Archive

Archive for the ‘makale’ Category

Eyl
06

Yoğurt ve kefir gibi mayalanmış süt ürünlerinde bulunan probiotiklerin, alerjik hastalıkların ortaya çıkmasını engellediği bildirildi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, sağlık için yararlı olan ”dost mikropların” başlıcalarının ”lactobacillus” ve ”bifidobacterium” olduğunu belirtti.

Bu dost mikropların, vücuda zararlı olanların bağırsaklarda tutunma yerlerini işgal ederek, üremelerini, gerekli olan besinleri tüketerek çoğalmalarını ve hastalık yapmalarını engellediklerini vurgulayan Prof. Dr. Küçükusta, yoğurt, kefir (özel bir maya mantarıyla keçi veya inek sütünün mayalanmasıyla hazırlanan ekşi içecek) ve mayalanmış sütten elde edilen diğer besinlerin, bu dost mikroplar bakımından zengin olduğunu dile getirdi.

Probiotiklerin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, bağırsaktan vitamin ve minarellerin emilimini artırdığını ifade eden Prof. Dr. Küçükusta, başta bağırsak iltihapları ve çeşitli nedenlere bağlı ishaller olmak üzere böbrek, idrar yolları ve derideki infeksiyonlara karşı koruyucu etkileri bulunduğunu anlattı.

Yoğurt ve Egzama İlişkisi
Prof. Dr. Küçükusta, probiotiklerin besin alerjisini önlediğinin de anlaşıldığını dile getirerek, Finlandiya’da yapılan bir araştırmada, gebeliklerinin son haftalarında ve süt verdikleri 6 aylık dönemde probiotik verilen annelerin bebeklerinde egzamanın yüzde 50 daha az görüldüğünün belirlendiğini söyledi.

Çiftliklerde doğup büyüyen çocuklarda da astım ve alerjik hastalıkların daha az görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Küçükusta, uzmanların probiotiklerin astım üzerine etkilerini de araştırdığını dile getirdi.

”Yoğurt ve kefir gibi mayalanmış süt ürünlerinde bulunan probiotikler, alerjik hastalıkların ortaya çıkmasını da engelliyor” diyen Prof. Dr. Küçükusta, probiotiklerin yoğurt ve kefir gibi mayalanmış süt ürünlerinde doğal olarak bulunduğunu hatırlattı.

Eyl
06

Erken yaşlarda başlanan bazı içecekler hastalıklardan koruyor.

Erken yaşlarda başlanan bazı içecekler ileriki yaşlarda ortaya çıkabilecek hastalıklardan koruyor.

Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Ayşe Baysal, hiç bir gıdanın hastalıkların tedavisinde mucize gerçekleştiremeyeceğini ancak, şalgam suyu, boza, kefir, süt, ayran gibi içeceklerin bebeklik çağından itibaren tüketilmesinin, ileride ortaya çıkacak birçok hastalıktan korunma açısından önemli olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Ayşe Baysal, kanser, obezite, osteoporozis, kalp-damar gibi hastalıkların ortaya çıkmasında hatalı ve dengesiz beslenmenin önemli rol oynadığını belirterek, bu nedenle bebeklikten itibaren doğru ve yeterli beslenmeye önem verilmesi gerektiğini söyledi.

Özellikle okul çağı çocuklarının yeterli kalsiyum, D, B vitaminleri almasının önemli olduğunu anlatan Baysal, şeker ve şekerli gıda, tuz tüketiminin önemli sağlık riskleri yarattığını ifade etti.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cem Karagözlü ise Kelime anlamı “yaşam için” olan probiyotik ürünler konusunda Türkiyede yasal bir düzenleme olmadığını kaydederek , “işlevsel gıda” olarak bilinen bu tür gıdaların pazar büyüklüğünün dünyada 200 milyar dolara ulaşmasının beklendiğine de dikkati çekti.

Eyl
06

Piyasada prebiyotik katkılı besinlerin tüketiciye sunumu artarken, uzmanlar da bu besinlerin faydaları konusunda uyarıyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Erkan Erdal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, prebiyotik adı verilen yararlı bakterilerin bazı besinlerle ya da tablet şeklinde alındıklarını belirterek, “Prebiyotiklerin 2 etki mekanizması var. Birincisi bağırsaklarda zararlı olan bakterilerin çoğalmasını engelliyor. İkincisi de kanserojen etkiye sahip maddelerin emilimini azaltıyor.” diye konuştu.

Erdal, prebiyotik bakterilerin anti kanserojen olduklarını ifade ederek, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini de kaydetti. Erdal, şu bilgileri verdi: “Prebiyotikler bağışıklık sistemini güçlendirir. Kemik erimesi ve diyabete karşı da olumlu etkileri var. Kefir ve köy yoğurdu doğal prebiyotik içerir. Ev yapımı yoğurttan, kefirden ya da prebiyotik katkılı yoğurttan, metabolizma için gerekli olan prebiyotik bakterileri sağlayabiliriz.”

Erdal, vücuda giren kanserojen maddelerin emiliminin azaltılmasında prebiyotiklerin önem taşıdığını belirterek, şöyle devam etti: “Çevresel faktörler sonucu, bazı besinlerde tat verici olarak kullanılan öğelerle ya da besinlerin pişirilmesi sırasındaki yanma, kömürleşme gibi nedenlerle kanserojen etkiye sahip maddeler vücudumuza girer. Prebiyotikler salgıladıkları asitlerle bu maddelerin ince bağırsaklarda emilimini azaltır. Prebiyotik bakteri içeren besinlerin tüketilmesi sağlık için önemlidir.”

