Archive

Archive for the ‘kefirin yararları’ Category

Tem
21

‘Gençlik iksiri’ olarak bilinen bu besin hem gençleştiriyor hem de sağlığa iyi geliyor…

Kafkasya’da yaşayanların 5 bin yıldan beri kefir içerek uzun ömür sürdürdükleri artık biliniyor. Güzelliği ile ünlü olan Çerkez kızlarının da kökeni Kafkasya’ya dayanıyor. Özellikle kadınlarının güzelliği dünyaca bilinen Rusya’da da kefir bol miktarda tüketiliyor. Kefiri gençlik iksiri kulanan ünlü isimler var. Her zaman genç ve güzel kalmanın yolu olarak bazı ünlüler de kullanıyor . Bu besinle güzelliğini sabitleyen pek çok insan var. Ajda Pekkan’ın gençlik sırrı da kefir kullanmasından kaynaklanıyor.

İnsan sağlığını olumlu yönde etkileyen probiyotikler içeren kefir yaşlanmayı yavaşlatıyor. Kefir kullananlar, kefir ile kendilerin dinç hissettiklerini ve kefirin sakinleştirici özelliği olduğunu belirtiyorlar. Mucizevi ve doğal bir besin olan kefirin hiçbir yan etkisi yok. Cilde, karaciğere bağırsaklara kan dolaşımına, tansiyona çok iyi geliyor. Hücreleri yenileyip güçlendiriyor.

Kefirdeki fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlıyor. Bağırsak hareketlerini hızlandıran bu besin, mide ve bağırsak salgılarını arttırıp hazmı kolaylaştırıyor. Mikrobik enfeksiyonlara karşı vücudun direncini arttırıyor. Kemik erimesini önlüyor, bronşit ve astım nöbetlerini azaltıyor.

Aynı zamanda “gençlik iksiri” olarak da bilinen bu besin, içinde bulunan yararlı vitaminlerin yanı sıra kalsiyum, magnezyum, flor, fosfor ve selenyum gibi mineraller de içeriyor. Düzenli tüketildiğinde sağlığın korunmasına yardımcı oluyor, hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktiriyor.

Gençliğin, güzelliğin ve sağlığın 1 numaralı besini kefirin onlarca faydasından bazıları:

- Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır

-Kronik yorgunluğu giderir

- Stresi azaltır, sakinleştirir ve kolesterolü düşürür

-Sinir sistemini güçlendirir

-Uykusuzluğu ve sinirsel depresyonu ortadan kaldırır

- Damar sertliğini ve kas kasılmalarını önler

- Yüksek tansiyonu düzenler ve dengeler

- Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekliliğini sağlar

- Kan bozukluklarını giderir ve kanı temizler

- Karaciğer rahatsızlıklarını iyileştirir

- Cildi güzelleştirir ve parlaklık verir

- Egzama ve benzeri deri hastalıklarına iyi gelir

- Yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar

- Menapoz dönemindeki riskleri azaltır

- İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder

- Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir

- Safra kesesi ve böbrek hastalıklarını iyileştirir

-Sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler

-Sağlıklı diyet için kullanılır, kilo almayı önler

(Hürriyet)

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Haz
25

Yüzyılın süper yaşam gücü: kefir

Sağlıklı ve besin yoğunluklu gıda arayışı, herşeyin katkı içerdiği bu çağda daha acil hale geldi. Beslenme alışkanlıklarında geçmişe dönüş, geleneksel besinlere olan ilgi, bu arayışla birlikte ortaya çıktı. Barındırdığı bir çok yararlı mikroorganizmaların varlığı nedeniyle kefir, geçmişte sağlık iksiriydi. Günümüzde yeniden keşfedilmesi, mutlu ve uzun yaşama olan katkısı nedeniyle oldu.

Hücreleri yeniliyor

Tanrı’nın bir hediyesi olarak, Kafkas Dağları sakinlerinin sağlıklı yaşamı ve uzun ömrü, bu doğal besine bağlı. O’nu keşfeden bir çok insan, daha kaliteli ve güçlü bir hayat sürdürmek için kefiri tüketiyor. İçerdiği yüzlerce probiyotik, doğal bir yaşam gücü olarak bedeni yeniliyor. Biyolojik olarak, insan metabolizmasını sürekli yapılandırıyor. Çok sayıda antioksidan, vitamin ve mineraller barındırdığı için, hücre yenilenmesini sağlıyor. Bedende güçlü bir temizlik işlemi yapan kefir, yaşlanmayı yavaşlatıyor. Birçok hastalığın oluşumunu engelliyor. Kanser, AIDS benzeri rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatıyor. Bedeni tehdit eden bir çok hastalığa iyi geliyor. .

