Archive

Archive for the ‘basından’ Category

Şub
01

СВЕТИ ГЕОРГИIsparta Süleyman DemirelÜniversitesi (SDÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü’nde süt içeceği kefirin ham maddesi üretildi.

SDÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. ZeynepSeydim, asırlar boyu yaşam iksiri olarak tüketilen kefirin tamamen organik olarak ürettiklerini söyledi.

Doğal koşullarda üretilen kefirin ana ham maddesinin Türkiye’de sadece SDÜ’de üretildiğini kaydeden Doç.Dr. Seydim, “Gerçek kefir sütun kefir danesiyle mayalanmasıyla elde edilir. Gerçek kefir danesi sağlıklı ve mutlu bir hayat için çok faydalı olan probiyotikleri özellikle laktik asit bakterilerini, asetik asit bakterilerini ve mayaları belli oranlarda doğal olarak bulundurmaktadır” diye konuştu. Özellikle Kafkasya’da kefirin faydalarının iyi bilindiğini belirten ve burada yaşayan insanların yüzyıllardır kefir tüketmekte olduklarını söyleyen Doç. Dr. Seydim, kefirin Kafkas halkı için yaşam iksiri olduğunu aktardı.

HER DERDE DEVA

Doç.Dr. Seydim, “Kefir mucizevi bir içecektir. Düzenli kullanıldığı zaman kolesterolü azaltır, vücuttan atılması gereken maddelerin gidişini kolaylaştırır. Bağırsak hareketlerini hızlandırır. Hazmının kolay, proteince zengin oluşu nedeniyle kefir, hastalar ve çocuklar için önemli bir besin kaynağıdır. Savunma sitemini güçlendirir. Konsantrasyonu artırır, kan şekeri düzenler. Rahatlatır ve enerji verir. Kolon kanserine karşı da düzenli kullanımda faydası görülmektedir” dedi.

PATENT ALIP ÜRETİME BAŞLADILAR

Kefir üretimini patent alarak endüstriyel üretime taşıdıklarını da kaydeden Doç.Dr. Seydim, ‘Danem’ ismine patent alarak marka hamlesi başlattıklarını bildirdi. Herkesin evinde kefir elde edebileceklerinin altını çizen Doç.Dr. Seydim, “Doğal kefir mayası üniversiteden 15 lira karşılığında temin edilebilir. Bizden alacakları kefir mayasıyla tüketiciler 1 litre sütü mayalayarak doğal koşullarda oda sıcaklığında 1 gün süren mayalama sonucunda kefir elde edebilir” diye konuştu.

, , , , , , , ,

Ara
28

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Ahmet Aydın:

Ben anne sütü dışında çocuklara süt içirilmesini doğru bulmuyorum. En doğrusu ek gıdalara başlar başlamaz yoğurt verin, kefir verin, ama süt içirmeyin. Sadece kutu sütleri değil, günlük sütleri de… Çünkü süt en alerjik gıdadır. Çocukta başta astım olmak üzere pek çok kronik hastalığa sebep olabilir…

- Hocam dünkü konuşmamızda, “Bol bol tereyağ yiyip, unu şekeri keserseniz kolesterolünüz düşer” demiştiniz. Bu kadar basit mi?

Unlu şekerli gıdalar diyorum. Bu basit bir cümle ama bir düşünün. Unlu şekerli her şey. Yani ekmek, makarna, pilav… Hele ki dışarıda yiyorsanız, yandınız. Börekler, çörekler, poğaçalar, simitler, hepsi çok tehlikeli. Bu arada meyvelerin çok tatlılarına da yanaşmayacağız…

- Peki baştan konuşalım mı o zaman? Nasıl beslenmemiz gerekiyor? Siz herhalde Taş Devri Diyeti’ni uyguluyorsunuzdur ama… Bize ne önerirsiniz? Nasıl vazgeçeceğiz unlu şekerli gıdalardan?

Bence Karatay Diyeti de, Taş Devri Diyeti de uygundur. Ben ikisine birden ‘Tabiat Ananın Diyeti’ diyorum. Kolayca uygulayabilirsiniz. Eğer unlu şekerli gıdalarla beslenirseniz metabolik sendrom olursunuz. Vücudunuzda, o dün söylediğimiz damarları tahrip eden, daraltan iltihap hücreleri artar.

- Metabolik sendrom nedir?

Metabolik sendrom diyabet öncesi durumdur. Prediyabet diyoruz biz bu döneme. Birden bire diyabet olmuyorsunuz, çocukluğunuzda beslenme alışkanlığınıza bağlı olarak yavaş yavaş hastalanmaya başlıyorsunuz. Kan şekeriniz yükseliyor yükseliyor, 100-110’ları bulunca ‘Diyabet oldun’ diyorlar. Bu metabolik sendrom daha siz diyabet olmadan önce iltihap hücrelerini artırıyor vücudunuzda ve damar sertliği de çocukluktan itibaren başlıyor. 30’lu, 40’lı yaşlarda değil… Unlu şekerli gıdaları fazla yediğiniz için hastalanıyorsunuz. Bu yüzden biz her türlü gazoz, meyve suyu, hatta doğal meyve sularına bile karşıyız.