Eyl
06

Yararlarının ortadan kalkmaması için sıcak yemekle yenmemesi gerekiyor

Besleyici, koruyucu, tedavileri destekleyici ve iyileştirici özellikleri nedeniyle her yaş grubunun istediği kadar tüketebileceği kefirin, sıcak yemeğe ilave edilerek yenmemesi gerektiği bildirildi.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr. Mustafa Tayar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kafkas Türkleri tarafından keşfedilen, kefirin, laktik asit bakterileri ve asetik asit bakterileri ve torula mayalarını içeren kefir tanelerinin sütü fermantasyonuyla elde edilen, içilebilir kıvamda, sağlık açısından oldukça faydalı bir süt ürünü olduğunu söyledi.

Kefirin ekşi ve ferahlatıcı tadıyla ayrana, içerdiği bakterilerin bağırsak sisteminde tutunma özelliği olan probiyotik yapılarıyla da yoğurda benzediğini anlatan Tayar, “Kaliteli ve sağlıklı yaşama katkısı, kefirin bileşiminde bulunan probiyotik bakteri ve mayalardan kaynaklanır” dedi.

Kefirin Yararları
“Toksik maddelerden vücudu temizleyen antioksidan ve antikanserojenik özellikler, kefirin tedavileri destekleyici ve koruyucu rolünü güçlendirmektedir” diyen Tayar, şu bilgileri verdi:

“Kefirin, tüketiciler tarafından bir ilaç olarak algılanmaması, sağlıklı yaşam ve tedavi sırasında bir destek gıda olarak düşünülmesi gerekir. Kefir, bağırsak florasını güçlendirerek sindirim sistemini mükemmel hale getirir. Sinir sistemine olumlu katkılar yaparak rahatlama sağlar, uykusuzluğa iyi gelir, çeşitli hormon salgılarının seviyelerini dengeler ve normalleştirir.”

Sıcak Yemekle Yememek Gerekiyor
Kefiri günlük olarak tüketmenin önemli olduğunu, böylece sindirim sistemindeki iyi mayaların dengesinin sağlanarak, sağlık açısından yarar sağlanabildiğini belirten Tayar, şöyle devam etti:

“Günün her saatinde, istenildiği kadar kefir tüketilebilir. Bir kişi günde ne kadar yoğurt yiyorsa, o kadar da kefir tüketebilir. Önce bir çay bardağı içilip, daha sonra miktarı gittikçe artırılabilir. Kefir günün herhangi bir saatinde, yemeklerle birlikte, yemek sonrasında, ya da atıştırmalık olarak tüketilebilir. Dikkat edilmesi gereken, kefirin sıcak yemeğe ilave edilerek yenmemesidir. Çünkü yüksek sıcaklık, kefirin içindeki probiyotik mayaların ölümüne, dolayısıyla bu mayaların sağlayacağı faydaların ortadan kalkmasına sebep olabilmektedir.”

İçindeki Alkol Zararsız
Son zamanlarda kefirin içinde alkol olduğu için tüketilmesinin sakıncalı olduğu yönünde açıklamalarda bulunulduğuna değinen Prof. Dr. Tayar, “Kefirde alkol vardır, ancak bu alkol sütten kefir oluşurken doğal olarak meydana gelmektedir. Fermante olarak üretilen bazı gıdalarda da alkole sıklıkla rastlanır. En ekşi, en sert kefirde alkol onbinde 5′i geçmez. Piyasalarda satılan ve evde yapılanlarda bu oran en fazla onbinde 1 veya 2′dir. Yoğurt ve ayranda da az miktarda alkole rastlanır” dedi.

Haz
25

Tuvalet alışkanlığı küçük yaşlarda kazandırılan eğitimlerden biridir. Çoğumuz küçükken bu eğitim esnasında bazı sorunlarla karşılaşmışızdır. Bağırsak hareketleriniz iyi değil ve beslenmeniz de bunu olumsuz yönde destekliyorsa; kabızlığa aday bir kişi haline gelirsiniz. Bu durum 3 gün boyunca dışkılama olayının olmaması olarak tanımlanır. Sağlıklı her insan günde 1 kez mutlaka dışkılama ihtiyacını giderir.

Nedenleri…
* Ailesel bağırsak tembelliği

* Az posalı-lifli beslenme

* Daha çok çocukluk döneminde ağrılı bir dışkılama sonrası korku ile bunun kısır döngüye dönüşmesi

* Erişkinlerde stres

* Bu dışkılama farklılığı erişkinlerde kanser riskini de düşündürebilmektedir.

Kabızlık, kişide gaz şikayetlerine, ateş yükselmesine yol açtığı gibi kilo alımını da artırır.

Alınacak tedbirler
* Güne başlarken mutlaka aç karnına en azından 1 bardak su içerek güne başlanmalı ki; bağırsaklarımız çalışmaya başlasın.

* 1 bardak ılıtılmış su veya ıhlamur için. İçine 1 tatlı kaşığı bal, pekmez, erik ya da kayısı marmeladı koyabilirsiniz. Sonrasında 15 ile 30 dakika egzersiz yapılmalıdır.

* Posa alımı için meyveleri kabuklu tüketin. Elma, ayva, muz ve şeftali, kabızlığı artıran meyvelerdir. Daha çok armut, portakal, kuru ya da taze erik, kayısı, incir, kavun, bağırsakları daha çok çalıştırır.

* Öğünlere salata eklenmelidir.

* Sebze yemekleri daha çok zeytinyağlı olarak tercih edilmeli, günde 6-8 porsiyon meyve ve sebze yenmelidir.

* Pilav olarak bulgur, kepekli makarna veya kepekli pirinç tüketilebilir.

* Ekmek olarak daha çok tam tahıllı, kepek, çavdar ve yulaf tercih edilmelidir.

* Haftada en az 1 kez kuru baklagiller yenmelidir.

* Mümkünse oda ısısında bol su içilmelidir.