, , , , ,

Haz
25

Güzelliğin sırrı çözüldü.”Gençlik iksiri” olarak bilinen bu besin hem güzelleştiriyor, hem gençleştiriyor.

Kafkasya’da yaşayanların 5 bin yıldan beri kefir içerek uzun ömür sürdürdükleri artık biliniyor. Güzelliği ile ünlü olan Çerkez kızlarının da kökeni Kafkasya’ya dayanıyor. Özellikle kadınlarının güzelliği dünyaca bilinen Rusya’da da kefir bol miktarda tüketiliyor. Kefiri gençlik iksiri kulanan ünlü isimler var. Her zaman genç ve güzel kalmanın yolu olarak bazı ünlüler de kullanıyor . Bu besinle güzelliğini sabitleyen pek çok insan var. Ajda Pekkan’ın gençlik sırrı da kefir kullanmasından kaynaklanıyor.

İnsan sağlığını olumlu yönde etkileyen probiyotikler içeren kefir yaşlanmayı yavaşlatıyor. Kefir kullananlar, kefir ile kendilerin dinç hissettiklerini ve kefirin sakinleştirici özelliği olduğunu belirtiyorlar. Mucizevi ve doğal bir besin olan kefirin hiçbir yan etkisi yok. Cilde, karaciğere bağırsaklara kan dolaşımına, tansiyona çok iyi geliyor. Hücreleri yenileyip güçlendiriyor.

Kefirdeki fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlıyor. Bağırsak hareketlerini hızlandıran bu besin, mide ve bağırsak salgılarını arttırıp hazmı kolaylaştırıyor. Mikrobik enfeksiyonlara karşı vücudun direncini arttırıyor. Kemik erimesini önlüyor, bronşit ve astım nöbetlerini azaltıyor.
Aynı zamanda “gençlik iksiri” olarak da bilinen bu besin, içinde bulunan yararlı vitaminlerin yanı sıra kalsiyum, magnezyum, flor, fosfor ve selenyum gibi mineraller de içeriyor. Düzenli tüketildiğinde sağlığın korunmasına yardımcı oluyor, hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktiriyor.

Kefir’i sıvı halde satın alıp tüketmek veya evde mayalayarak üretmek mümkün. Ancak sıvı olarak içilmesi kimileri için hiç de kolay değil. Çünkü bu mükemmel besinin tadı pek beğenilmiyor. Şimdi bütün bu zahmetlerden kurtaran herhangi bir katkı içermeden, doğal olarak üretilen “kefir kapsülü” genç kalmak ve güzelleşmek isteyen kadınların imdadına yetişti.

Gençliğin, güzelliğin ve sağlığın 1 numaralı besini kefirin onlarca faydasından bazıları:

- Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır

-Kronik yorgunluğu giderir

- Stresi azaltır, sakinleştirir ve kolesterolü düşürür

-Sinir sistemini güçlendirir

-Uykusuzluğu ve sinirsel depresyonu ortadan kaldırır

- Damar sertliğini ve kas kasılmalarını önler

- Yüksek tansiyonu düzenler ve dengeler

- Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekliliğini sağlar

- Kan bozukluklarını giderir ve kanı temizler

- Karaciğer rahatsızlıklarını iyileştirir

- Cildi güzelleştirir ve parlaklık verir

- Egzama ve benzeri deri hastalıklarına iyi gelir

- Yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar

- Menapoz dönemindeki riskleri azaltır

- İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder

- Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir

- Safra kesesi ve böbrek hastalıklarını iyileştirir

-Sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler

-Sağlıklı diyet için kullanılır, kilo almayı önler

, , , , , , , , , , , ,

May
25

Mevsim değişikliğine bağlı olarak görülen yorgunlukla savaşmanız zor değil. İşte bahar yorgunluğuna ‘dur’ diyecek, birkaç basit öneri

Güneş yüzünü gösterdi, ancak siz yine de mutlu hissetmiyor musunuz? Sabahları yataktan kalkmak sizin için bir işkenceyse, bahar yorgunluğu yaşıyorsunuz demektir. Bu durum; sinir gerginliğine, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, kas, omuz, sırt ve boyun ağrılarına, konsantrasyon bozukluğuna, neşesizlik, sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozukluklarına neden olabiliyor.