- Yani meyveden sıkılmışına bile…

Evet. Meyvenin kendisini yiyin diyoruz. Çünkü lifli olduğu için geç emilir bağırsaklarda, damarlara o kadar zarar vermez. Ama çok tatlı meyveleri de çok yemeyin diyoruz…

- Üzüm gibi mi?

Evet. Tabii ki, makul miktarda yiyebilirsiniz. Ama üzüm yerine, kivi, vişne, kiraz ya da ekşi elmayı tercih edin diyoruz… Meyveye biraz kısıtlama getiriyoruz ama sebzede hiç kısıtlamamız yok.

- Mesela bugün benim yanımda iki mandalina ile küçük birer elma ve armut var. Bir gün için bu kadar meyve çok mu?

Armut çok tatlı olabilir. Ama diğer üçünü yiyebilirsiniz…

- Peki ya kuru meyveler?

Kuru incirin içindeki şeker oranı korkunçtur, kuru kayısının da öyle…

- Ama günde bir incir ya da iki kayısı yeniyorsa?

O zaten günlük şeker limitinizi doldurur. Bir tane incir yiyeceğinize, dört tane mandalina yiyin daha iyi.

- Peki Karatay Hoca hiç ekmek önermiyor? Ama sizin kitabınızda dikkat ettim siz bir-iki dilim ekmeğe hayır demiyorsunuz…

Bizim görüşlerimizin yüzde 99’u aynıdır. Bence de hiç ekmek yenmese daha iyidir. Ben üzerine tereyağ sürmek için yiyorum. Tereyağ yemiyorsam o gün, ekmek de yemiyorum. Tereyağ, zeytinyağ bunları yediğiniz müddetçe sorun yok. Çünkü bunlar aynı zamanda tok da tutar insanı. Bizim derdimiz un ve şekerle. Çünkü insanlar bu iki gıda ucuz da olduğu için çok fazla tüketiyor.

- Meyvelerin çok tatlılarına yanaşmayacağız. Peki ya çikolata, bal, pekmez?

Biz sadece esmer çikolataysa ona biraz izin veriyoruz. Haftada iki gün bitter çikolataya… Balı ancak çok saf bir balsa yiyebilirsiniz. Ama maalesef piyasada fiyatı 10 lira olan bal gerçek bal değildir. Belki arı yapıyordur. Ama gerçek bal değildir. Önüne konan glikoz şurubundan yapıyordur. Bizim baldan istediğimiz şey ne? Arı gidip bir yığın çiçeği dolaşıyor, oradaki özleri, vitaminleri alıyor, o sizin vücudunuz için çok gerekli, bunun için de bu balı yiyin istiyoruz. Ama günde bir-iki çay kaşığı kadar. Bir de ne istiyoruz, her mevsimin kendi sebzesini yiyin istiyoruz. Şimdi pırasa, ıspanak varsa onları, yazın da domates, salatalık yiyin diyoruz. Bunların mevsimi dışında yenmesini de istemiyoruz.

- Peki organikse salatalık ve domates?

Bu mevsimde organik salatalık domates olmaz. Varsa serada yetiştirilmiştir. Onu da önermiyoruz. Dedeleriniz gibi, nineleriniz gibi beslenin. Eğer koroner kalp hastalığını önleyici tedbirler üzerinde duracaksak, diyoruz ki bir unlu şekerli gıdaları iyice çıkartacaksınız diyetinizden. İki, her mevsimin taze sebze ve meyvesini yiyeceksiniz. Meyvede aşırıya kaçmayacaksınız. Sebzede istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Et yumurta gibi gıdaları serbestçe yiyebilirsiniz, ama bu et mümkünse merada beslenen, özgürce dolaşan hayvanların eti olsun. Tabii bunları bulmak çok zor ama eğer talep yaratılırsa mutlaka karşılığı bulunur.

Köylü de bir şeyler kazanmaya başlar. Ben ayrıca D vitamini konusuna çok önem veriyorum. Ya iyi güneşleneceksiniz, ki bu şehir hayatında çok mümkün değil, o zaman mutlaka D vitamini alacaksınız. Pratikte erişkinler için söylüyorum, iki ayda bir en azından bir ampul D vitamini için. İğne olarak yaptırmanıza gerek yok. Tanesi 2 lira. Reçeteye bile yazdırmaya gerek yok. Herkesin ulaşabileceği kadar ucuz.

- Süt ürünleri dediniz. Ya süt? İçmeyecek miyiz?