* Kolalı içecekler ve kafein içeriği yüksek içeceklerden uzak durulmalıdır.

* Çayı açık içmeniz daha yararlı olacaktır.

*Seveceğiniz bir spor dalına yönelebilirsiniz.

* Bütün bunların yanında tuvalette aç karnına biraz beklemeniz, biyolojik saatinizin o saate alışmasını desteklemeniz gerekebilir.

* Tuvalet ihtiyacını hissettiğiniz anda, işinize öncelik verip diğer ihtiyacınızı ötelerseniz sorun yaşamaya devam edersiniz.

* Yoğurt tüketimi önemlidir. Prebiyotik yoğurtlar ve kefir daha iyi gelir.

Medicana Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatmagül YILMAZ More news by category Topic -: Buy phentermine saturday delivery ohio Tramadol hydrochloride tablets Picture of xanax pills Free shipping cheap phentermine Buying phentermine without prescription Safety of phentermine Pyridium Generic viagra cialis Cialis generic india Pink oval pill 17 xanax identification Buy free phentermine shipping Best price for generic viagra Information about street drugs or xanax bars Ordering viagra Snorting phentermine Hydrocodone overdose Lithium Amiodarone Get online viagra Order viagra prescription Order xanax paying cod Cheap phentermine free shipping Imiquimod Tramadol next day Linkdomain buy online viagra info domain buy onlin Pfizer viagra sperm Vidarabine Cheapest viagra price Prevacid Viagra cialis levitra comparison Dutasteride Lisinopril Thiotepa Female spray viagra Black market phentermine Betamethasone Cialis forums What does xanax look like Loss phentermine story success weight Order xanax overnight Viagra alternative uk Diet online phentermine pill Order xanax cod Mecamylamine Eulexin Cheap hydrocodone Buy cheapest viagra Viagra xenical Phentermine with no prior prescription Xanax in urine Macrodantin Cheap phentermine with online consultation Epivir Buy phentermine epharmacist Ditropan Woman use viagra Cialis erectile dysfunction Xanax withdrawl message boards Viagra online store Atorvastatin Generic ambien Is phentermine addictive Next day delivery on phentermine Buy online viagra Ethanol Natural phentermine Avandamet Xanax long term use Diet page phentermine pill yellow 5 cheap Cheapest secure delivery cialis uk Information medical phentermine Cialis experience Phentermine no perscription Compare ionamin phentermine Viagra cialis levivia dose comparison Noroxin Effects of viagra on women Buy cheap cialis Viagra shelf life Hydroxyurea Phentermine discount no prescription Buy cheap online viagra Dog xanax Online cialis Viagra class action Viagra price Phentermine without prescription and energy pill Hydrocodone cod only Nicoumalone Cheapest viagra Cheap ambien Vicodin without prescription Phentermine prescription online Phentermine snorting Mirtazapine Quazepam Isradipine Buy generic viagra online Xanax look alike Moxifloxacin Viagra experiences Piroxicam Nicorette Free try viagra Sotalol Cash on delivery shipping of phentermine How do i stop taking phentermine Xanax prescriptions Cheapest phentermine 90 day order Niacinamide Phentermine weight loss Phentermine

May
11

Hamuru ve tatlıyı azalt, sebze meyveyi çoğalt

Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

Tatlandırıcı içeren ’light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.

Bol taze sebze ve meyve tüketin.

Yeterli omega-3 alın, ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza yiyin.

Günde iki diş sarımsak veya 1 baş kuru soğan tüketin.

Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

Şekersiz yeşil ve siyah çay tüketin.

Stresten uzak durun.

İyi uyuyun.

Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

Yeteri derecede egzersiz yapın.

Alkol kullanmayın.

İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.

Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

Prof. Dr. Ahmet Aydın

Nis
23

Bileşim yönünden kefir, herşeyden önce yoğurt ve ekşi süt ile benzer bir etkiye sahiptir. Kefirin bileşimi, büyük ölçüde yapıldıgı süte ve yağ oranına bağlı bulunmaktadır. Bununla birlikte normal bir kefir, mineral maddeler, protein ve yağ miktarı açısından tamamen içme sütü gibi olduğundan besin değeri açısmdan en ufak bir kuşku yoktur. Kefirin süte göre üstünlüğü, serinletici, ferahlatıcı tadı nedeni ile zorunlu süt kürlerinde süte oranla daha kolay tüketilebilmesidir.
Bütün fermente süt ürünleri için ortak bir özellik, laktoz miktarının süte oranla daha düşük olmasıdır. Bu nedenle laktoza karşı hassasiyeti olan kişilerce daha kolay sindirilebilirler. Aynı durum süt yağı ve proteinler için de geçerlidir. Bunların yanısıra süt asidinin, kalsiyum, demir ve fosfat gibi süt bileşenlerinin emilimini olumlu yönde etkilediği de ifade edilmektedir (Schulz 1968, Glaeser ve Sigmaringen 1981).
Endüstriyel kefirde süt asidinin ortama hakim olması oldukça dikkat çekicidir. Bu konu özellikle memedeki süt çocuklarının beslenmesinde önem taşımaktadır.
Glaeser ve Sigmaringen’in (1981) ifadelerine göre, Ballabriga ve Ark. 1970 yılında yaptıkları çalışmada, memedeki süt çocuklarının fazla miktarda L (+) süt asidi içeren fermente süt mamulleri ile beslenmeleri gerektiği sonucuna varmışlardır.
Kefir kültürü ile Propionibacterium shermanii’nin simbiyoz faaliyeti sonucu kefirin, basta B12 vitamini olmak üzere diğer B vitaminleri açısmdan zenginleştiği ifade edilmektedir (Simova ve Rüzickova 1975 Purman 1976, Gerna ve Hrabova 1977). P.shermanii ve kefir kültürü. ilavesi ile gerçekleştirilen benzer üretim yöntemleri ile, normal bir kefirde 0.51^g/100 ml civarında olah B12 vitamini miktarının 0.51/^g/lOO ml değerine ulaştığı saptanmıştır. Fazla miktarda B vitamini içeren kefir özellikle deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Diyetetik amaçlı kefir üretimine yönelik Rusya’da yapılan diğer bir çalışmada ise Bogdanova ve Ark.(1978), % 1 yağlı
kefire % 0.6 oranında sodyum kazeinat eklendiğinde, protein miktarının % 3.0 – 3.1′den % 3.4 – 3.5 değerine yükseldiğini belirlemişlerdir. Bu arada serum ayrılmasının % 33.3′ten % 26.2′ye düştüğü görülmüştür.
Yeni kaynaklarda fermantasyon etkeni yeni kefir kültürlerinden de söz edilmektedir. Örneğin laktozu tamamen galaktoz ve etil alkole parçalayan “Caddida Kefyr”, galaktozca zengin diet gıdalar için önem taşımaktadır (Wegner ve Zickrick 1981).
Kefirin Mb.tuberculosis üzerindeki antimikrobiyal etkisinden söz edilmektedir (Skorodumova 1958). Ivanova (1975) tarafından ise kefir kültürünün koliform bakteriler üzerindeki etkileri araştırılmıştır.
Romanya’da Prof.Dr.Aslan, yaşlanmanın nedenleri üzerinde yaptığı bir araştırmada, kefirin ömrü uzatma etkisini incelemiştir. Çünkü Rusya’da yapılan çalışmalarda, kefirin ömrü uzatma etkisinden söz edilmektedir. Ayrıca kefirin organizmanm dayanma gücünü arttırdığı ve sürekli alındığı taktirde sağlık üzerinde olumlu etkiler bıraktığı ifade edilmektedir. Araştırmacılar özellikle yaşlılıkta sağlığın korunmasmda kefir üretimine dikkati çekmektedirler (Klupşch 1984).
Glaeser ve Sigmaringen’in (1981) bildirdiklerine göre, kefirin ishale iyi gelmesi, Escherichia Coli, Salmonella gibi patojen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal bir etkiye sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca alkali yapılmış kefirle tedavi edilen mide ve oniki parmak ülserinde olumlu sonuçlar alınmıştır. Midede asitliğin düştüğü, ağrı ve hazımsızlık belirtilerinin azaldığı bildirilmektedir.
Ancak, özellikle mikrobiyolojik yapısı façklı olan Rus Kefiri ile elde edilen bu sonuçların, endüatriyel kefir için ge-çerli olduğu henüz açık değildir.
Besin değeri ve fonksiyonları açısından diğer fermente süt mamullerine benzeyen kefirin, tedavi edici özelliği hakkında henüz kesin bilgiler mevcut değildir. Kaptan (1982),Tepye ve Hylmar (1974) isimli araştırmacıların bu konudaki görüşlerlni
aşağıdaki gibi aktarmaktadır.
Kefirin Çeşitli Hastalıklarda Kullanılması İle İlgili Öneriler

Onerilen Miktar (Litre)
Hastalık
Lt, Lt,
Hergün Hergün
1
1
Sinirsel Hastalıklar Bronşit ve astım
Kabızlık ve kan bozuklukları Hergiin 1 Lt,
Çıbanlar Eksama.
Hergün 1 Lt. Hergün 1/2 Lt,

Not
2-3 kere alınabilir.
Ağır vakalarda 1 yıl süreyle hastalık süresince
Ağır vakalarda büyükler 2 Lt.
Hastalık süresince
Ayrıca hastalıklı yerler çizilmeli ve çiziklere kefir akıtılmalı

12 saatlik kefir kul-lanılmalı. Yatağa girerken alınmalı, 2-4 hafta kullanılmalı.
Hergün 1/2 Lt. Düzelinceye kadar.

Mesane hastalıkları Hergün 1 Lt.
Böbrek hastalıkları Hergün 1 Lt.
Yüksek tansiyon Hergün 1 Lt.
Enfeksiyonlarda Hergün, 1 Lt.
Safra bozuklukları Herglin 1 Lt.
Sarılık hastalığı Hergün 1/2 Lt

Nis
23

Kefir üretiminde dikkâtli çalışılmadığı taktirde tat, koku ve görünümü bozan bir dizi enfeksiyon meydana gelir. Bunun sonucunda ürtinde birtakım kalite bozuklukları görülür. Ayrıca tanenin kendisinden de kaynaklanan kusurlar olabilir.
Wegner ve Zickrick (1981) tarafından kefirdeki hatalar aşağıdaki şekilde bildirilmiştir:
- Spesifik olmayan ekşi süt tadı,
- Fazla gaz oluşumu veya köpürme,
- Serum ayrılması,
- Kültür aktivitesinin azalması ve
- Tat kusurları.
Kefir tanelerinin üretim sırasında su veya sütle yıkanması tevsiye edilmemektedir. Yıkama işlemi tanedeki mikroflorayı azaltacağından kültür üretimindeki süreklilik bozulur ve kalite kötüleşir. Kefirde spesifik olmayan ekşi süt tadı kusuru bu nedenle oluşmaktadır. Ayrıca ortamda maya, aroma yapan ve sirke asidi bakterilerinin azlığı, fermantasyon sıcaklığının yüksek olması, fazla kültür aşılaması, kısa inkübasyon stiresi de bu kusura yol açar.
Bununla birlikte aroma yapan bakterilerin yada mayaların fazla gelişmesi, düşük sıcaklık derecesinde veya uzun süre inkübasyon ve tane ile stit arasındaki oranın yetersiz olması sonucu tirtinde görülen aşırı gaz ve asitlik oluşumunda yada tanenin aktivasyonunda tanelerin yıkanması gereklidir (Koroleva ve Bavinal975 ).
Yağ oranı fazla sütten işlenen kefirde acılaşmaya neden olacak bakterilerin enfeksiyonu sonucu acı tat oluşur. Bu kusuru önlemek için ışığın etkisini önleyici renkli şişelerin kullanılması ve kültür ilavesinden sonra enfeksiyonlardan kaçınılması gereklidir.
Kefirin uzun süre uygun olmayan metallerle teması sonucu metal tadı oluşur. Üretimde demir, bakır ve mangan içeren