EVDE DETOKS UYGULAYIN
Detoks, “hastalık ayları” dediğimiz mevsim geçişlerinde, hastalıkların oluşumunu engelliyor. Etkili bir detoks, bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Bu tür programlarda; kullanılacak meyve ve sebzeler çok önem taşıyor. Detoks programı süresince uzmanlar bol su içilmesini ve sıvı ihtiyacının bir kısmını sebze ve meyve sularından karşılanmasını öneriyor. Özellikle yeşil çay, dekotsun olmazsa olmazlarından. Zencefil, hindiba, rezene, kereviz ise vücuttan fazla suyun atılmasına yardımcı olabiliyor. İlk adım olan detoks programı ile bedeninizi arındırdıktan sonra, güçlenen bağışıklık sisteminizin devamlı gücünü koruyabilmesi için ise bağırsaklarda bulunan iyi huylu bakterilerin sayısını artırmak gerekiyor. Çünkü bağırsaklardaki bakteriler arasındaki dengenin bozulması, bağışıklık sisteminin de bozulmasına neden oluyor.

KENDİNİZİ YENİLEMENİN BASİT İPUÇLARI
Bolca sebze ve meyve tüketmek, düzenli yemek yemek, prebiyotik ürün almak, kefir içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekiyor.
Aşağıda belirtilen vitamin ve etkin madde gruplarından tüketmeniz, yorgunluğa son vermeniz konusunda büyük önem taşıyor.
Magnezyum, potasyum, çinko B grubu vitaminleri:
C vitamini Ginseng
Detoks programı uygularken, günlük tüketilen su miktarının artırılması gerekiyor. Uzmanlar her gün düzenli olarak 10-12 bardak su tüketmenin şart olduğunu belirtiyor. Yeşil çay içmeniz de hastalıklardan korunmanızda büyük önem taşıyor. Ayrıca C, A ve E vitaminleri, selenyum ve Omega 3 kullanmalısınız.
Kahve, çay, soğuk içecekler, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekleri kesinlikle azaltın. Rezene, melisa, papatya ve ısırgan otu gibi rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.

ENERJİK VE ZİNDE BİR VÜCUT İÇİN
* Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterin.
* Sentetik yerine pamuklu kumaştan üretilen kıyafetler giymeye özen gösterin.
* Her gün akşam ya da sabah ılık duş alın.
* Güne mutlaka gülerek başlayın.
* Alkol ve sigara kullanıyorsanız mümkün olduğunca azaltın.
* Düzenli olarak açık havada haftada 3 gün 45 dakika süre ile yapılacak tempolu yürüyüşü içeren aktif bir yaşam tarzını benimseyin.
* Düzenli olarak, her gün 7-8 saat uyumaya çalışın.
* Bazı gevşeme ve stres atma tekniklerini öğrenip uygulayın.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

May
25

ANTALYA – Türk halkının yüzde 83′ünün, ikinci kromozomdaki kalıtsal özellik nedeniyle süt şekerine tahammül edemediği (laktoz emilim bozukluğu) ve bu nedenle fazla süt tüketemediği bildirildi.

Akdeniz Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, meme bezlerinden salgılanan süt ve sütlü besinlerde bulunan bir karbonhidrat olan laktozun, bebekler için yaşamsal önem taşıdığını vurguladı.

Bebeklerin sadece sütle beslenmeleri nedeniyle başlıca karbonhidrat ve enerji kaynaklarının laktoz olduğunu belirten Prof. Dr. Artan, doğuştan laktozu sindirebilme yeteneğine sahip kişilerde ırksal ve kalıtsal özelliklere bağlı olarak bu yeteneğin zamanla azaldığını kaydetti.
Haberin devamı ↓reklam

Kuzey Batı Avrupa ülkelerinde yüzde 1-12 oranında görülen laktozu sindirememe oranının, güney ve doğuya doğru ilerledikçe arttığını, Orta Asya ve Arap ülkelerinde yüzde 90′ı, Afrika kökenlilerde ise yüzde 99′u bulduğunu vurgulayan Artan, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 83 olduğunu bildirdi.

Artan, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi durumunda tekrarlayan karın ağrıları, şişkinlik, bulantı, ishal, hazımsızlık gibi şikayetlerin laktoz sindirme yeteneksizliğine işaret olduğunu ifade ederek, ”bu belirtiler başka pek çok hastalıkta da görülmesi nedeniyle bazen fark edilemiyor” dedi.

TAHAMMÜLSÜZLÜK 5 YAŞINDAN SONRA BAŞLIYOR
Süt şekerine karşı tahammülsüzlüğün 5 yaşından sonra ortaya çıkmaya başladığını anlatan Artan, 8-9 yaş çocukların yarısında görülen bu durumun 12 yaşında yüzde 75′lere ulaştığını kaydetti.