Hayır. Süt ürünlerini tüketeceksiniz. Peynir, yoğurt, kefir… Peynir, beyaz peynirse klasik ezine peyniri olacak, kaşarsa Kars ya da Trakya’nın tekerlek peyniri olacak. Ya da tulum peyniri.

- Ne kadar yiyebiliriz?

Peynirde sınır yok. İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz.

Günde 5 yumurta bile yiyebilirsiniz, zararı yok

- Bazı diyetisyenler peynir için zararlı diyorlar…

İstediğiniz kadar peynir, istediğiniz kadar yumurta yiyebilirsiniz…

- Yumurtayı da istediğimiz kadar yiyebilir miyiz? Bir zararı olmaz mı?

İsterseniz 5 tane bile yiyebilirsiniz. Ama yiyemezsiniz ki! Bir de ağız tadınıza bakacaksınız. Yani biz demiyoruz ki, her gün illa 5 tane yiyin. Canınız istiyorsa, yiyebiliyorsanız yiyin ama ertesi gün isteseniz de 5 tane yiyemezsiniz… Ama 5 tane de yemenizin bir zararı yoktur. Bakın, o yumurtadan 21 gün sonra bir civciv çıkıyor. Yumurtanın neresi kötü olacak? Tam tersine faydası var. Olağanüstü bir besin. Tam bir yiyecek. Hele de bu özgür dolaşan bir tavuğun yumurtasıysa, börtü böcek yiyorsa o tavuk. Ama börtü böcek yemiyorsa onun yumurtasının yerini tutmaz. O yumurtadan kolay kolay civciv de çıkmaz zaten. Çünkü Omega 3’ü falan yeteri kadar alamıyordur. Ben her sabah mutlaka tereyağına iki yumurta kırıyorum. Ama yüksek değil kısık ateşte pişiriyorum. Hem gün içinde çok tok tutuyor, hem de çok besleyici…

- Peki hocam neden süt içmeyin diyorsunuz?

Bir kere hangi sütü içeceksiniz? Bırakın kutu sütünü, sütü mandradan alsanız bile kaynatıyorsunuz, birçok özelliğini kaybediyor o süt, enzimleri kayboluyor… Bu yüzden bu sütü alıp ne yapacaksınız? Yoğurt haline getireceksiniz. Aslında bizim geleneğimizde de süt içmek yoktur. Yoğurt, peynir yenir. Tabii şu anda peyniri rahat bulabiliyorsunuz da, doğal yoğurt bulmak çok zor. Marketten aldığınız hiçbir yoğurt ekşimiyor. Ekşimeyen, sulanmayan yoğurdu yemeyeceksiniz. Çünkü içinde faydalı enzimleri yok. En güzeli kendiniz yapacaksınız. Bunun için de sütü ya mandradan almalısınız ya da günlük olanını kullanmalısınız.

Yoğurt gibi kefir de yapabilirsiniz. Hatta kefir yoğurda göre bir gömlek daha üsttedir. Kefir de yoğurt da ikisi de mayalandıkça, ekşidikçe değerleri artıyor. İçlerinde bir yığın faydalı mikrop oluşuyor. Faydalı mikroplar insanı başta alerji ve astım olmak üzere birçok kronik hastalığa karşı koruyor. İçindeki enzimler sindirimi kolaylaştırıyor. Bu arada mutlaka Omega 3 takviyesi alınsın istiyoruz, her gün en az 2 gram kadar balıkyağı kapsülü alınmalı. Dün de belirttiğim gibi hem kandaki Omega 3’ü artırır hem de kanı sulandırır! Tabii bu arada mutlaka zeytinyağı, tereyağı ve hayvansal yağlar dışındaki diğer yağları da azaltmak gerekiyor. Ayçiçek yağı, mısır yağı, margarin gibi yağların diyetten çıkartılması gerekiyor. Pilavı makarnayı elbette önermiyoruz ancak bulgura biraz izin var. Karatay Hoca da karşı çıkmıyor bulgura. Tereyağlı bulgur içine domatesi katarsanız çok lezzetli ve sağlıklı bir yiyecek olur.

Baklagilleri iki gün suda bekletin

- Hocam ben süt konusuna takılıp kaldım. Süt içmenin bir zararı var mı?

Var tabii. Bir numaralı alerjen süttür.

- Siz çocuklara kaç yaşından sonra süt önermiyorsunuz?