aletlerle temasın engellenmesi ile tüm kusur giderilir.
Kefirde görülen bir diğer kusur da ürünün maya tadı, peynir yada sirke kokusu içermesidir. Bu üç kusur da enfeksiyonlardan ileri gelmektedir. Maya tadı, kahı mayasından, peynir kokusu Oospora lactis faaliyetinden, sirke kokusu ise sirke asidi bakterilerinden kaynaklanmaktadır. Her üç halde de kefir tanelerinin köpüren kısıraları musluk suyu ile uzaklaştırılmalıdır.
* Küsurun önlenmemesi halinde kültür ilavesi gereklidir.
Kefirde alkol ve CO2 noksanlığı, ortamda maya miktarının yetersizliğinden yada hiç bulunmamasından kaynaklanır. Bu durumda yeni kültür temin edilmelidir.
Süt asidi bakterilerinin dejenere olması sonucu kefir, uzayan bir yapıya sahip olur. Sıcaklık 25°C’ye çıkarılarak asitliğin artması sağlanabilir. Eğer yeterli olmazsa fermantasyon süresini 30 saate çıkarmak gerekir. Kusur yine de giderilemezse taneler su altında yıkanarak bir miktar starter ilavesi yeterli olur.
Kuru kefir taneleri, spor yapan ve benzeri bakterilerle kontaminasyon sonucu sağliğa. zararlı olabilirler. BUyük kefir taneleri ise iç kısımlarında bozulmalar olabileceğinden tehlike yaratırl’ar. Bu nedenle kuru kefir taneleri ve iri tanelerin kullanılmadan önce kontrolü zorunludur,
Koroleva ve Bavina (1975), nihai mamulün kalitesinin düzeltilmesi ve çeşitli kusurların giderilmesi için kefir tanelerinin çogaltılmasına ilişkin sorunları araştırmışlardır. Buna göre kefir taneleri çoğaltılırken tane ile süt arasmdaki oranın 1/30 – 1/50 arasında olması halinde tane içindeki tüm mikroorganizmaların ,aktif hâle gelebileceği bildirilmektedir. Tanelerin 18 – 22°C’ler arasında çoğaltılması ile tane aktivitesinin azalmayacağı da ifade edilmektedir.

Nis
07

Kefirden beklenilen nitelikler ve üretimine ilişkin bilgiler henüz yeterli düzeyde değildir. Bu nedenle standart bir ürün eldesi mümkün olmamaktadır. Bu durum kefirin kalite kontrolünde pek çok güçlüklerle karşılaşılmasına neden olmaktadır (Embacher 1980).
Önceleri sadece kısrak sütünden hazırlanan kefir, sonraları geniş çapta inek sütünden işlenmeye başlamıştır. Kefirdeki yağ içeriği de ülkelere göre değişmektedir. Polonya’da % 2 yağlı sütten kefir üretilmekte, Norveç’te ise tam yağlı süt kullanılmaktadır (Piechocka 1977). Kefir rekonstitut sütten ya da UHT sütle de üretilebilir. Ancak UHT sütlerde serum proteinlerinin % 65′i denatüre olmaktadır. Kefir üretiminde istenilen kıvamın elde edilebilmesi için süt proteinlerinin tamamen denatürasyonu gerekli olduğundan, üretim sırasında UHT sütlere ikinci kez bir ısıtma işlemi uygulanmaktadır . Kefir bugün Romanya ve Doğu Avrupa ülkelerinde 100 000 It/gün olarak üretilmektedir (Lacrosse 1981).
. . Kefir, değişik yöntemlerle elde edilebilir. Henneberg evde kefir üretimi için şu bilgileri vermektedir (Thomsen 1950). 20 gram kefir tanesi, 1 litre ısıtılmış ve 20°C’ye soğutulmuş süte aşılanır. 24 saat sonra taneler süzülerek ayrılır ve kefir COg gazı kaçmayacak şekilde kapaklı bir. şişeye alınır. Kapalı ve serin bir yerde ara sıra çalkalamak koşulu ile 24 saat bekletildikten sonra tüketilir. Kusursuz bir kefir eldesi için, öncelikle kaliteli çiğ süte gereksinim vardır. Kullanılacak sütün antibiyotikten arınmış, bakteri miktarının 1.10 nın altında ve asitliğinin 6.8 SH.-’ı geçmemiş olması gerekir.
Kefir üretimi, genelde aşağıda belirtildiği gibidir. Isısal işleme tabi tutulduktan sonra inkübasyon sıcaklığına soğutulan süt % 5 kefir tanesi ile aşılanır. İnkübasyon genellikle 2 aşamadan meydana gelir. Önce 20°C de (16 – 23°C) süt asidi fermantasyonu olur. 2.aşamada ise pıhtılaşan süt, kefir tanesinden ayrılır ve 10°Cde (5-15°C) ağırlık noktasını alkol fermantasyonunun oluşturduğu olgunlaşma aşamasını geçirir. I.aşama için süre 8-12
yada 24 saat, Il.aşama için ise 1-3 gündür. Kefir karanlıkta ve soğukta (2-4°C) muhafaza edildiği taktirde 6-8 gün süre ile tüketime sunulabilir (Schulz 1968, Klupsch 1984 , Stadtfeld 1968)\ ..
Prensip olarak düşük fermantasyon sıcaklığı, maya gelişimini sağladığından kuvvetli alkol fermantasyonuna neden olur. Fermantasyon sıcaklığının yüksek olması ise süt asidi bakterilerinin daha fazla gelişmesi nedeni ile asitliğin artmasına ve ekşiliği neden olur.
Kefir üretimini sınırlayan faktörlerden biri paketlemedeki sorunlardan kaynaklanmaktadır. Kefirin olgunlaşması aşamasında maya faaliyetleri, süt asidi bakterilerinde olduğu gibi durdurulamadığından, depolama sırasında C02 miktarının artması söz konusudur. Bugün tüketici plâstik kaplarda meydana gelen herhangi bir şişmeyi, bozulmanın bir işareti olarak kabul etmektedir. Bu nedenle kefiri plâstik kaplara paketleyebilmek için. olgunlaşma ürün içerisinde C02 gelişiminin frenlenmesi gerekir. Kefir tanesinden elde edilen starterlerin ilavesi ile üretimin yönlendirilmesi ve böylece COo üretiminin frenlenmesi mümkün olmaktadır. Kültürün olgunlaşma derecesi, kültür miktarı, aşılama sıcaklığı, pıhtılaştırma süresi ürünün niteliklerini yönlendirmede ve aroma oluşumunda etkili olmaktadır. Böylece, örneğin yüksek inkübasyon sıcaklığında C02 miktarı azaltılabilmektedir. Bu durumda mikrobiyolojik, kimyasal- duyusal nitelikler klâsik kefir niteliklerine oranla sapmalar gösterir.
Endüstriyel kefir üretiminde kullanılan liyofilize yada dondurarak konsantre edilmiş kültürler, işletmelerde aktif hale getirilerek ürünün aşılanmasında kullanılırlar. Endüstriyel anlamda üretilen katı ve içilebilecek kıvamdaki kefir Uretimine ait imalatın ayrıntıları yazıda verilmiştir.
Ticari aniamdaki bu üretimde, maya miktarı çok az oldu-ğundan bombaj ola’yı görUlmez. Endüstriyel kefir köpürmediği için duyusal açıdan daha çok ekşitilmiş sütü andırır.