Türk halkının çocukluktan edindikleri deneyimlerle süt ve sütlü besinlere isteksiz davrandığını, bu nedenle zaman zaman süt tüketiminin artması için çocuklarda ve okul çağı çocuklarına yönelik kampanyalar düzenlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Artan, şunları söyledi:

”Çoğu zaman süt tüketimindeki yetersizliğimizi sorgularız. Bunun altında yatan temel sorun, laktoz sindirme yeteneksizliğinin ırksal ve kalıtsal nedenlerle ülkemizde yoğun olmasıdır. Süt şekerine tahammül edemeyen bu kişiler, süte çocukluk çağında alıştırılmadıklarını beyan ederek, ‘tiksiniyorum’, ‘burnuma kokuyor’ gibi ifadeler kullanırlar. Bilirler ki, tahammül edebildikleri limitin üstüne çıktıklarında iki saat içinde bulantı, hazımsızlık, kramp ve ishal eğilimi ortaya çıkacaktır. Eğer sütten uzaklaşırsa da 12 saat içinde süratle iyileşeceklerdir. Yoğurt, ayran, kefir ve lor peyniri gibi fermente süt ürünleri, laktobasilus denilen bakterinin üremesi sırasında laktozu harcayıp tüketmesi nedeniyle düşük miktarda laktoz içerirler. Laktoz, anne sütünün 100 gramında 4, inek sütünde 7, Türklerin medeniyete armağanı olan yoğurt, ayran ve kefir gibi süt ürünlerinde ise 2 gramdır. Türkler sütü severek içememekle birlikte fermente süt ürünleri dediğimiz yoğurt, kefir ve ayranı severek tüketmektedir.”

KEMİK ERİMESİNE NEDEN OLUYOR
Laktoz sindirme yeteneği olanlarda katarakt, olmayanlarda kemik erimesi görüldüğünü belirten Artan, ”Sütü ulusça çok tüketmek gerektiğini biliyoruz ama böylesine kısıtlayıcı etmen de Türk toplumunu sütü alabildiğine rahat tüketmekten alıkoymaktadır. Ne yazık ki bu durum, ülkemizde kemik erimesinin erişkin her 3 kadın ve 7 erkekten birinde görülmesine neden olmakta. 40′lı yaşlarda sırt ağrısı ile kendini gösteren kemik erimesi, kırıklara yatkınlığa yol açmakta ve yaşam kalitesini düşürmekte” diye konuştu.

Artan, süt çocuklarında günde 600 miligram civarında olan günlük kalsiyum gereksiniminin, çocukluk çağında 800 miligrama, ergenlik çağında ise 1200 miligrama yükseldiğini bildirerek, bu ihtiyacı karşılamak için bir ergenin en az iki su bardağı süt veya aynı miktarda yoğurt, lor peyniri, ayran tüketmesi gerektiğini kaydetti.

SÜTÜ KESMEYİN, AÇIĞI KAPATIN
Laktozun bir düşman olmadığını vurgulayan Artan, bebeklerin başlıca besin kaynağı sütün içerisindeki bu başlıca karbonhidratın, erişkinlerde de kabızlığı giderici etkisi bulunduğunu dile getirdi. Laktozun belli oranda şifa kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Artan, ”Laktoz sindirme yeteneksizliği başa çıkılabilir bir sorundur. Süt alımını azaltıp, kesmekten çok, süte tahammülü artıracak sentetik laktaz enzimi damlalarıyla beslenerek ya da yoğurt, lor peyniri ve kefiri tüketerek açığı kapatabiliriz” dedi.

Çocukların gelişimi için süt ve süt ürünlerinin önemine dikkati çeken Artan, 5 yaşından sonra süt ve süt ürünlerine karşı iştahsızlık gelişen çocukların ailelerinin çocuk gastroenteroloji uzmanları ile çocuk doktorlarına başvurabileceklerini söyledi.

, , , , , , , , , ,

May
25

Sağlığa yararları saymakla bitmeyen kefir, hayatımızdan hiç çıkarmamamız gereken besinler arasında yer alıyor. Ayrana benzeyen ve en az ayran ile yoğurt kadar faydalı olan kefir, 7’den 70’e herkesin mutlaka tüketmesi gereken gıdalardan…
Kefir kültüre edilmiş, bir çok sağlık unsuru içeren, ayran benzeri bir içecektir. Uzun zamandan beri Kafkasya’da bilinen ve yöre halkı tarafından yapılıp içilen bir süt içeceği. Halen Rusya’da tüketilen fermente süt içeceklerinin yüzde 70’ini kefir oluşturmakta. Bu ülkede 1981 yılında 1 milyon 160 bin ton kefir yapıldığı; Almanya, Finlandiya, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve İsveç’te ise kefirin ticari olarak üretilip satıldığı belirtilmiş. Son yıllarda ülkemizde de bazı rahatsızlıkları iyileştirmek amacıyla evlerde kefir yapılmakta ve kefir tane sine olan talep her geçen gün biraz daha artmakta.

