Archive

Archive for Mart, 2008

Mar
24

Dikkat! Bu bir içecek, ilaç değil…

Köpüklü, koyu kıvamlı, hafif ekşimsi… Sıcak yaz aylarında ferahlatır, içinizi soğutur. Özellikle Çin ve Rusya’da çok tüketilen kefir ilk kez Orta Asya’da Kafkas Türkleri tarafından yapılan bir içecek. Hatta Kafkas Türklerinin güçlü ve sağlıklı bir vücuda sahip olmalarında, uzun yaşamalarında en büyük etkenlerden birinin kefir olduğu söyleniyor. Pek çok yararının bulunduğu belirtilen kefir gerçekten her derde deva mı?

Kefiri kim icat etmiş?

Kefir, Kafkas Türkleri tarafından Orta Asya’da 2 bin yıl önce keşfedilmiş, sağlık üzerinde pek çok olumlu etkisi olan bir içecek. Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadıyla ayrana, yoğurtta bulunan maya ve bakterilerin bağırsak sisteminde tutunma özelliği olan probiyotik yapılarıyla da yoğurda benziyor.

Kefir nasıl yapılıyor?

Bu içecek kefir mayası yardımıyla inek, keçi, koyun, Hindistan cevizi, pirinç ya da soya sütleriyle yapılıyor.

Sütten veya ayrandan ne farkı var?

Kefiri diğer fermante süt ürünlerinden ayıran özelliği sağlığa faydalı bakteri ve maya içeren kefir tanelerinden yapılıyor olması. Kefir; jelatinimsi, beyaz ya da sarı tanelerden oluşuyor. Bu tanecikli yapı kefiri diğer süt ürünlerinden ayırıyor.

Kefirin yararları nedir?

Ülker yetkilileri kefirin pek çok açıdan insan sağlığına yararlı bir içecek olduğunu söylüyor. Şöyle ki kefirin en önemli faydaları sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde görülüyor.

Kefirin düzenli tüketimi; barındırdığı faydalı bakteriler sayesinde sindirimi düzenlemeye ve sıkça yakınılan problemlerin giderilerek daha sağlıklı bir sindirim sistemi oluşturulmasına yardımcı oluyor. Yapılan klinik çalışmalar laktik asit bakterileri ve mayalı süt ürünlerinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya koymuş. Özellikle içeriğinde probiyotik bakteriler (hastalık yapan bakterilere karşı vücudu savunan bakteriler) barındıran kefir, bağışıklık sistemini de destekliyor.

Kefir her derde deva mı?

Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gürsoy ‘Bazı markaların broşürlerinde kefirin idrar yolu iltihaplarını tedavi edip, cildi güzelleştirdiğine ve daha pek çok hastalığa iyi geldiğine ilişkin kesin ifadeler var. Kefir insanın yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olabilir ama ‘tedavi ediyor’ demek halk arasında ilaç gibi algılanıyor. Ama bu bir ilaç değil’ diyor ve şöyle devam ediyor: ‘Bu tip ürünler sağlıklı ve dengeli beslenme için ek bir besin. Sindirim sistemine faydalı. Kefirin içinde yararlı bakteriler var. Ürün düzenli tüketilirse bu bakteriler bağırsaklara geçici olarak yerleşiyor, oraya zararlı bakterilerin yerleşmesini önlüyor, bağışıklık sisteminin gelişmesine de yardımcı oluyor.’

Kefiri kimler içemez?

Ülker yetkilileri ‘Kefiri yaşı ne olursa olsun her yaşta insan tüketebilir. Günlük tüketilebilecek kefir miktarıyla ilgili belirlenmiş bir sınırlama olmayıp, arzu edilen miktarda güvenle tüketilebilir’ diyerek bir de uyarıda bulunuyorlar: ‘Ancak unutmayın 1-6 yaş grubu çocuk beslenmesi uzman tavsiyesiyle oluşturulmalı.’ O halde çocuklar için doktorlara soralım…

Günde kaç bardak içelim?

Bu sorunun yanıtını da Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gürsoy veriyor: ‘Uluslararası Sütçülük Federasyonu’nun çalışmalarına göre gramında en az bir milyon yararlı bakteri olan kefirden en az 100 mililitre tüketilmeli. 100 de 300 mililitre de tüketilebilir. Sonuçta bu ayran gibi bir gıda maddesi… Havalar ısınırken ferahlatıcı bir içecek olarak içilebilir.’