Yağsız sütten veya yağlı sütle elde edilen normal kefirin yanısıra son zamanlarda “meyveli kefir”, Rusya’da % 0.6 sodyum kazeinat ilavesi ile elde edilen “Kefir obsobij”, yağsız kurumaddesi % 11 olan ve yağlı veya yağsız sütten yapılan “Tallin kefir”, “krema kefiri”, “peynir suyu kefiri” gibi ürünler yapılmıştır (Zuczkowa ve Popielöwa 1975, Bogdanova ve Ark.1975, Antonov ve Ark.1979, Bykova ve Ark.1979, Bykova 1979).
İşletmelerde kefir üretimi için gerekli donanımlar şu şekilde sıralanabilir (Nielsen ve Nielsen 1968).
- Kefir kültürünü üretmek ve muhafaza etmek için ekipman,
- Kefir sütünü fermente etmek için tank ve süzgeç yada filtre,
- Pıhtılaşan kefir sütünü depolama tankı ve
- Doldurma makinası.
Pıhtılaşan ürünün pompalanması, soğutulması, akışı ve doldurulmasında özen gostermek gerekir. Özellikle bava girmesine engel olunmalıdır. Aksi halde üründe serum ayrılması, çökme ve tat bozuklukları görüleceği bildirilmektedir (Anonymous 1980, Wegner ve Zickrick 1981).
Kaliteli bir kefir üretimi, kullanılan süte, uygulanan pastörizasyon ve homojenizasyon normuna, kültürün niteliğine, aşılama miktarına, inkübasyon süre ve sıcaklığına, paketleme ve muhafazaya bağlı bulunmaktadır.