HERKES RAHATÇA TÜKETEBİLİR

Kefir; ekşi ve ferahlatıcı tadıyla ayrana, probiyotik yapısıyla da yoğurda benzemektedir. Kefirde doğal olarak yer alan bakteriler ve mayaların simbiyotik etkileşimi sonucu oluşan yapılar, bu içeceğin düzenli olarak tüketilmesi durumunda, sağlık açısından büyük fayda yaratmaktadır. Kefir, değerli vitamin ve minerallerle yüklenmiştir. Kolay sindirilebilir proteinler ve doğal antibiyotik özellikler içermektedir. Kefirde yer alan çok miktardaki yararlı maya ve bakteri, kültüre edilme işleminden sonra, ortamda bulunan laktozun tamamına yakınını yapılarında bulunan laktoz enzimi ile tüketirler. Böylece laktozu tolere edemeyen kişilerde kefiri gönül rahatlığıyla tüketirler.

Kefir çok farklı sütler ile örneğin inek, keçi, koyun, hindistan cevizi, pirinç ya da soya sütleriile yapılabilir. Yapısal olan mukoz benzeri özelliği, sindirim sisteminde yararlı bakterilerin kolonizasyonunu kolaylaştırır. Kefir, tanecik (grain) adı verilen jelatinimsi beyaz ya da sarı partiküllerden oluşmaktadır. Bu tanecikli yapı, kefiri diğer süt ürünlerin den ayırmaktadır. Bu tanecikler, bakteri-maya karışımı kazein (süt proteini) ve kompleks şekerlerle küme halini almaktadır. Bazı taneciklerin fermentasyon işlemleri sonucunda bir elin avucuna sığabilecek büyüklüklere ulaştığı bilinmektedir. Tanecikler yapılarında bulunan yararlı organizmalar sayesinde sütü fermente ederek, kültüre edilmiş bir ürüne dönüştürmektedir. Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel aminoasitler bakımından son derece zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilen yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan esansiyel aminoasitlerden biri olan triptofan ile kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu bilinmektedir.

ENERJİ KAYNAĞI

Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan ve kefirde de bulunan fosfor ise, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında büyük kolaylık sağlamaktadır. Bu açıdan da, kefir yemek yararlıdır. Kefir; B1, B12 ve K vitaminleri bakımdan da çok zengindir. Bu vitaminlerin yeterli derecede alınmasının gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.

ÇOCUKLARA ŞEKER YERİNE KEFİR YEDİRİN

Düzenli olarak kefir tüketmenin sağlık açısından pek çok yararı bulunmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:

* Kefir kolay sindirilebilir bir besindir. Vücut için faydalı bakteriler, mayalar, vitaminler, mineraller ve proteinler açısından son derece zengindir.

* Dengeleyici bir gıdadır. Bağırsakları temizler ve içerdiği yapılar sayesinde bağışıklık sisteminin düzenli bir şekilde işlemesine yardımcı olur.

* AIDS gibi rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatan bir özelliği vardır. Kronik yorgunluk sendromuna ve halsizliğe karşı olumlu etkileri bulunmaktadır. Kanserle mücadelede de çok önemli bir rol oynar.

* Çok fazla şeker ve şekerli gıda tüketen çocuklar için son derece faydalı bir besindir. Çocuklara şeker yerine kefir yeme alışkanlığı kazandırmak yerinde bir davranış olacaktır.

Sakinleştirir

* Sinir sistemi üzerindeki sakinleştirici etkisi sayesinde uyku bozukluklarıyla, depresyonla ve hiperaktivite rahatsızlıklarıyla mücadele de çok önemli bir rol oynar. Çünkü kefir, doğal bir sakinleştirici ve antibiyotik niteliği taşımaktadır.

* Dünyanın farklı yerlerinde, astımın ve bir takım deri rahatsızlıklarının tedavisin de kefirden yararlanılmaktadır. Günümüzde, iç eko-sistemin temizlenmesinde de kullanılmak tadır.

Sindirim sistemi üzerinde yoğurttan çok daha etkili

Kefirle yoğurt arasındaki başlıca farklar şöyle sıralanıyor:

* Her iki ürün de kültüre edilmiş süt ürünleridir ama farklı türde faydalı bakteriler içermektedir. Yoğurdun içermiş olduğu bakteriler sindirim sistemini temiz tutarak, burada konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamaktadır. Kefir, bu özelliklere ek olarak, yoğurdun sahip olmadığı sindirim sistemini kolonize etme özelliğinede sahiptir.
* Kefir yoğurtta bulunmayan birkaç faydalı bakteriyide içermektedir. Lactobacillus caucasus, leuconostoc, acetobacter türleri ve streptococcus türleri bunlara örnektir. Aynı zamanda, vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve elimine eden saccharomyces kefir ve torula kefir gibi mayaları da içermektedir. Kefir, sindirim sisteminde zararlı bakterilerin ve mayaların bulunduğu ortamda mukozasta bir yapı oluşturarak bu ortamı temizler ve bağırsakların direncini artırır. Bu sayede de vücut, gerek escherichiacoli gibi patojenlere gerekse bağırsak parazitleri ne karşı çok daha dirençli hale gelir.
* Kefirin için de bulunan bakteriler ve mayalar, tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önler. Bu sayede kefir, kolonu temiz ve sağlıklı tutar. Kefirin yoğurda kıyasla daha ince tanecikli bir yapıda olması, sindiriminin daha kolay olmasını sağlamaktadır. Bu sayede de hem bebekler, hem rahatsız yaşlılar, hem de sindirim bozukluklarına sahip olan kişiler açısından tüketimi bir hayli kolaylaşmaktadır.

Evde nasıl kefir yapılır?

Evde kefir hazırlamak için bir kavanoza veya ağzı geniş bir şişeye, 2 bardak taze süt koyun. Kefir tanelerini bulundukları kaptan demir olmayan bir süzgeç vasıtasıyla süzün. Süzgeçte kalan kefir tanelerini ise sütün konduğu kaba aktarın. Ağzını bir kapla sıkı olmayacak şekilde örtün. 24 saat oda sıcaklığında bekletin. Kefir tanelerini bir kez daha demir olmayan bir süzgeçle süzün. Bunları eğer tekrar kefir yapılacaksa sütün içine, yapılmayacaksa kendi kaplarına koyun. Hazırladığınız kefiri en çok 2 gün içinde tüketin. Ağzı kapalı bir kabın içinde, buzdolabın da muhafaza edin.

GAZETE HABERTURK – TAYLAN KÜMELİ

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
20

Hastane ve ilaca harcayacağınız paranın 10′da birini harcayarak bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz mümkün…Hastalığa yakalanmadan tedbir almak anlamına gelen koruyucu hekimlik uygulamasının en önemli ayağını güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturuyor. Hastanelere ve ilaçlara verilen paranın 10′da birini harcayarak bağışıklık sistemini gülendirecek besinler tüketmek mümkün.
Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, turunçgiller, soğan-sarımsak, lahana, brokoli, karnıbahar, zencefil gibi besinlerin bağışıklığı güçlendirdiğini belirtti.

Bağışıklık sistemi, insan vücudunu hastalıklara karşı koruyan bir savunma sistemi. Zaralı mikropların vücuda girmesini önlemek veya girmiş ise onların zararlı etkilerinden vücudu korumak bağışıklık sisteminin görevi. Virüsler, bakteriler, mantarlar, parazitler gibi mikroorganizmalar etkisiz hale getirilmezlerse pek çok hastalığa neden olabiliyor. Bağışıklık sisteminin güçlü silahları olan antioksidanlar insanları hastalık yapıcı etkenlere karşı koruyor.

Özel Konya Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar; A, C, E, B2, B6, folik asit vitaminleri ile selenyum, magnezyum, çinko, manganez gibi minerallerin antioksidan özelliği gösterdiğini ifade etti. Acar, bazı proteinler ve omega 3 yağ asitlerinin de antioksidan etki gösterdiğini vurguladı.

Stres, radyasyon, sigara-alkol kullanımı, hava kirliliği, güneşin zararlı ışınları ve yetersiz beslenme gibi dış faktörlerin insanın savunma sistemini zayıflattığına işaret eden beslenme uzmanı Hilal Acar, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için yeterli ve dengeli beslenmek gerektiğini dile getirdi.

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİREN BESİNLER

Bazı besinlerin antioksidan içerikleri sayesinde bağışıklık sistemine destek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Hilal Acar, bu yiyecekleri beslenme düzeninde bulundurarak hastalık gelmeden tedbir alınmış olacağını söyledi.

Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, semizotu, pazı, tere, roka, maydanoz, dereotu, nane, marul): İçerdikleri A, C, E vitaminleri, folik asit ve omega 3 sayesinde kuvvetli antioksidan özellik gösterirler. Kanseri önleme ve yaşlanmayı geciktirici etkileri de var.

Kurubaklagiller (kurufasulye, nohut, mercimek, bezelye, börülce, bakla, soya fasulyesi): Kalsiyum, demir, çinko, magnezyum mineralleri, B12 dışındaki diğer B vitaminlerinden tiamin, riboflavin, niasin, folik asit ve E vitamini bakımından zengin. İçerdikleri yüksek posa oranı sayesinde şeker ve kolesterol dengeleyici özellikleri var. İyi birer protein kaynağı. Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan isoflavanlar kanser, kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor. Haftada 2 kez tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesi açısından önemli.

