüm kanser olgularının yüzde 60′ı yanlış beslenme sonucudur. Bu amansız hastalıktan kaçınmak için herkesin beslenmesine özen göstermesi gerekiyor. Beslenmeye ek olarak çevre risklerinden (sigara, hava kirliliği, röntgen ışınları, elektromanyetik ışınlar) kaçınma, stresle baş etme, yeterli bedensel aktivitenin kanserden korunma programının parçaları olduğu bilinmelidir.

MEYVE VE SEBZE İLK SIRADA
Kanserden koruyucu bir diyetin en önemli özelliği her gün en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze yenmesidir. Örneğin 1 porsiyon sebze yemeği, 1 büyük tabak karışık salata, 1 bardak domates suyu, 1 elma ve 1 porsiyon çilekle her gün tüketilmesi önerilen 5 porsiyon meyve ve sebze koşulu yerine getirilmiş olur. 3 porsiyon sebze yaklaşık 400 gram gelir. Bunun yaklaşık yarısı çiğ olarak tüketilmelidir (salata, sebze suyu). Tercihen taze mevsim sebzeleri yenmelidir. Ancak gerektiğinde dondurulmuş sebzeler de bir alternatiftir.

2 porsiyon meyve yaklaşık 300 gramdır. Eğer çalışma hayatında kolaylık sağlayacaksa, günlük tüketilmesi gereken 5 porsiyon meyve ve sebzenin 1′er porsiyonu sebze ya da meyve suyu olarak içilebilir. Meyve ve sebze tüketiminde dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta, birkaç çeşit sebze çerçevesinde kalmamak, geniş bir yelpaze içerisinden her gün elden geldiğince değişik sebze ve meyve seçimi yapmaktır. Böylece çok çeşitli sebze ve meyve tüketimiyle bine yakın çeşitli bitkisel kimyasallar alınır. Sebze ve meyvelerde rengine göre seçim yapılması, içerdikleri yararlı maddeleri almak için pratik bir çözümdür. Örneğin pembe-kırmızı renkliler (domates, karpuz, pembe greyfurt) likopen maddesi içerir. Likopen güçlü bir antioksidandır. Çeşitli kanserlere, kalp-akciğer hastalıklarına karşı koruyucu etkilidir. Domatesi her gün tüketmeye çalışın. Koyu kırmızı / mor renkli üzüm, çilek, erik, elma, kiraz, lahana, pancar, patlıcan gibi sebze ve meyveler antosiyanin’leri içerir.

Antosiyanin’ler kuvvetli antioksidandır. Hücreleri korur. Turuncu / sarı renkli şeftali, havuç, kayısı, kabak, portakal gibi yiyecekler karoten ve kriptoksantin maddelerini içerir. Bu maddeler de güçlü antioksidandır. Hücreleri korur. Yeşil ve koyu yeşil yapraklı ıspanak, brokoli, lahana gibi sebzeler de kanserden koruyucu diğer birçok kimyasalları içerirler. Demek ki değişik renkte sebze ve meyvelerden tüketmekle sağlığımız için çok yararlı çeşitli bitkisel maddeleri almayı garantilemiş oluruz. Günde en az bir kez baklagillerden (kurufasulye, soya, nohut, mercimek, bezelye, barbunya) bir porsiyon ve tam tahıl ürünlerinden (kabuklu pirinç, bulgur, tam tahıl makarnası ya da ekmeği) 1 porsiyon tüketmek yararlıdır. Tam tahıllar, baklagiller, meyveler, sebzeler, kuru yemişler ve çekirdekler zengin lif kaynaklarıdır ve kanserden koruyucudur.

BALIK YEMEK ŞART
Haftada bir ile iki kez balık tüketimi önerilir. Özellikle somon, sardalya, uskumru ve ton balığı sağlık için önemli olan omega üç yağ asitlerinden zengindir. Ayrıca deniz ürünlerinde hücreleri koruyan güçlü antioksidan selenyum vardır. Kırmızı et ise doymuş yağdan ve kolesterolden zengindir. Fazla tüketilmesi birçok kanser için risk oluşturmaktadır. Sağlıklı ve kanserden koruyucu diyetin kapsamında günde bir kez düşük yağlı (yüzde bir) fermente süt ürünlerini (yoğurt, kefir, probiyotik süt ürünleri ve diğer fermente süt ürünleri) tüketilmesi de yer alır. Probiyotik bakteriler aside dayanıklı bakteri türüdür. Mide ve bağırsakta ölmezler. Bağırsak hastalıklarından koruyucu ve bağışıklık sistemini destekleyici etki gösterirler. Kanserojenleri aktive eden enzimleri durdurur. Nobel ödüllü Rus bilgini Elie Metchnikof Bulgaristan’daki uzun ömürlülerin fazla olmasını fermente süt ürününün (kefir) çok tüketilmesine bağlıyor.