Kefiri herkes içebilir de peki yılda ne kadar tüketiyoruz?

Bu sorunun yanıtı da Ülker’den… Türkiye’de ambalajlı kefir tüketiminin geçmişinin son birkaç yıla dayandığını belirten yetkililer ‘Ancak sağladığı faydaların da etkisiyle kullanımının arttığını görmekteyiz. AC Nielsen verilerine göre geçen yıl Türkiye’de 3 bin ton kefir içildi. Bu rakamın önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor’ diyor.

İyi kefir nasıl olur?

Akıcı kıvamda, içildiğinde hafif maya tadı vardır, serinletici etkisi olmalı.

Evde nasıl kefir yapabilirim?

Kefir yapımı zahmetli bir iş. Dolayısıyla marketten satın almanız daha kolay.

İNCİ DÖNDAŞ
Star Gazetesi

Mar
22

Kefirin en büyük yararlarından biriside bağışıklık sistemini güçlendirmesidir.İçerdiği bakteriler sayesinde bağışıklık sistemi güçlenir ve hastalıklara karşı çok daha dirençli hale gelir.Bu yüzden kanser tedavisi gören hastalara doktorlarına danışarak kefir içmesi tavsiye edilmektedir.

Mar
22

Kefir içerek vucudunuz için gerekli olan bir çok vitamin ve mineralin yanında protein desteği de alarak yumuşak dokularınızında
iyi bir şekilde gelişmesi ve kendini korumasını sağlarsınız..

Mar
22

Kefir içerdiği maddeler sayesinde Bebeklikten ergenliğe kadar kemiklerin ve dişlerin oluşumu ile sağlıklı dokuların ve kasların gelişimini olumlu etkiler.Ayrıca süt içtiğinde rahatsızlık hisseden insanlarda kefir içildiğinde bu rahatsızlık gözlenmemiştir.Çünkü kefir mayası sütün içindeki bazı maddeleri parçalayarak sindirim için uygun hale getirir.

Mar
05

Kefir, son yılların revaçta olan içeceği…
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde kefir hakkında yüksek lisans tezi yapmış olan Yrd. Doç. Dr. Cem Karagözlü’ye çevresi bir isim bulmuş: Bay Kefir…
Cem Karagözlü’yü dinleyelim:
Karagözlü “Kefir, Kafkaslara has bir süt ürünüdür. Türkler tarafından Anadolu’ya getirilmiş” diye başlıyor ve geleneksel olarak evlerde yapılan bir içecek olduğunu vurguladıktan sonra devam ediyor:. “Buradan bir yanlış anlamayı düzeltmek isterim. Kefir bir ilaç değil, tamamen doğal bir içecektir. Kefir, taneleriyle sütün mayalanmasıyla içecek oluşur. Sağlık açısından pekçok faydaları olduğu kanıtlanmıştır. Beslenme değeri çok yüksek bir besin maddesidir. Hazmı kolaydır, iştah açıcıdır, antibakteriyeldir. Ayrıca kefirin sinirsel rahatsızlıklara, uykusuzluğa, yüksek tansiyona, bronşite iyi geldiği bilinen faydaları arasındadır.”
***
Cem Karagözlü bir konuda halkımızı uyarmak istiyor. “Kullanacağınız kefir tanelerini aktarlardan almayın. Sağlıklı olmayabilir. Çünkü kefirin mayalandığı ortam çok önemlidir. Evinde kefir tanesi kullanarak bu içeceği yapmak isteyenler için Ziraat Fakültesinde satış yapıldığını hatırlatmak isterim. Buradan alacağınız kefir taneleriyle güvenle kendi kefirinizi evinizde yapabilirsiniz.”

Evlerde kefir nasıl yapılır?
* Çiğ sütü kaynatın.
* Kaynamış sütün 20-25 derece civarında soğutulmasını sağlayın.
* Kefir tanelerini 20-25 derecedeki süte ilave edin.
* 20-25 dereceki sütün pıhtılaşmasını bekleyin. Bu süreç yaklaşık 18-24 saattir.
* Pıhtıyı bir süre buzdolabında bekletin. Bu bekleme süresi 8 ile 12 saat arası.
* Kefir tanelerini temiz bir tel süzgeçle süzün ve afiyetli için…