Yağlı tohumlar (ceviz, badem, fındık): E, B2, B6 vitaminleri, çinko, kalsiyum, selenyum mineralleri içeriyor. Posa içeriği yüksek. Kansere ve gribal enfeksiyonlara karşı koruyucu. İçerdiği sağlıklı yağ asitleri sayesinde kalbi koruyucu etkisi var.

Turunçgiller (mandalina, portakal, limon, greyfurt ve kivi): İçerdikleri C vitamini, karotenoidler, flavonoidler, glutatyon gibi enzimlerle bağışıklık sistemini destekler, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar, gözü korurlar. İçerdikleri çözünür ve çözünmez posa ile bağırsak florasının dengesini sağlar, kabızlık probleminin çözümlenmesine ve kan yağlarının düşürülmesine yardım ederler. Viral enfeksiyonlara, alerjilere, mantar enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlarlar.

Soğan-sarımsak: İçerdiği çinko, selenyum ve kükürtlü bileşikler sayesinde enfeksiyonlar ve kansere karşı koruyucudur. Kükürtlü bileşik olan allisin vücutta doğal bir antibiyotik etki göstermektedir.

Lahana, brokoli, karnıbahar: İyi birer beta karoten kaynağıdır ve serbest radikallerin zararlarına karşı vücudu korurlar. C vitamini ve kalsiyum içerirler. Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeler ile antikanserojen etki gösterir.

Nar: C, B1 ve B2 vitaminleri ve potasyum bakımından çok zengin. Ayrıca, bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek antosiyanlar ve flavonoitler içerir. Kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu özelliği var.

Ananas: Potasyum, fosfor, demir, A ve C vitamini içerir. Toksin atıcıdır. Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cilt sağlığında etkindir. Zindeliği artırır.

Domates: A vitamini, potasyum, folik asit ve posa bakımından zengindir. Taze domateste C vitamini de bulunur. İçerdiği likopen sayesinde kalp-damar hastalıkları, kanser ve enfeksiyonlara karşı korur.

Havuç: A, B, D ve E vitamini kaynağıdır. Cilt ve kemik sağlığında, hücre yenilenmesinde faydalıdır. Yüksek A vitamini sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterir.

Pancar-turp: C vitamini, iyot, kükürt içerirler. Karaciğer ve mide rahatsızlıklarını tedavi edici özelliği vardır. Enfeksiyonlara karşı koruyucu etkileri var.

Zencefil: Taze zencefil B6 vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, manganez ve lif açısından zengindir. Soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıkların belirtilerini azaltır. Mide bulantısını önler.

Yoğurt-kefir: Bağırsaktaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlar. İçerdikleri prebiyotik ve probiyotikler sayesinde zararlı mikroorganizmalarla savaşırlar. Yara iyileşmesini hızlandırırlar.

Keten tohumu: Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri, yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif, protein, lignanlar (kansere karşı maddeler) içerir. Bağışıklık sistemi, üreme, kalp-damar ve sinir sistemi gibi sistemlerin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardım eder.

Balık: A ve D vitaminleri, protein, fosfor, çinko, iyot ve omega 3 içerir. Kalp hastalıklarından kolesterol yüksekliğine görme bozukluklarından kansere, pek çok hastalıktan korunmak için faydalıdır.

Yeşil çay: E ve C vitamini içerir. Yapısındaki flavanoidler sayesinde kalbi güçlendirir, kan şekerini dengeler. İçerdiği antioksidanlar sayesinde kanseri önler, bağışıklık sistemini güçlendirir.

Soya: Protein değeri yüksektir. Fitokimyasallar açısından oldukça zengin bir yapı göstermektedir. İsoflavonlar, saponinler, taninler, fitatlar, proteaz inhibitörler, lektinler, guatrojenler, alerjenler başlıca içerdiği fitokimyasallardır. Antioksidan etkisinin yanında kolesterol düşürücü özelliğide vardır. Menapoz sonrası şikâyetleri azaltır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ara
20

Domuz gribinden korunmak istiyorsanız, kişisel temizliğinize ve genel hijyen kurallarına dikkat etmelisiniz. Beslenmenize, istirahatınıza özen göstermeli, ota çöpe vitamine minerale harcayacağınız paraları taze sebze ve meyvelere, süte, yoğurda, kefire, yumurtaya harcamalısınız.
Ben diyet uzmanlarını dinledikten sonra kefir konusuna fena halde takmış durumdayım. Kefirin yararlarını, kliniğimizin baş diyetisyeni Nilüfer Bayram çok güzel özetlemiş. Nilüfer Hanım’ın yazısını dikkatle okumanızı, hijyen kurallarından ayrılmamanızı ve kendinize iyi bakmanızı tavsiye ediyorum.