Ben anne sütü dışında süt verilsin istemiyorum, süt ürünleri verilsin diyorum. Yani yoğurt, peynir, kefir… Ek gıdalara başlar başlamaz hemen. Zaten kefire alıştığı zaman tatlı şey de istemiyor çocuklar…

- Benim çevremde insanlar zorla süt içiriyorlar…

Kesinlikle yanlış. Bir kere sütü sıcak işlemden geçiriyorsunuz, içindeki vitaminler, enzimler kayboluyor. Sonra bizim ırkımız süt içmeye çok uygun değil. Sütün şekerini vücudumuz zor sindiriyor. Onun için birçok çocukta süt mide bulantısı yapabilir. Tabii bir de bağırsaklarda iyice parçalanmadığı için süt bir numaralı alerjik gıdadır. En fazla alerjik olan besinler evrimde insan diyetine en son giren gıdalardır. Bunların başında bebeğin annesinin sütünü değil başka hayvanların sütünü içmesi gelir, ikincisi ise buğday glutenidir. Üçüncüsü de baklagillerdir. Bu yüzden de baklagilleri, nohutu, kuru fasulyeyi iki gün suda bekletmek gerekir. 8 saatte bir suyunu değiştirerek… Mercimeği de mutlaka suda bekletmelisiniz ama o kadar fazla değil.

- Baklagilleri de konuşalım istiyorum ama bebek hiç anne sütü almıyorsa ne yapacağız peki?

6 aya kadar mecburen mama vereceksiniz… Ama sonra yoğurt ya da kefir verebilirsiniz.

- Ne miktarda?

Belli bir miktarı yok. Alıştırmak için önce birkaç kaşıkla başlarsınız, sonra bir kase verebilirsiniz. Ama tabii çocuk bu arada başka ek gıdalar da alacak. Bu arada yoğurtta ya da kefirde kullanacağınız sütü mandradan alırsanız daha iyi, günlük şişe süt de olabilir. Kefiri piyasadan da alabilirsiniz eğer meyveli değilse…

- Diyelim ki bebek köyde yaşıyor ve günlük süte ulaşmak mümkün. O zaman içirebilir miyiz?

Hayır. Ben anne sütü dışında süt içilmesini önermiyorum. O sütü de, keçi sütü de olsa yoğurt yapsınlar. Çünkü dediğim gibi süt bir sürü ısıl işlemden geçiyor, içindeki sindirici enzimler özelliklerini kaybediyor, vitaminler azalıyor. Halbuki siz onu mayaladığınız zaman enzimler tekrar canlanıyor, yeni enzimler, sindirici enzimler oluşuyor. Günümüzde o kadar çok alerjik çocuk var ki, daha sonra astım ya da ottoümmin hastalıklara yakalanabiliyorlar. En büyük sebeplerden biri de süt.

- Siz kutu sütleri hiç önermiyorsunuz.

Evet. Çok yüksek ısıl işlemden geçiyorlar, süt molekülleri tahrip oluyor, sütün bütün molekül yapısı değişiyor, süt süt olmaktan çıkıyor ve en büyük alerjen oluyor.

- Peki ama süt içmezseniz osteoporoz riskiniz artıyor deniyor?

En fazla süt içilen ülke Amerika’dır. En fazla osteoporoz de beyaz Ameriklılar’da görülür. Ama zenciler ya da Latin Amerikalılar’da Kızılderililerde süt tüketimi azdır. Çünkü tıpkı Türkler gibi sindiremezler sütü ve kemik erimesi daha azdır onlarda. Sütün içinde kalsiyum yüksek ama bunun emilmesi çok büyük sorun. Bu yüzden bu görüş de yanlış. Dediğim gibi bunun için yoğurt yiyin, kefir yiyin, çok daha iyi…

Nineleriniz dedeleriniz gibi beslenin

- Hocam bu söylediklerinizi yerine getirebilmemiz için bütün okullarda seferberlik başlatılması lazım kim yapacak onu?

- İyi ama çocukların beslenme çantasına meyve suyu ve süt istiyorlar… Anne babalar beslenme çantalarına kolay diye marketten bisküvi, gofret alıp koyuyor… İlkokula giden çocukların hepsi benden daha şişman. O kadar hareket etmelerine rağmen…

Size bir örnek vereyim, Marmara Adası’nda bizim bir tanıdığımız öğretmenlik yaptı. Bakıyor herkes kutu süt kullanıyor. Diyor ki, “Bakın sizin burada keçileriniz var. Tamamen doğal besleniyorlar, ağılları bile yok, yaz kış serbestler, çok güzel sütleri var. Bu UHT’li kutu sütleri almayın, çünkü o sütler sağlıklı değil, sizin zaten keçileriniz var, onların sütünü için, en sağlıklı süt o.” Ama kaymakamlık da sütlerin açıkta satılmasına izin vermiyor. Diyor ki, “Ertesi gün bir baktım geniş bir beyaz afiş hazırlanmış, üzerine de ‘En sağlıklı süt ambalajlı süttür’ diye yazmışlar… Kutu sütü konusuna girdiğiniz zaman, ki ben girdim, ‘Süt savaşları’ diye, hakkımda bir sürü dava açıldı. Onun için sütçüler de, tavukçular da düşmandırlar bana…