Mar
05

İSTANBUL Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın ‘Son yıllarda yapılan çalışmalar otizmin yüzde 10 oranında genetik/metabolik hastalıklara, yüzde 90 oranında ise kronik ağır metal zehirlenmesine bağlı olduğunu gösteriyor’ diyerek şunları söylüyor: ‘Dünya’da otizm diyetleri giderek artan bir sıklıkta kullanılıyor. Detoks (ağır metal boşaltma), hiperbarik oksijen ve davranış tedavileri ile kombine edildiğinde beslenme bozuklukları ve otizme dair semptomların giderilmesi mümkün. Hamilelik öncesi anne adayları civa ve diğer ağır metaller içeren balık ve deniz ürünlerini yememeli. Unlu ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı. Hiçbir şekilde tatlandırıcı içeren ürün tüketmemeli. Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi faydalı mikroplardan zengin gıdalarla beslenmeli. Karında çatlaklar oluşmasın diye kullanılan sıkılaştırıcı kremler ve kalıcı rujlar civa kaynağı, bunlar kullanılmamalı.’

Mar
05

Bir yandan gazlı içeceklerde alkol bulunduğunun tesbit edilmesiyle başlayan tartışma, bir yandan da kefirin kullanımının gittikçe yaygınlaşması, içerdiği az miktardaki alkolün başka şeylerle karıştığı içeceklerin haram olup olmadığı hakkındaki soruların çoğalmasına sebep oldu.

Konu hakkında kendisine soru sorulan isimlerden bir kısmı mezkûr özellikteki içeceklerin haram olduğunu söylerken, bir kısmı da tam tersini ileri sürüyor. Bu durum, hassasiyet sahibi insanımızın aklını iyice karıştırmış durumda. Konu hakkında bana da birçok soru geldi. Bunların hepsine ortak bir cevap vermeye çalışacağım.

Meseleyi netleştirmek adına önce tarafların ne dediğine bakalım:

Bu içeceklerin haram olmadığını söyleyenler şu noktalardan hareket ediyor:

1. Çok miktardaki su, içine necaset (pislik) karışmasıyla rengi, tadı ve kokusu değişmedikçe pis olmaz. (Suyun “çok” sayılması için mezheplere göre değişen kıstaslar vardır. Burada ayrıntısına girmeyeceğim.) Gazoz ve kolalar (hacmi fıkhen “çok su” miktarında sıvı alabilen) büyük kazanlarda hazırlanmaktadır. Dolayısıyla bu büyük kazanlarda hazırlanan temiz sıvının içine bir miktar alkol karışması, rengini, tadını ve kokusunu değiştirmedikçe onu “pis” yapmaz. Gazoz veya kolanın şişesi koklandığında alkol kokusu gelmiyorsa, rengi ve tadı da bozuk değilse helaldir, içilebilir.

2. Sirkede, hamurda, bozada, yoğurtta, pek çok meyve ve sebzede de alkol vardır. Ancak bunların haram olduğunu söyleyen kimse olmamıştır.

3. Az miktardaki necis (pis) olan sıvı, çok miktardaki temiz sıvıyla karıştırıldığı zaman, içeriklerin birbirine karışması sonucu, pis sıvıdaki necaset özelliğini kaybediyorsa, böyle bir karışımı kullanmakta bir sakınca yoktur.

4. Herhangi bir içecek, bir seferde içilebilecek en fazla miktarda içildiği halde sarhoş etmiyorsa haram değildir. Çok fazla miktarda gazoz, kola veya kefir içerek sarhoş olana rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu içecekler, “çoğu sarhoş ettiği için azı da haram olan” içeceklerden değildir. Bunların içeriğindeki alkolün şu veya bu miktarda olması bir şeyi değiştirmez.

Tartışmanın taraflarından birini oluşturanların görüşleri özetle böyle. Diğer tarafın görüşlerini de şöylece özetlemek mümkün:

1. “Çok su”yun, rengi, tadı ve kokusu değişmedikçe içine düşen az bir miktar necaset sebebiyle “pis” sayılmaması, suyun temizlik, abdest, gusül vs. de kullanımının yaygın olması ve içine hiçbir surette pislik karışmamış su bulmanın her zaman mümkün/kolay olmaması sebebiyledir. Dolayısıyla içecek meselesiyle bu husus birbirine karıştırılmamalı, kıyas edilmemelidir. Birinde “zaruret” veya “ihtiyaç” bahis konusu iken diğeri böyle değildir.