Kefir neden faydalı

Kefirde doğal olarak bulunan bakteri ve mayalar, bağırsaklara ulaştıklarında vücudun iç dengesini iyileştiriyor, bağırsak içi “faydalı-zararlı mikrop” dengesini “faydalı olanlar” lehine çeviriyor.
Kefirde bulunan bu mikroplar, bedenle işbirliğine giren ve zararlı mikropların faaliyetlerini sınırlayan, onları hareketsiz bırakan, aynı zamanda zararlarına karşı bağırsak duvarını neredeyse bir zırh gibi saran özelliklere sahip.
Bu bakterilerin sindirimi kolaylaştırmaya, kan şekerinde ve kolesterolde yükselmeleri engellemeye güçlerinin yettiğini de çok iyi biliyoruz. Kefiri önemli kılan faydaların başında ise bağışıklık sistemine verdiği ilave güç geliyor. Kefir yalnız sindirim sistemini mikroplardan korumuyor; gribe, bronşite, hatta idrar yolu enfeksiyonlarına yakalanma ihtimalini bile azaltıyor.
Düzenli kefir yemek-içmek, her türlü mikroba karşı daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olma anlamına geliyor. ışte bu nedenle domuz gribi tehdidine karşı özellikle bugünlerde kefirden daha fazla faydalanmanızı tavsiye ederim.
Kefirin besin değerini de ciddiye almakta fayda var. Mineral ve protein yapı taşı aminoasitlerden de zengin bir besin. Ayrıca B1, B12, E, D ve K vitamini de bol. Kefirin kalsiyum ve magnezyumdan güçlü bir yiyecek olduğunu da unutmamak lazım.
Dyt. Nilüfer BAYRAM

, , , , , , , ,

Ara
20

Domuz gribi paniğini abartıp paranızı gereksiz yere vitamine, minerale ya da bitkisel desteklere harcamayın. Bugüne kadar yapılmış hiçbir çalışma ne ekinezya, umklaoba, elderberry gibi desteklerin, ne C vitamini ve diğer vitaminlerin, ne de çinko tabletlerinin domuz gribinden koruduğunu göstermiştir.
Bağışıklık sisteminizi hızla güçlendirmek istiyorsanız yoğurt yiyin, kefir için, bol bol sebze, meyve tüketin. Meyve sularının da özellikle meyve suyu sebze karışımlarının (taze sıkılmış olmaları kaydıyla) çok faydalı olabileceğini unutmayın.
Hiçbir bitkisel desteğin (buna zencefil de, ekinezya çayları da, ıhlamur da dahil) ve hiçbir vitamin, mineral karışımının bağışıklık sistemine itfaiye tarzı acil bir destek sağlaması mümkün olamıyor. Bu nedenle domuz gribinden korunmak için paranızı ota, çöpe, hapa, tablete harcamak yerine gidip aşılanın!
Ayrıca pazardan taze ve mevsiminde sebze, meyve alıp, bunlardan faydalanın. Eğer bağışıklık sistemi zayıf, yaşlı biriyseniz, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek amacıyla probiyotikli bir multivitamin kullanmanız mümkün olabilir ama bu da “mutlaka lazım olan bir şey” değildir. “ılle de bir destek kullanacağım” diyorsanız, benim sıralamam aynı: Probiyotikler, umklaoba, elderberry, çinko, histidin ve beta glukan…

Prof dr.Osman Müftüoğlu

, , , , , , , ,

Ara
20

Florayı güçlendirerek gastrointestinal sistem enfeksiyonlarına karşı direnç oluştururlar. Antimikrobiyal aktiviteyi üst düzeyde tutarlar. İmmün fonksiyonlara(bağışıklığa) destek verirler. Antitümör özellik gösterirler.

Prebiyotikler ise probiyotiklerin büyüme ve gelişmesini sağlayan, aktivitelerini arttıran sindirilmeyen karbonhidrat bileşikleridir. Prebiyotikler ise başta anne sütü ve lifli gıdalarda  (enginar, kereviz, pırasa, kuşkonmaz ve muz gibi ) bulunurlar. Yoğurt prebiyotiktir, yani probiyotiklerin üremesini artırır. Kefir probiyotiktir, yani kendisi yararlı mikroorganizmadır.

Kefir tümör oluşumunu engellemekte ya da var olanın ilerlemesini azaltmaktadır. Kefir içindeki mikroorganizmalar bol miktarda vitamin (K vit, B1 vitamini, pantotenik asit, niasin, folik asit B12, ve biyotin) sentezi yaparlar. Kefir mikroorganizmalarının ürettiği biyotin diğer B kompleks vitaminlerinin emilimini de artırır.

Dyt. Şefika Aydın Selçuk

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,