- Tavukları yemek zaten günah bence… Bir din adamı çıkıp böyle bir açıklama yapmalı bence. Hayvancağızları, bir an önce et yapsın diye dapdaracık yerlerde, kıpırdamalarına bile izin vermeden büyütüyorlar…

Ayağı yere değmeden tencereye düşüyor tavuk, güneş yüzü görmeden. Yumurta tavuklarının da gagaları kesiliyor ki birbirlerine zarar vermesinler diye…

- Karnımız doyacak diye nasıl da işkence ediyoruz bu canlılara hocam. Buna dur diyecek birileri olmalı mutlaka…

Bu kuş gribi gündemdeyken, “Tavuklara başlatılan haçlı seferlerine hayır” diye açıklama yaptım. Tavukçular Derneği Başkanı geldi “İyi hocam da niye böyle yapıyorsunuz, biz insanlara ucuza tavuk üretiyoruz” dedi. “İyi de insanları tam tersine açlığa mahkum ediyorsunuz. Köylü 3 tane tavuğunu, 20 tane yumurtasını pazarda satıyordu, onları da yapamıyor artık. Üç tavuk 10 liradan 30 lira, 20 yumurta da 1 liradan 20 lira. O 50 lirayla, biraz Amerikan bezi, biraz un, biraz yağ alıyordu. Onunla geçiniyordu. Bir yandan da o tavuğun etini, yumurtasını yiyordu. Ama sen onun elinden tavukları aldın ne oldu birdenbire. Adamcağız İstanbul’a göç etti, iş bulamıyor” dedim.

- Eskiden tavuklar pazardan alınır, kestirilirdi çok iyi hatırlıyorum, o tavukların lezzeti de farklı olurdu… Çok daha sağlıklı olduklarını ise hepimiz biliyoruz…

Bu tavukların kesimi kuş gribinden sonra yasaklandı biliyorsunuz. Biz de kuş gribine kadar pazardan alıp kestirirdik tavuğu. Şimdi yok artık.

- Beslenme konusunda bir eskiye dönüş olması ve vicdanlı üretim yapılması lazım. Nasıl olacakbu? İnsanlara doğrular nasıl anlatılacak, onların bunu anlamaları nasıl sağlanacak?

Biz de onun için uğraşıyoruz işte. En azından ben şunu diyorum, şimdiye kadar ben bunu bilmiyordum diyemezsiniz artık, ben bunu söyledim size söyledim, bitti. “Ben bunu duymamıştım” diyemezsiniz, şimdi duydunuz, duyduysanız gereğini yapacaksınız.

vatan

, , , , , , , , ,

Eki
18

Rusya’nın en yaşlı insanı olarak bilinen 121 yaşındaki Habibamal Hametova yaşama veda etti.

Rusya’nın Çelyabinsk bölgesinde yaşayan Tatar kökenli Habibemal Hametova’nın ölümü sevenlerini üzerken basın, “Bir yıl daha yaşasaydı, dünyanın en yaşlı insanı açısından dünya rekorunu kıracaktı. Resmi olarak dünyanın en yaşlı insanı rekorunu Fransız kadın Louis Kalman kırmıştı. Kalman 1997 yılında 122 yaşında ölmüştü” diye belirtti.

Tüm bölgenin tanıdığı Habibemal nine, asrı aşan yaşına aldırmadan beş vakit namazını kılıyor, yemek yapıyor ve oklava ile yufka açabiliyordu. 2 Temmuz’da 121 yaşına giren Habibemal ninenin ayakta yaşamını sürdürmesi, kendi yemeklerini yapması ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi görenleri hayrete düşürüyordu.

Yedi çocuğu olan Habibemal Nine 16 yaşında evlenmiş. Kocasını ve büyük oğlunu İkinci Dünya Savaşı’nda kaybeden yaşlı kadının babası da 30 yaşında iken Sibirya’ya sürülmüş ve bir daha haber alınamamış. Hayatın tüm yükünü omuzlarına alarak yedi çocuğunu tek başına büyüten yaşlı kadının şimdi 100’den fazla torunu var. Çoğu kimsenin torunlarını bile göremediği Rusya’da Habibemal Nine torunlarının torunları ile beraber yaşıyordu.

Daha önce basında çıkan haberlerde Habibemal ninenin daha uzun ömür yaşamasının “reçetesi” şöyle duyurulmuştu: “Hergün sabah 5’te uyanan Habibemal Nine abdestini aldıktan sonra Sabah Namazı’nı kılıyor. Ardından semaveri hazırlayan yaşlı kadın sabah çayını içiyor. Çok tuzlu tüketmeyen Habibemal Nine’nin çaydan sonra en çok tükettiği meyve suyu ve kefir. Üçüncü kattaki komşularına başkalarının yardımı ile çıkabilen Habibemal Nine, bazen de evin önündeki banka oturarak hava alıyor”.