2. Sirke, boza, yoğurt ve birtakım sebze ve meyvelerde bulunan alkol, onlara sonradan ilave edilmiş olmayıp, muhtevalarında tabii olarak mevcuttur. Ancak kola, gazoz vs.nin muhtevasındaki alkol sonradan ilave edilmekte ve karışım sebebiyle özelliğini kaybetmemektedir.

3. “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” Eğer gazozdaki alkol miktarı mevcuttan daha fazla artırıldığı zaman sarhoş edici özelliğe kavuşması söz konusu ise, mevcut durumda da haram olmalıdır.

Çok miktardaki suyun, içine karışan (katılan) necaset tarafından rengi, tadı ve kokusu değişikliğe uğratılmadıkça temiz olduğu hususu, Fıkıh kitaplarımızda genellikle “Kitâbu’t-Tahâre” ünvanı verilen bölümlerde işlenmiş bir mevzudur. Günümüzde, gazlı içecekler vs.’nin içerdiği alkolün, bunların helallığı hükmüne bir halel getirmeyeceğini söyleyenlerin genellikle buradan hareket ettiği görülüyor.

Ancak, içecek olarak kullanılan su ile abdest ve gusülde kullanılan su arasında bir ayrım yapmak en azından ihtiyata uygun davranış olarak benimsenmelidir diye düşünüyorum. Zira kaynaklarımızda gerek mezkûr bölümde, gerekse “Eşribe” bölümünde yerverilen delil ve hükümler bir arada değerlendirildiğinde işin rengi değişmektedir.

Burada örnek kabilinden birkaç noktayı dikkatlerinize sunuyorum:

Efendimiz (s.a.v)’in, durgun suya bevletmekten sakındırdığı malum. Oysa “çok su”ya az miktarda idrar karıştığı zaman onun ne rengini, ne tadını, ne de kokusunu değiştirir. İşaret ettiğim hadisin devamında Efendimiz (s.a.v) içine idrar karışmış sudan gusül abdesti almaktan men etmiştir.

Benzer şekilde uykudan kalkan kimsenin, elini, yıkamadan su kabına sokması Efendimiz (s.a.v) tarafından nehyedilmiştir. Oysa uyurken elimize, suyu kirletecek ölçüde necaset bulaşması normal bir hadise değildir. Buna rağmen Efendimiz (s.a.v)’in umumî bir sakındırmada bulunması dikkate değer bir noktadır.

Yine benzer bir şekilde Efendimiz (s.a.v), köpeğin yaladığı kabın üç veya yedi kere yıkanmasını emir buyurmuştur. (Farklı rivayetler vardır.) Böyle bir kap, içindeki su döküldükten ve temiz su ile bir kere çalkalandıktan sonra, yeni ve temiz bir su ile doldurulduğunda, bu ikinci suyun renk, tat ve koku bakımından köpeğin salyasından “maddî” eser taşımayacağı açıktır. Bu durumda kabın birkaç kere yıkanmasının anlamı ne olabilir?

Sahabe’den bazıları Ehl-i Kitap komşuları bulunduğunu, bunların, kaplarında domuz eti pişirdiklerini ve şarap bulundurduklarını söyleyerek bu kapların kendileri (Sahabe) tarafından kullanılmasının hükmünü sorduğunda Efendimiz (s.a.v), başka bir kap bulamadıkları zaman o kapları güzelce yıkadıktan sonra kullanabileceklerini söylemiştir. Ehl-i Kitab’ın –mesela– içine şarap koyarak içtiği bir bardağa su doldurulduğunda suyun rengi de, tadı da, kokusu da değişmez. Ancak buna rağmen burada “yıkama” emri verildiğini görüyoruz.

Ve nihayet Fıkıh kitaplarımızda, abdest alan kişinin azalarından akan suya “mâ-i müsta’mel” (kullanılmış su) dendiği ve bu suyun –”temizleyici” olmasa da– “temiz” olduğunun belirtildiği malumdur. Bu demektir ki, abdest azalarından akan su başka bir abdestte, gusülde vs. kullanılamaz; çünkü “temizleyici” değildir. Ancak o su, abdest alan kimsenin üzerine sıçradığı/aktığı zaman elbiseyi kirletmez; çünkü “temiz”dir.

Peki bu su “içecek” olarak kullanılabilir mi? “Temiz” olduğu için teorik olarak “evet.” Ama günümüzde diyelim ki bir misafirinize, abdest azalarınızdan aktığını bildiği suyu içecek olarak takdim edebilir misiniz? Yahut size birisi böyle bir suyu ikram etse içer misiniz?