Oca
21

Başbakan, CHP’nin yeni genel merkezine ‘hayırlı olsun’ ziyareti yaptı ve gümüş ibrik hediye etti. İki lider Kırkpınar güreşlerinden, badem kurabiyesine kadar siyaset dışı konuştu. Erdoğan’a portakal-havuç kokteyli ikram edildi.

KEFİRİ GERİ ÇEVİRDİ
CHP kurmayları; her gün kefir içtiğini öğrendikleri Erdoğan’a önce kefir teklif etti. Ancak Erdoğan “ben öğle yemeklerinde kefir içiyorum. Şimdi istemem” karşılığını verdi. Baykal, uzun uzun binayı anlattıktan sonra da Erdoğan’a 17 çeşit içecek seçeneği sunuldu. Erdoğan seçenekler karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. “Ben size yardımcı olayım. Ben taze sıkılmış havuç suyu içeceğim” diyen Baykal’a Erdoğan, “O zaman ben de ondan alayım. Ancak benimkine portakal suyu da eklensin” karşılığını verdi. Başbakan’ın bu seçimi kurmayları da etkiledi. Herkes havuç ve portakal suyundan oluşan meyve kokteylini isteyince Salih Kapusuz Baykal’a “Herkes kokteyl içiyor, siz ayrı kalmayın, siz de bunu seçin” dediyse de Baykal’ıikna edemedi.

Oca
21

Mide-bağırsak sistemimizde yer alan mikroflora içerisinde, sağlığımız için yararlı veya zararlı olabilecek 400′ün üzerinde mikroorganizma türü bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunların bir kısmının vücudumuzda mukozal bağışıklık sistemi, endokrin sistemi, merkezi sinir sistemi dahil gelişimimizde yararlı ve metabolik faaliyetler bakımından karaciğerimiz kadar önemli oldukları bilinmektedir. Mesela kullandığımız bazı ilaçların emilip vücudumuzda etkisini gösterebilmesinde bu bakterilerin rol oynadığı deneysel olarak ortaya konulmuştur. Yani eğer aldığımız ilacı emilebilir şekline dönüştürecek bakteri bağırsağımızda bulunmuyorsa, ilaç yeterince emilemeden vücuttan atılarak etkisiz kalabiliyor. Yararlı ve zararlı mikroorganizmalar, mide-bağırsak sistemimizde bir dengede bulunmaktadır. Bu dengenin bozulması durumunda çeşitli hastalıklar meydana gelebilmektedir. Bu mikroorganizmalar arasında laktik bakteriler (Lactobacillus, Bifidobacteria, vd.) bağırsak cidarlarına yapışarak laktik asit salgılarlar. Bu suretle zararlı mikroorganizmaların bağırsak cidarına yapışmasını ve yayılmasını engellerler. Ancak kullandığımız ilaçlar, bilhassa antibiyotikler, veya dengesiz beslenme, vd. bunların de yok olmasına, dolayısıyla bağırsak mukozasının savunmasında açık vermesine yol açarlar. Bunun sonucunda da, zararlı mikroorganizmaların yayılarak etkilerini göstermesi söz konusu olabilir. Laktik bakteriler için yoğurt suyu zengin bir kaynak oluşturmaktadır. Bu nedenle, günlük beslenmemizde yoğurt ve yoğurt ürünlerinin kullanılması önemlidir. Ancak bunların kullanımının da bir sınırı bulunmalıdır; yani miktarı abartmamak gerekir. Mesela ilk akla gelebilecek olumsuz etki; yoğurdun zengin kalsiyum içeriği nedeniyle, bazı ilaçları absorplayarak etkisini azaltması ihtimalidir.

