Archive

Archive for Mayıs, 2010

May
25

Mevsim değişikliğine bağlı olarak görülen yorgunlukla savaşmanız zor değil. İşte bahar yorgunluğuna ‘dur’ diyecek, birkaç basit öneri

Güneş yüzünü gösterdi, ancak siz yine de mutlu hissetmiyor musunuz? Sabahları yataktan kalkmak sizin için bir işkenceyse, bahar yorgunluğu yaşıyorsunuz demektir. Bu durum; sinir gerginliğine, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, kas, omuz, sırt ve boyun ağrılarına, konsantrasyon bozukluğuna, neşesizlik, sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozukluklarına neden olabiliyor.

EVDE DETOKS UYGULAYIN
Detoks, “hastalık ayları” dediğimiz mevsim geçişlerinde, hastalıkların oluşumunu engelliyor. Etkili bir detoks, bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Bu tür programlarda; kullanılacak meyve ve sebzeler çok önem taşıyor. Detoks programı süresince uzmanlar bol su içilmesini ve sıvı ihtiyacının bir kısmını sebze ve meyve sularından karşılanmasını öneriyor. Özellikle yeşil çay, dekotsun olmazsa olmazlarından. Zencefil, hindiba, rezene, kereviz ise vücuttan fazla suyun atılmasına yardımcı olabiliyor. İlk adım olan detoks programı ile bedeninizi arındırdıktan sonra, güçlenen bağışıklık sisteminizin devamlı gücünü koruyabilmesi için ise bağırsaklarda bulunan iyi huylu bakterilerin sayısını artırmak gerekiyor. Çünkü bağırsaklardaki bakteriler arasındaki dengenin bozulması, bağışıklık sisteminin de bozulmasına neden oluyor.

KENDİNİZİ YENİLEMENİN BASİT İPUÇLARI
Bolca sebze ve meyve tüketmek, düzenli yemek yemek, prebiyotik ürün almak, kefir içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekiyor.
Aşağıda belirtilen vitamin ve etkin madde gruplarından tüketmeniz, yorgunluğa son vermeniz konusunda büyük önem taşıyor.
Magnezyum, potasyum, çinko B grubu vitaminleri:
C vitamini Ginseng
Detoks programı uygularken, günlük tüketilen su miktarının artırılması gerekiyor. Uzmanlar her gün düzenli olarak 10-12 bardak su tüketmenin şart olduğunu belirtiyor. Yeşil çay içmeniz de hastalıklardan korunmanızda büyük önem taşıyor. Ayrıca C, A ve E vitaminleri, selenyum ve Omega 3 kullanmalısınız.
Kahve, çay, soğuk içecekler, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekleri kesinlikle azaltın. Rezene, melisa, papatya ve ısırgan otu gibi rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.

ENERJİK VE ZİNDE BİR VÜCUT İÇİN
* Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterin.
* Sentetik yerine pamuklu kumaştan üretilen kıyafetler giymeye özen gösterin.
* Her gün akşam ya da sabah ılık duş alın.
* Güne mutlaka gülerek başlayın.
* Alkol ve sigara kullanıyorsanız mümkün olduğunca azaltın.
* Düzenli olarak açık havada haftada 3 gün 45 dakika süre ile yapılacak tempolu yürüyüşü içeren aktif bir yaşam tarzını benimseyin.
* Düzenli olarak, her gün 7-8 saat uyumaya çalışın.
* Bazı gevşeme ve stres atma tekniklerini öğrenip uygulayın.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

May
25

ANTALYA – Türk halkının yüzde 83′ünün, ikinci kromozomdaki kalıtsal özellik nedeniyle süt şekerine tahammül edemediği (laktoz emilim bozukluğu) ve bu nedenle fazla süt tüketemediği bildirildi.

Akdeniz Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, meme bezlerinden salgılanan süt ve sütlü besinlerde bulunan bir karbonhidrat olan laktozun, bebekler için yaşamsal önem taşıdığını vurguladı.