Bütün bunların bizi götüreceği netice şudur: İçine necaset karışan sıvının meşrubat olarak kullanılması ile abdest ve gusülde kullanılması arasındaki farkı gözetmek gerekir.

İmam el-Mergînânî, suyun temiz olup olmadığı hükmünde, nerede kullanılacağının dikkate alınması gerektiğini ihtar edercesine, kireç, çamur gibi yeryüzü eczasından olan şeylerin az miktarının içine karışmasıyla suyun necis sayılmamasını, bunların suya karışmasını engellemenin imkânsızlığına bağlar.

Bu noktanın behemehal dikkate alınması gerektiğini gösteren bir diğer husus da İbnu’l-Hümâm tarafından şöyle dile getirilmiştir: “Çamurla karışık sel suyuyla abdest almak, şayet suyun inceliği ve akıcılığı galip ise caizdir. Eğer çamur galip ise caiz değildir.”

İçindeki çamur miktarı akıcılığını etkilemiş olmasa bile hiç kimse böyle çamurlu bir suyun içilebileceğini söylemez. Dolayısıyla suyu “abdest veya gusülde kullanmak”la “içmek” arasındaki farkı gözden kaçırmamak gerekir. Fıkıh kitaplarının mezkûr sebeple abdest veya gusülde kullanılan suyun durumuna gösterdiği toleransı içeceklere de teşmil etmek isabetli değildir.

Gazlı içeceklerin büyük kazanlarda hazırlandığını, bu kazanların aldığı suyun, pislik tutmamak bakımından Fıkıh kitaplarının tarif ettiği “çok su” miktarında su aldığını, dolayısıyla içine katılan az miktardaki alkolün bu miktardaki sıvının temizliğini bozamayacağını söyleyenlerin yanılgısı da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır…

Meselenin bu yönünü böylece belirttikten sonra bir başka yönüne geçelim:

Ebû Dâvûd, et-Tirmizî, en-Nesâî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzâk, İbn Hibbân, el-Hâkim, ed-Dârekutnî ve daha başkaları tarafından rivayet edilen ve çoğu sarhoş eden şeyin azının da haram olduğunu ifade eden rivayete yakından baktığımızda konumuz açısından şöyle bir problem ortaya çıkmaktadır: Acaba hadiste geçen “çoğu sarhoş edici şey” ifadesinden içeceği mi, yoksa içerdiği alkolü mü anlamalıyız? Eğer içecekleri (konumuz gazoz, kefir vb. olduğuna göre bunları) anlayacaksak, haram olduklarını söyleyemeyiz. Yani “bu içeceklerin çok miktarı sarhoş etmediği için azı da helaldir” diyeceğiz. Eğer alkolü anlarsak, bu içeceklerin haram olduğunu söylemek zorundayız. Zira, içinde binde bilmem kaç oranında alkol bulunan içecek ne kadar alınırsa alınsın sarhoş edici değildir; ancak içindeki alkolün oranı artırıldığında sarhoş edicilik özelliğinin ortaya çıkacağında şüphe yoktur.

Ancak bu defa da meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunan alkol meselesi gündeme gelecektir. (Alkol aynı alkol olduktan sonra doğal olarak bulunması ile sonradan ilave edilmesi arasında hiçbir fark yoktur.)

Bu noktada işinin ehli uzmanlara büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zira “etanol” ile “etil alkol” arasında gerçekten fark olup olmadığı, bunlardan ilkinin meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunduğu ve sarhoş edici özelliği olmadığı, diğerinin ise sarhoş edici özelliğe sahip olduğu bilgisi doğru mudur? Eğer bu ikisi aynı şey ise ve meyve ve sebzelerde, daha farklı, sarhoş etmeye bir alkol çeşidi (yüksek oktanlı aromatik alkol) bulunduğu bilgisi doğru mudur? Eğer hurma, üzüm vs.’de esasen az miktarda etil alkol var ise, bu meyvelerden içki elde edilmesi, içerdikleri etil alkolün miktarının artırılması suretiyle mi yapılmaktadır? Uygun olmayan şartlarda bekletilen meyvelerde zaman içinde etil alkolleşme oluşumunun başladığı bilgisi doğru mudur?
Bu sorulara konunun uzmanları tarafından verilecek “müslümanca” cevaplar, meselenin hükmünü de ortaya koyacaktır.

Dr. Ebubekir Sifil