YARARLARI NEDİR?
Laktik bakterileri tablet veya kapsül halinde taşıyan ilaçlar veya yoğurt içeceği vb. şekillerde günlük tüketime uygun ürünler de bulunmaktadır. İnsan sağlığı için yararlı canlı mikroorganizmaları taşıyan bu ürünlere “Probiyotik” adı verilmektedir . Probiyotiklerin ayrıca kan kolesterol seviyesinin kontrol altına alınması, allerjik şikayetlerin azaltılması, iritable bağırsak sendromu şikayetleri, ülseratif kolit, Crohn’ hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıkları (IBD) ve kolon kanseri riskinin azaltılmasında da yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Bu konuda gerçekleştirilen bazı klinik çalışmalar ile destekleyici sonuçlar alınmaktadır. Son zamanlarda, etkili bir reklam kampanyası ile yoğurt içeceklerinin, “bağışıklık sistemi” üzerinde etkisi ön plana çıkarılıyor. Benim kanaatimce bu ürünle ilgili reklamlar biraz abartılmaya başlandı. Hatta geçen gün radyoda reklamlarda, değişik lezzet ve aromalı ürünlerin piyasaya sürüldüğünü duydum; ahududu, çikolata, vd. Dikkatimi çeken ise, “yeşil çaylı” olanı. Yeşil çayın antioksidan özelliği nedeniyle son zamanlarda kazandığı ilgiye rağmen, lezzeti toplumumuz için oldukça yabancı. Yani bir ahududulu veya çikolata aromalı ile aynı katagoride değerlendirilemez. Bildiğiniz gibi “antioksidanlar” çağın ilacı oldu. Kanser dahil, bildiğiniz ne kadar hastalık varsa hepsine karşı “antioksidanlar” öneriliyor!.. Acaba firmanın bundan sonraki reklam spekülasyonu “KANSERE KARŞI YOĞURT İÇECEĞİ” mi diye düşündüm. Nasıl olsa, ilaç gibi reklam yapıldığı halde, ne Sağlık Bakanlığı, ne de Tarım Bakanlığı yetkililerinden veya RTÜK’ten bir uyarı geliyor. Hani ürün yoğurt olduğundan “ya tutarsa!” Bilmem dikkatinizi çekti mi? Bu günlerde de radyo reklamlarında “Bay Kefir” ortaya çıktı. Kefir de aslında başka bir laktik bakteri “Lactobacillus caucasicus” ile ekmek mayasının karışımıdır. Zengin protein ve kalsiyum içeriği ile yüzyıllardır bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda destek sağlıyacak bilimsel çalışma pek yapılmamış.

ZARARLARI VAR MI?
Laktik asit salgılaması nedeniyle gastrik hassasiyeti olan kişilerde mide mukozasında tahrişe bağlı şikayetler görülebilmektedir. Bir başka olumsuz durum ise, fermentatif ortam nedeniyle mide ve bağırsak gazlarında artış ve şişlik hissi. Bu nedenle, fazla miktarda kullanılmasından kaçınılmalıdır. Kasım 2005′te önemli bir bilimsel dergi “International Journal of Food Microbiology” de çıkan bir makalede, laktik bakterilerin bazı antibiyotiklere karşı oluşturdukları direnç genini patojen (zararlı) mikroorganizmalara transfer ederek antibiyotik-tedavisine dirençli patojen organizmaların gelişmesine yol açabileceğini ortaya koyan bazı deneysel bulgular tartışılmaktaydı. Aynı çalışmada, mikrobiyolojik ürünler olması nedeniyle, bu tip ürünlerin üretim ve kontrolleri ile ilgili düzenlemeler ve kalite standartların geliştirilmesi konusunda uyarılar yer alıyordu. Gerçekten de bu husus önemli. Mesela, kefir’in uzun sürelerdir bazı marketlerin raflarında sağlıksız bir şekilde kavanozlar içerisinde pazarlandığını görüyoruz. Bu tip ürünler içerisinde sağlıksız geliştirme ve saklama koşullarında zararlı mikroorganizmaların gelişme riski de söz konusu olabilir. Bunun için kontroller çok önemli. Bu konuda gelişme sağlanıncaya kadar, en azından şimdilik, kullanılacak ürünlerin kalitesine güvenilir firmalar tarafından üretilmiş olduğuna dikkat edilmesi gerekir.

Prof.Dr.Erdem Yeşilyayla

Oca
21

Sıvı takviyesi nelerden alınmalı?
Vücudumuzdaki sıvı kaybı; ter, solunum, dışkı ve idrar ile olur. Yani sıcak havada nefes alıp vermek bile sıvı kaybına sebeptir; terlediğinizi görmeniz şart değil! Kadınların günde ortalama 2 litre, erkeklerin ise 2.5 litre suya ihtiyacı vardır. Ancak egzersiz yapıldığında her yarım saat için 1-2 bardak daha eklenmeli. Yani ‘maksimum su ihtiyacı 3 litredir’ denilebilir. Susamayı beklemeden su tüketin, mutlaka düzenli için. Ama su tüketmek zor geliyorsa suyun içine bir-iki damla meyve suyu veya taze meyve parçaları, nane ve limon ekleyerek için. Ayrıca soğuk bitki çayları, şekersiz olarak meyvenin kendiyle pişmiş kompostolar, limonata, ayran, kefir ve soda doğru seçimlerdir.

Oca
21

ŞEKER YERİNE KURU ERİK
* 200 gram ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gram kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.
* Eğer öğünler arasında acıkırsanız, kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engelleyen bir besindir. Ancak fazla abartmayın. Çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.
* Bir demet maydanozu blendırdan geçirip sebze suyuyla karıştırın. Bu karışımın içine birkaç damla acı biber sosu ekleyin ve karışımı için. Bu içecek yağ yakımını kolaylaştırır ve zayıflamanıza yardımcı olur.