Fuad Seferov, Moskova, Cihan

, , ,

Eyl
17

иконописİlk bölümüyle izleyenlerin beğenisini kazanan ‘Kuzey Güney’ isimli dizide ‘Banu’ karakteriyle ekran karşısına çıkan Bade İşçil formunu kefirle koruyor.

Akşam’ın haberine göre, Nişantaşı’nda geleneksel yürüyüşünü yaparken görüntülenen İşçil, verdiği kısa molada bir markete girerek kefir satın aldı. Market çıkışı yüzüne patlayan flaşlardan neye uğradığını şaşıran İşçil, ‘Bu hiç hoş olmadı, yakalandık’ diyerek objektiflere gülümsedi. Aldığı light kefiri kana kana içen güzel oyuncu daha sonra yürüyüşüne kaldığı yerden devam etti.

Sütün farklı şekillerde mayalanmasıyla elde edilen kefirin cildi güzelleştirdiği ve yaşlanmayı geciktirici etkisi olduğu biliniyor. İlerleyen yaşına rağmen kıskandıran fiziğiyle dikkat çeken Ajda Pekkan da güzelliğini kefire borçlu olduğunu söylüyor.

, , , , , ,

Eyl
10
Kefir ile ilgili yapılan araştırmada, kefirin bağışıklık sistemini arttırmadığı, aynı zamanda stres ve depresyona da iyi geldiği, depresyon ilacı olarak da kullanılabileceği belirtildi.

Kefirin insanlara karşı yarar ve faydaları bilimsel olarak kanıtlandı.

İrlanda Üniversite Koleji ve Kanada McMaster Üniversite araştırma görevlileri tarafından kefirin depresyona karşı ilaç olarak da kullanılabileceği belirtildi.

Kefir ile ilgili yapılan araştırmada, kefirin bağışıklık sistemini arttırmadığı, aynı zamanda stres ve depresyona da iyi geldiği, depresyon ilacı olarak da kullanılabileceği belirtildi.

Kefirle ilgili araştırmanın fareler üzerinde yapıldığına dikkat çekilirken, kefir alımı sonrası stresin ve depresyonun önemli derecede azaldığı ortaya çıktı. Ayrıca, kefirde bulunan bakterilerin beyin ve davranışları da olumlu etkilediği, psikolojik bozuklukları da önlediğine dikkat çekildi.

Kefir aynı zamanda diyet yapan ve vücudunu korumak isteyen insanlar tarafından da kullanılırken, susuzluğu giderip o kişinin moralinin de yüksek tutulmasına yardımcı oluyor.

, , , ,

Eyl
10

Kafkasların sağlık iksiri kefir sadece sindirimi değil bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Mevsim geçişlerinin olduğu dönemlerde kefir içerek virüslere karşı önlem alabilirsiniz.

Güneşli günler bize henüz sonbahara girdiğimizi hissettirmese de grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi pek çok hastalık hava sahamızdan çoktan girdi. Her sene daha da güçlenen virüse karşı yapılması gereken tek şey bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bunun için bir bardak kefir yeter. Tadını beğenin ya da beğenmeyin ama bu içecekten vücudunuzu mahrum bırakmayın. Süt, yağ, laktoz, mineral gibi maddeler ve vitamin içeriğine sahip bu içecek çok güçlü bir multivitamin etkisinde. Yararlı mikroorganizmaların sindirim sistemini harekete geçirerek vücudu toksinlerden arındırdığı kefirin kanserden koruduğunu bilmeyen kalmadı. Hatta modern tıp tüberküloz, kanser ve gastrointestinal rahatsızlıklarda tedavi amaçlı olarak kefirden yararlanıyor.

Antibiyotik etkisi var

Kefirde bulunan laktik asit bakterilerinin immün reaksiyonları kuvvetlendirici bir etki yaptığı deneylerle kanıtlandı. Laktik asit bakterileri immün sistem üzerine dışarıdan destekleyici etki gösteriyor. Sürekli içildiğinde kefirle birlikte vücuda alınan yararlı bakteriler, özellikle de laktobasiller bağırsaklara yerleşerek, buradaki mikroflorayı düzeltiyor. Antibiyotiğe benzer bileşiklerle hastalığa yol açan bakteriler yok ediliyor.

Tadını sevdirecek bir tarif

Kefir mayhoş, ekşimsi ve bozuk süt tadı ile açıkçası toplumun birçok kesimi tarafından içilmeyen bir süt ürünü olarak gözümüze çarpıyor. Birçok kişi yararlı olduğunu bilir ama içmek istemez. Bu nedenle kefiri içilebilir hale getirmek elimizde. Size hazırladığım fonksiyonel kefir tarifini düzenli olarak içtiğinizde bağışıklık sisteminiz güçlenecek. Bir kap içerisine hazır veya ev yapımı kefirinizi boşaltın. İçerisine ince kıyılmış taze nane, taze maydanoz ve salatalık dilimlerini atın. Dörtte bir çay kaşığı tuz ekleyerek karıştırıcıda iyice çırpın. İşte yemyeşil taze sebze kokan kefir ile o mayhoş tattan uzak olacak zevkle içebileceksiniz.