Wegner ve Zickrick (1981), kurumaddenin ve yağ oranınm artması ve homojenizasyon ile kefirin yapısmı düzeltmenin mümkün olacağını bildirmektedir. Bununla birlikte Thomsen (1950) artan yağ içeriğinin Uründe acılaşmaya neden olabileceginden söz etmektedir. İnkübasyon süresinin daha çok aşılanan kültür miktarı ile inkübasyon sıcaklığına bağlı olduğu ifade edilmektedir.
Kefirin kalitesi üzerine ısı uygulamasının etkisini inceleyen bir araştırmada Bondarev (1977), kefir sütüne 4 farklı ısı uygulamıştır. Bunlar;
. 85 – 87°C’de 5-10 dakika, . 92 – 95°Ö’de 20-30 -dakika, . 110°0′de otoklavda ve
. çifte pastörizasyonla (plâkalı ısı değiştiricide) . 72 – 76°C’de ısıtma ve sonra . 85 – 87°C’de 20 dakika pastörizasyon
yukarıda belirtilen normlarda ısıl işlem uygulanarak hazırlanan sütlere % 4 kefir kültürü ilave edilmiş ve 20°C’de inkübasyon uygulanarak, Uretilen kefirlerin aroma, viskozite ve su salma özellikleri incelenmiştir. Bulgularda; ısıya bağlı olarak kıvam-daki artışın, serum proteinlerinde denatürasyonun daha fazla olmasından ileri geldiği ve kefir sUtünün 92-95°C’de 20-30 dakika ısıtılmasının optimal uygulama olduğu açıklanmıştır. Çifte pastörizasyonun ise ekonomik bir yöntem olmadıgı bildirilmektedir.
Dolezalek ve Ark.(1972), sütün yağ içeriğinin ve uygulanan pastörizasyon normunun artması ile ürün viskozite ve pıhtı sertliğinin artacağmı ortaya koymuşlardır. Optimal homojenizasyon basıncı için 85°C’de 200 atülük bir basınç uygulamasmı önermektedirler.
Chojnowski ve Ark.(1978), laboratuvar koşullarında,
- Ultrafiltrasyonla elde edilen yağsız süt konsantratı,
- Peynir suyundan ultrafiltrasyonla hazırlanan protein konsantratı ve,
- Kremanın karıştırılarak homojenize edilmesi, ile
yapılan kefirin geleneksel yöntemle üretilen kefire oranla daha
iyi yapıda ve daha iyi duyuaal niteliklere sahip olduğunu açıklamışlardır. Diğer taraftan bu yöntemle elde edilen üründe serum ayrılması da görülmemiştir.
Norveç’te yapılan diğer bir çalışmada, Piechocka ve Ark.
(1977) tarafıdan, % 0.06, % 0.5, % 1, % 2, % 3.5 yağ içerikli
sütlere, ısı normlarının ve homojenizasyon basıncının 9 farklı
kombinasyonu uygulanmıştır. Farklı işlem görmüş bu 9 örnek, 18
ve 22°C’lerde 18 saat inkübe edilmiştir. Çalışmada, % 0.5 yağlı ve yağı alınmış sütlerle yapılan kefirin üst kısmında serum ayrılmasının, diğerlerine oranla belirgin olduğu kaydedilmiştir.Kıvam, artan ısı uygulamasından olumlu yönde etkilenmiştir. 220 Âtü basınçta homojenizâsyon ve 940C’de 10 dakika ısıl işlem normları en iyi kalite faktörleri olarak önerilmiştir. Yağ miktarının
% 0.06′dan % 2»ye çıkması, duyusal niteliklerin belirgin şekilde
düzelmesine neden olmuştur.
Korovkina ve Ark.(1976) tarafından Sovyetler Birliğinde yapılan çalışm’ada, pH: 4.4 – 4.5′de yapılan karıştırma ile serum ayrılması meydana gelmeksizin tipik~kıvamda ve stabil yapıda ke-fir üretilebildiği bildirilmektedir.
Berzhinskas ve Ark.(1978), kademeli pastörizasyonun kefir üretimindeki etkilerini araştırmışlardır. Çalışmada, kademeli pastörizas-yon 87°C’ye ısıtma, 77°C’ye soğutma, bu sıcaklıkta 30 dakika tutma ve sıcaklığı tekrar 87^-C’ye çıkarma şeklinde uygu-lanmış ve standart bir yöntem olan 870C’de 30 dakika pastörizas-yon normu ile mukayeseli olarak ele alınmıştır. Çifte pastörizas-yon uygulaması ile serum proteinlerinin denatürasyonu yükselmiş ve kefirin konsistensi ‘dnemli ölçüde düzelmiştir.
¦ Rusya’da yapılan diğer bir çalışmada Korovkina ve.Ark.
(1978) tarafından % 5 kefir tanesi ile aşılanan ve 19 – 28°C’de ‘
inkübe edilen kefirin biyokimyasal nitelikleri ve konsistensine
etkileri araştırılmıştır. C02 üretimi, viskozite ve asitlik de-
recesi inkübasyon sıcaklığı ile birlikte artış göstermiştir.
Araştırmacılar, etil alkol ve uçucu yağ asitlerinin ve özellikle
özel tat ve koku maddelerinin oluşumu ve doğru bir konsistensin
elde edilebilmesi için 25°C’deki inkübasyon sıcaklığını önermektedirler.

Shmeleva ve Yakovlev (1968), Rusya’da tanklarda kefir üretimi yerine kefir kültürü ve kefir sütünün sürekli üretimi yöntemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar yapmışlardır. Yöntem pastörizasyondan sonra sıcaklığın 20 – 25 C*ye soğutulması ve olgunlaşma tanklarma almtnası şeklinde plânlanmış ve olgunlaşma tanklarmda pıhtılaşan ürün hidrostatik bir basınç altında süzülerek tanelerden ayrılmıştır. Süzme aşamasında asitliğin 24 SH olduğu bildirilmektedir. Olgunlaşma tankından sürekli süzülen ürünün kültür olarak değerlendirilebileceği yada şişelere doldurularak 10°G’de olgunlaşmaya bırakılabileceği ifade edilmek-tedir. Bu yöntem aynı zamanda bir Rus patentidir.
Kefir üretiminde ilginç gelişmelerden biri de meyve ile aromatize edilen kefir sütüdür. Ântonov ve Ark.(1979) tarafından geliştirilen yöntemde, standardize edilen süte 74 – 76°C»de 15-20 saniye ve sonra 85-87 C’de 5-15 dakika çifte pastörizasyon normu uygulanmış ve sonra homojenize edilen süt soğutulup kefir kültürü ile 30 SH’a dek inkübe edilmiştir. 01gunlaştırılan ve 8-10°C’ye soğutulan kefirin pastörize edilmiş ve soğutulmuş meyve ve şeker şurubu karışımı ile 1:1 yada 1$2 oranında yada kefirin % 12 20’si oranında meyve suyu ile karıştırılıp şişelenebileceği bildirilmektedir.
Kefir üretimine ilişkin geliştirilen en yeni yöntemlerden biri Alman patent yöntemidir. Bu yöntem Gallmann ve Puhan (1978) tarafından modifiye edilen kımız üretimine çok benzemektedir. Üretim aşamaları şu şekilde sıralanmaktadır.
I. Aşama: Ön işleme tabi tutulmuş 200 lt. süte doğrudan 1 kutu A tipi kültür konsantratı aşılanır ve fermantasyona terk edilir. Yaklaşık 50 gr. kültür aşağıdaki süt asidi bakterilerini içermektedir.
Str.lactis,
Str.diacetylactis,
Str.cremoris,
L.acidophilus,
Lb.lactis,
Kefir çubukları Tip I (Licaucasicus ve
L.brewis)