Bebeklerin sadece sütle beslenmeleri nedeniyle başlıca karbonhidrat ve enerji kaynaklarının laktoz olduğunu belirten Prof. Dr. Artan, doğuştan laktozu sindirebilme yeteneğine sahip kişilerde ırksal ve kalıtsal özelliklere bağlı olarak bu yeteneğin zamanla azaldığını kaydetti.
Haberin devamı ↓reklam

Kuzey Batı Avrupa ülkelerinde yüzde 1-12 oranında görülen laktozu sindirememe oranının, güney ve doğuya doğru ilerledikçe arttığını, Orta Asya ve Arap ülkelerinde yüzde 90′ı, Afrika kökenlilerde ise yüzde 99′u bulduğunu vurgulayan Artan, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 83 olduğunu bildirdi.

Artan, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi durumunda tekrarlayan karın ağrıları, şişkinlik, bulantı, ishal, hazımsızlık gibi şikayetlerin laktoz sindirme yeteneksizliğine işaret olduğunu ifade ederek, ”bu belirtiler başka pek çok hastalıkta da görülmesi nedeniyle bazen fark edilemiyor” dedi.

TAHAMMÜLSÜZLÜK 5 YAŞINDAN SONRA BAŞLIYOR
Süt şekerine karşı tahammülsüzlüğün 5 yaşından sonra ortaya çıkmaya başladığını anlatan Artan, 8-9 yaş çocukların yarısında görülen bu durumun 12 yaşında yüzde 75′lere ulaştığını kaydetti.

Türk halkının çocukluktan edindikleri deneyimlerle süt ve sütlü besinlere isteksiz davrandığını, bu nedenle zaman zaman süt tüketiminin artması için çocuklarda ve okul çağı çocuklarına yönelik kampanyalar düzenlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Artan, şunları söyledi:

”Çoğu zaman süt tüketimindeki yetersizliğimizi sorgularız. Bunun altında yatan temel sorun, laktoz sindirme yeteneksizliğinin ırksal ve kalıtsal nedenlerle ülkemizde yoğun olmasıdır. Süt şekerine tahammül edemeyen bu kişiler, süte çocukluk çağında alıştırılmadıklarını beyan ederek, ‘tiksiniyorum’, ‘burnuma kokuyor’ gibi ifadeler kullanırlar. Bilirler ki, tahammül edebildikleri limitin üstüne çıktıklarında iki saat içinde bulantı, hazımsızlık, kramp ve ishal eğilimi ortaya çıkacaktır. Eğer sütten uzaklaşırsa da 12 saat içinde süratle iyileşeceklerdir. Yoğurt, ayran, kefir ve lor peyniri gibi fermente süt ürünleri, laktobasilus denilen bakterinin üremesi sırasında laktozu harcayıp tüketmesi nedeniyle düşük miktarda laktoz içerirler. Laktoz, anne sütünün 100 gramında 4, inek sütünde 7, Türklerin medeniyete armağanı olan yoğurt, ayran ve kefir gibi süt ürünlerinde ise 2 gramdır. Türkler sütü severek içememekle birlikte fermente süt ürünleri dediğimiz yoğurt, kefir ve ayranı severek tüketmektedir.”

KEMİK ERİMESİNE NEDEN OLUYOR
Laktoz sindirme yeteneği olanlarda katarakt, olmayanlarda kemik erimesi görüldüğünü belirten Artan, ”Sütü ulusça çok tüketmek gerektiğini biliyoruz ama böylesine kısıtlayıcı etmen de Türk toplumunu sütü alabildiğine rahat tüketmekten alıkoymaktadır. Ne yazık ki bu durum, ülkemizde kemik erimesinin erişkin her 3 kadın ve 7 erkekten birinde görülmesine neden olmakta. 40′lı yaşlarda sırt ağrısı ile kendini gösteren kemik erimesi, kırıklara yatkınlığa yol açmakta ve yaşam kalitesini düşürmekte” diye konuştu.

Artan, süt çocuklarında günde 600 miligram civarında olan günlük kalsiyum gereksiniminin, çocukluk çağında 800 miligrama, ergenlik çağında ise 1200 miligrama yükseldiğini bildirerek, bu ihtiyacı karşılamak için bir ergenin en az iki su bardağı süt veya aynı miktarda yoğurt, lor peyniri, ayran tüketmesi gerektiğini kaydetti.