Selahattin Dönmez

, , , , , , , , , , , ,

Tem
26

иконографияикониİnsan sağlığını olumlu yönde etkileyen probiyotikler içeren kefir yaşlanmayı yavaşlatıyor. Kefir kullananlar, kefir ile kendilerin dinç hissettiklerini ve kefirin sakinleştirici özelliği olduğunu belirtiyorlar. Mucizevi ve doğal bir besin olan kefirin hiçbir yan etkisi yok. Cilde, karaciğere bağırsaklara kan dolaşımına, tansiyona çok iyi geliyor. Hücreleri yenileyip güçlendiriyor.
Kefirdeki fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlıyor. Bağırsak hareketlerini hızlandıran bu besin, mide ve bağırsak salgılarını arttırıp hazmı kolaylaştırıyor. Mikrobik enfeksiyonlara karşı vücudun direncini arttırıyor. Kemik erimesini önlüyor, bronşit ve astım nöbetlerini azaltıyor.

Aynı zamanda “gençlik iksiri” olarak da bilinen bu besin, içinde bulunan yararlı vitaminlerin yanı sıra kalsiyum, magnezyum, flor, fosfor ve selenyum gibi mineraller de içeriyor. Düzenli tüketildiğinde sağlığın korunmasına yardımcı oluyor, hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktiriyor.

Kefir’i sıvı halde satın alıp tüketmek veya evde mayalayarak üretmek mümkün. Ancak sıvı olarak içilmesi kimileri için hiç de kolay değil. Çünkü bu mükemmel besinin tadı pek beğenilmiyor. Şimdi bütün bu zahmetlerden kurtaran herhangi bir katkı içermeden, doğal olarak üretilen “kefir kapsülü” genç kalmak ve güzelleşmek isteyen kadınların imdadına yetişti.

Gençliğin, güzelliğin ve sağlığın 1 numaralı besini kefirin onlarca faydasından bazıları:

■- Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır
■-Kronik yorgunluğu giderir
■- Stresi azaltır, sakinleştirir ve kolesterolü düşürür
■-Sinir sistemini güçlendirir
■-Uykusuzluğu ve sinirsel depresyonu ortadan kaldırır
■- Damar sertliğini ve kas kasılmalarını önler
■- Yüksek tansiyonu düzenler ve dengeler
■- Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekliliğini sağlar
■- Kan bozukluklarını giderir ve kanı temizler
■- Karaciğer rahatsızlıklarını iyileştirir
■- Cildi güzelleştirir ve parlaklık verir
■- Egzama ve benzeri deri hastalıklarına iyi gelir
■- Yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar
■- Menapoz dönemindeki riskleri azaltır
■- İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder
■- Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir
■- Safra kesesi ve böbrek hastalıklarını iyileştirir
■-Sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler
■-Sağlıklı diyet için kullanılır, kilo almayı önler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nis
14

Cinsel gücü de artırıyor, her derde deva…

Kefir, ok eski yıllardan beri özellikle Kafkasya bölgesinde yapılan, bugün ise Avrupa ve Amerika ülkelerinde ticari amaçla üretilen süt asidi ve alkol fermantasyonu yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı (yoğurt kıvamında), hafif ekşimsi bir Türk içeceğidir.

Son yıllarda Avrupa ve Amerika’da da yapılmaya başlanmış ve ülkemizde de Ziraat Fakültelerinin Teknolojisi bölümlerinde üretilmekte olup, sınırlı miktarda satışı yapılmaktadır.

KEFİR NEDİR?

Kefir, kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir.

ASLINDA SIVI DEĞİLDİR

Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.

Read more…

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
18

Diyetisyen Nihan Ortaç, kadınlar için çok büyük önem arz eden besinleri ve nedenlerini yazdı…

Yeterli ve dengeli beslenme tüm bireylerin en önemli pusulası olması gerekirken bu konu kadınlar için ayrı bir önem taşımakta. Kadınların sıklıkla karşılaştıkları osteoporoz, regl sancıları, menopoz, meme kanseri, over kanseri gibi problemlerden korunmada ve atlatmada bazı besinlerin etkileri de çalışmalarca kanıtlanmış durumdadır. İşte bu besinlerin 5’i.

KEFİR: Bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olan kefir aynı zamanda içeriğindeki probiyotik bakterilerle bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olarak kadınların önemli sorunları arasında yer alan kabızlık ve şişkinlik gibi sindirim problemlerinin yanı sıra kolon kanserinin de önlenmesine yardımcı olur. Kalsiyum açısından da zengin olan kefir kadınlarda özellikle menopoz döneminden sonra ortaya çıkan osteoporoz riskini azaltmaya da yardımcı olur.