SÜTÜ KESMEYİN, AÇIĞI KAPATIN
Laktozun bir düşman olmadığını vurgulayan Artan, bebeklerin başlıca besin kaynağı sütün içerisindeki bu başlıca karbonhidratın, erişkinlerde de kabızlığı giderici etkisi bulunduğunu dile getirdi. Laktozun belli oranda şifa kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Artan, ”Laktoz sindirme yeteneksizliği başa çıkılabilir bir sorundur. Süt alımını azaltıp, kesmekten çok, süte tahammülü artıracak sentetik laktaz enzimi damlalarıyla beslenerek ya da yoğurt, lor peyniri ve kefiri tüketerek açığı kapatabiliriz” dedi.

Çocukların gelişimi için süt ve süt ürünlerinin önemine dikkati çeken Artan, 5 yaşından sonra süt ve süt ürünlerine karşı iştahsızlık gelişen çocukların ailelerinin çocuk gastroenteroloji uzmanları ile çocuk doktorlarına başvurabileceklerini söyledi.

, , , , , , , , , ,

May
25

Sağlığa yararları saymakla bitmeyen kefir, hayatımızdan hiç çıkarmamamız gereken besinler arasında yer alıyor. Ayrana benzeyen ve en az ayran ile yoğurt kadar faydalı olan kefir, 7’den 70’e herkesin mutlaka tüketmesi gereken gıdalardan…
Kefir kültüre edilmiş, bir çok sağlık unsuru içeren, ayran benzeri bir içecektir. Uzun zamandan beri Kafkasya’da bilinen ve yöre halkı tarafından yapılıp içilen bir süt içeceği. Halen Rusya’da tüketilen fermente süt içeceklerinin yüzde 70’ini kefir oluşturmakta. Bu ülkede 1981 yılında 1 milyon 160 bin ton kefir yapıldığı; Almanya, Finlandiya, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve İsveç’te ise kefirin ticari olarak üretilip satıldığı belirtilmiş. Son yıllarda ülkemizde de bazı rahatsızlıkları iyileştirmek amacıyla evlerde kefir yapılmakta ve kefir tane sine olan talep her geçen gün biraz daha artmakta.

HERKES RAHATÇA TÜKETEBİLİR

Kefir; ekşi ve ferahlatıcı tadıyla ayrana, probiyotik yapısıyla da yoğurda benzemektedir. Kefirde doğal olarak yer alan bakteriler ve mayaların simbiyotik etkileşimi sonucu oluşan yapılar, bu içeceğin düzenli olarak tüketilmesi durumunda, sağlık açısından büyük fayda yaratmaktadır. Kefir, değerli vitamin ve minerallerle yüklenmiştir. Kolay sindirilebilir proteinler ve doğal antibiyotik özellikler içermektedir. Kefirde yer alan çok miktardaki yararlı maya ve bakteri, kültüre edilme işleminden sonra, ortamda bulunan laktozun tamamına yakınını yapılarında bulunan laktoz enzimi ile tüketirler. Böylece laktozu tolere edemeyen kişilerde kefiri gönül rahatlığıyla tüketirler.

Kefir çok farklı sütler ile örneğin inek, keçi, koyun, hindistan cevizi, pirinç ya da soya sütleriile yapılabilir. Yapısal olan mukoz benzeri özelliği, sindirim sisteminde yararlı bakterilerin kolonizasyonunu kolaylaştırır. Kefir, tanecik (grain) adı verilen jelatinimsi beyaz ya da sarı partiküllerden oluşmaktadır. Bu tanecikli yapı, kefiri diğer süt ürünlerin den ayırmaktadır. Bu tanecikler, bakteri-maya karışımı kazein (süt proteini) ve kompleks şekerlerle küme halini almaktadır. Bazı taneciklerin fermentasyon işlemleri sonucunda bir elin avucuna sığabilecek büyüklüklere ulaştığı bilinmektedir. Tanecikler yapılarında bulunan yararlı organizmalar sayesinde sütü fermente ederek, kültüre edilmiş bir ürüne dönüştürmektedir. Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel aminoasitler bakımından son derece zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilen yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan esansiyel aminoasitlerden biri olan triptofan ile kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu bilinmektedir.

ENERJİ KAYNAĞI

Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan ve kefirde de bulunan fosfor ise, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında büyük kolaylık sağlamaktadır. Bu açıdan da, kefir yemek yararlıdır. Kefir; B1, B12 ve K vitaminleri bakımdan da çok zengindir. Bu vitaminlerin yeterli derecede alınmasının gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.

ÇOCUKLARA ŞEKER YERİNE KEFİR YEDİRİN

Düzenli olarak kefir tüketmenin sağlık açısından pek çok yararı bulunmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:

* Kefir kolay sindirilebilir bir besindir. Vücut için faydalı bakteriler, mayalar, vitaminler, mineraller ve proteinler açısından son derece zengindir.

* Dengeleyici bir gıdadır. Bağırsakları temizler ve içerdiği yapılar sayesinde bağışıklık sisteminin düzenli bir şekilde işlemesine yardımcı olur.

* AIDS gibi rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatan bir özelliği vardır. Kronik yorgunluk sendromuna ve halsizliğe karşı olumlu etkileri bulunmaktadır. Kanserle mücadelede de çok önemli bir rol oynar.

* Çok fazla şeker ve şekerli gıda tüketen çocuklar için son derece faydalı bir besindir. Çocuklara şeker yerine kefir yeme alışkanlığı kazandırmak yerinde bir davranış olacaktır.

Sakinleştirir

* Sinir sistemi üzerindeki sakinleştirici etkisi sayesinde uyku bozukluklarıyla, depresyonla ve hiperaktivite rahatsızlıklarıyla mücadele de çok önemli bir rol oynar. Çünkü kefir, doğal bir sakinleştirici ve antibiyotik niteliği taşımaktadır.

* Dünyanın farklı yerlerinde, astımın ve bir takım deri rahatsızlıklarının tedavisin de kefirden yararlanılmaktadır. Günümüzde, iç eko-sistemin temizlenmesinde de kullanılmak tadır.

Sindirim sistemi üzerinde yoğurttan çok daha etkili

Kefirle yoğurt arasındaki başlıca farklar şöyle sıralanıyor:

* Her iki ürün de kültüre edilmiş süt ürünleridir ama farklı türde faydalı bakteriler içermektedir. Yoğurdun içermiş olduğu bakteriler sindirim sistemini temiz tutarak, burada konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamaktadır. Kefir, bu özelliklere ek olarak, yoğurdun sahip olmadığı sindirim sistemini kolonize etme özelliğinede sahiptir.
* Kefir yoğurtta bulunmayan birkaç faydalı bakteriyide içermektedir. Lactobacillus caucasus, leuconostoc, acetobacter türleri ve streptococcus türleri bunlara örnektir. Aynı zamanda, vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve elimine eden saccharomyces kefir ve torula kefir gibi mayaları da içermektedir. Kefir, sindirim sisteminde zararlı bakterilerin ve mayaların bulunduğu ortamda mukozasta bir yapı oluşturarak bu ortamı temizler ve bağırsakların direncini artırır. Bu sayede de vücut, gerek escherichiacoli gibi patojenlere gerekse bağırsak parazitleri ne karşı çok daha dirençli hale gelir.
* Kefirin için de bulunan bakteriler ve mayalar, tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önler. Bu sayede kefir, kolonu temiz ve sağlıklı tutar. Kefirin yoğurda kıyasla daha ince tanecikli bir yapıda olması, sindiriminin daha kolay olmasını sağlamaktadır. Bu sayede de hem bebekler, hem rahatsız yaşlılar, hem de sindirim bozukluklarına sahip olan kişiler açısından tüketimi bir hayli kolaylaşmaktadır.

Evde nasıl kefir yapılır?

Evde kefir hazırlamak için bir kavanoza veya ağzı geniş bir şişeye, 2 bardak taze süt koyun. Kefir tanelerini bulundukları kaptan demir olmayan bir süzgeç vasıtasıyla süzün. Süzgeçte kalan kefir tanelerini ise sütün konduğu kaba aktarın. Ağzını bir kapla sıkı olmayacak şekilde örtün. 24 saat oda sıcaklığında bekletin. Kefir tanelerini bir kez daha demir olmayan bir süzgeçle süzün. Bunları eğer tekrar kefir yapılacaksa sütün içine, yapılmayacaksa kendi kaplarına koyun. Hazırladığınız kefiri en çok 2 gün içinde tüketin. Ağzı kapalı bir kabın içinde, buzdolabın da muhafaza edin.

GAZETE HABERTURK – TAYLAN KÜMELİ

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,