ÇEKİRDEKLİ KIRMIZI ÜZÜM: Üzümün çekirdeğinde ve kabuğunda bulunan resveratrol maddesi tüm kanserlere karşı olduğu gibi meme kanserine karşı da iyi bir koruyucu. Resveratrol tüm antioksidanlar gibi DNA hasarını önleyerek kadınları kansere karşı koruyor. Aynı zamanda kuru üzüm içeriğindeki demirle özellikle bayanların regl döneminde ortaya çıkan kansızlık problemine karşı da oldukça etkili.

KETEN TOHUMU: Omega 3’ten zengin bir bitki olan keten tohumu kolesterol seviyesinin düzenlenmesinde oldukça önemli olmasının yanı sıra meme- rahim kanserlerinin önlenmesinde ve menopoz sıkıntılarının azaltılmasında etkilidir. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde de etkin rol oynamaktadır. Ancak çabuk bozulabilen bir bitki olan keten tohumunun taze olarak öğütülerek günde yaklaşık 1- 2 yemek kaşığı tüketilmesi oldukça önemlidir.

RUŞEYM: Buğdayın en tepesinde bulunan embriyosu olan ruşeym, buğday tohumunun üremesini ve çimlenmesini sağlar. Özellikle E vitaminin iyi bir kaynağı olan ruşeym hücre hasarının önlenmesinde dolayısıyla kanserden korunmada, sinir sistemi hastalıklarının tedavisinde etkindir. Ruşeym cildi yenilemekte ve kırışık oluşumunu engellemektedir.

TARÇIN: Kadınların özellikle regl döneminde yaşadıkları kan şekerinde oluşan dengesizliklere bağlı olarak gelişen tatlı yeme isteğinin önüne geçmek için tarçın iyi bir alternatiftir. Meyvelerin üzerine serpilecek veya süte eklenecek bir miktar tarçın kan şekerini dengeleyerek tatlı krizlerinin önüne geçmeye yardımcı olacaktır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Şub
09

Besin seçiminin kanserle doğrudan ilişkisi var. Kansere ‘dur’ diyen mucizevi gıdaları tüketenlerde ise bu risk minimuma iniyor

Kanser vakalarının son yıllardaki artışında hatalı beslenmenin payı büyük. Araştırmalara kansere yüzde 35 oranında yanlış beslenmenin yol açıyor. Diğer bir deyişle hareketsiz yaşam tarzı ve hazır gıda tüketimindeki artışın önüne geçebilirsek yüzde 35’lik tehlikeyi ortadan kaldırmış oluruz. Tıp dünyası son 50 yıldır kansere karşı koruyucu gıdalar üzerinde çalışıyor. İşte bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış koruyucu gıdalar.

SEBZELER: Soğan, sarımsak, lahana, karnabahar, pırasa, turp, şalgam, havuç, domates, ıspanak, marul, kıvırcık, asma yaprağı, maydanoz, tere, nane, roka, pazıyı sofranızdan eksik etmeyin. Yenilebilen yabani otlar, pancar, salatalık, biber, fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, enginar, kabak, bamya da öncelikli gıdalar.

KURUBAKLAGİLLER: Mercimek, nohut, fasulye, barbunya, bezelye, soya fasulyesi.

MEYVELER: Portakal, greyfurt, limon, kuşburnu, böğürtlen, kızılcık, elma, armut, ayva, erik, kiraz, vişne, cilek, kavun, karpuz, uzum, incir, Nar, dut, muz, hurma, yenidünya

KURUYEMİŞLER: Ara öğünlerde leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz yiyin.

TAHILLAR: Tam buğday ekmeği, kepekli ekmek, çavdar ekmeği, yulaf ekmeği, bulgur, yarma her gün bu gıdalardan birini tüketin.

HAYVANSAL BESİNLER: Yumurta, yağsız veya az yağlı süt, yoğurt, peynir, çökelek, probiyotik süt ve yoğurt ve kefir hem kanser hem de yaşlılıkta savaşta bir numaralı gıdalar.

TEHLİKEYİ ARTIRAN BESİNLER

• Yaşlı ve yağlı koyun, sığır, keçi ve tavuk etleri, kızarmış etten yapılan fast food sandviçler, sucuk, sosis, salam gibi nitrit nitrat eklenmiş besinler, Tereyağı, iç yağı, tuzlanmış ve tütsülenmiş besinler, Doğrudan ateşte pişirilmiş etler, iyi yıkanmamış sebze ve meyve yeme veya sebze meyveden az tüketme.

• Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanırlar. Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değildir. Bununla beraber aşırı un ve seker tüketimi, şişmanlığa, insulin direncine yol açtığı gibi bazı kaynaklara göre dengesiz tüketimleri hastalıkta risk etkeni oluşturmaktadır.

, , , , , , ,