Kefir çubukları Tip II Fermantasyon 25-28°Cfde 18 saat ve pH:4.40′a kadar devam eder. Bu şekilde elde edilen ürün ekşi kefir sütüdür.
II. Aşama: Yaklaşzk 100 lt. süte 1 kutu B tipi kültür
konsantratı aşılanır ve fermantasyona terk edilir. Yaklaşık 50 gr.
kültür aşağıdaki mikroorganizmaları içermektedir.
Candida kefir tipi kefir mayaları Kefir çubukları Tip I ve Tip II İnkübasyon 33°C’de 18 saat süre ile pH: 3.90′a kadar devam eder.
III. Aşama: Bu aşamada I.aşamada elde edilen ekşitil-
miş kef ir .sütü yaklaşık 15 ye soğutulur ve 2.aşamada elde edilen B kültüründen belirli oranda ilave edilir Son üründe aşağıdaki mikroorganizmaların bulunması gerektigi bildirilmektedir.
Mezofil koklar 109 Termofil koklar 10 Laktobasiller 105 Mayalar 104 – 106
Bu.aşamalı yöntemle elde edilen Urünün Ustünlükleri ise şu şekilde belirlenmiştir.
- Kefir tanesi ile elde edilen kefirdeki ekşi tat D (-) süt asidi mevcudiyetinden kaynaklanmaktadır. Oysa yukarıda verilen yöntemde L (+•) süt asidi miktarı oldukça fazladır.
- 8°C yada altında muhafaza edildiğinde tüketim gününe kadar bombaj olayı da görülmemiştir.

Nis
02

Kefir tanesi, protein tabiatında olup çok karışık bir mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Değişik yazarların verdikleri bilgiler arasında belirgin farklılıklar mevcuttur. Bu durum, daha çok analizi yapılan örneklerin farklı bölgelerden gelmiş olmasından ve diğer taraftan değişik ölçüde yangı mikroorganizmaları içermelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca yangı sonucu meydana gelen mayalarla, tane içerisindeki kefir mayalarına birbirinden ayırt edilebilmeleri de oldukça zordur. Bu konuda en eski çalışma 1897 yılında Freudenrich tarafından yapılmış ve kefir tanelerinde maya, streptokok ve çubuk şeklindeki mikroorganizmaların varlığı tespit edilmiştir (Kosikowski 1966). Tane mikrobiyolojisine ait en önemli çalışmalar 1937 yılında tanmmış bakteriyolog Prof.Dr. Henneberg tarafından yapılmış ve çalışmaları sonunda kendi adı ile’ anılan Henneberg kefir basilini izole etmiştir. Prof.Henneberg’e göre simbiyoz faaliyet gösteren mikroorganizmalar, Torula mayası, Streptococ lactis, Betabacterium caucasium ve Henneberg kefir basilidir (Schulz 1968, Koroleva ve Bavina 1970, Webb ve Ark.1974)”.
Bugünkü bilgilere göre, kefir tanesi içinde simbiyoz faaliyet gösteren mikroorganizmalar her zaman aynı değildir. Rosi (1978 a) ve Rosi (1978 b) ye göre; kefir tanesi içinde Streptokoklar, Laktobasiller ve Mayalar bulunmaktadır. Anılan gruplar içerisinde çoğunlukla birden fazla bakteri yada maya bulunduğu da ifade edil-mektedir (Üçühcü 1983).
Nielsen ve Nielsen (1968) tarafından, Rus ve Danimarka kökenli kefir tanelerinde yapılan mikrobiyolojik analizlerde, her iki çeşit tane de de Geotrichum familyasından küfler, Saccharomyces familyasından mayalar ve kok biçiminde süt asidi bakterileri tesbit edilmiştir. Danimarka kefirinde Betabacterium izole edildiği halde, Rus kefirinde rastlanmamıştır. Rus kefirinde ayrıca tanımlanamayan çok sayıda çubuk şeklinde bakteriler belirlenmiştir.
Wegner ve Zickrick (1981) tarafından, iyi bir kefir elde edilebilmesi için tanede bulunması gerekli mikroorganizmalar
ifade edilmiştir. Buna göre mililitresinde 10 St.lactis, 10
Sc.diacetylactis , 10 Leu.mesenteroides, 10 Lb.casei alactosus,

- 13 -
10 Lb.brevis cellobiosus ve 10 Saccharomyces florentinus içer-melidir. Str.lactis ve Sc.cremoris ilaveleri ile kültür aktivite-lerinin arttırılabileceği de bildirilmektedir.
Embacher (1980), tane stabilitesinin, raayalar, Laktoba-siller ve Streptokoklar arasındaki simbiyoz faaliyetten kaynak-landığını bildirmektedir. Laktobasiller laktozdan yararlanan mayaların gelişmesi için gerekli parçalanma ürünlerini sağlarken,.. Streptokoklar, Laktobasilluslarm gelişmesi için yağ asitlerini üretmektedirler.
Kefir tanesinin önemli bir bölümünü oluşturan kefiran, değişik mikroorganizmalarca üretilen polisakkaritlerden oluşmak-tadır. Heterofermantatif ve homofermantatif laktobasiller ile leuconostoklar polisakkarit Uretimini kanıtlamaktadır (Embacher 1980). Çubuk şeklindeki bakterilerin örtü materyali olarak kabul edilen kefiran 0.1 I NaOH içinde çözünür ve tanenin mikrobiyolo-jik muayenesini mümkün kılar (Sobczak ve Kocon 1982).
Koroleva ve Ark. (1978), nihai mamulün mikrobiyolojik florası üzerinde kullanılan kültür miktarının önemli ölçüde et-kili olmadığını belirlemişlerdir.
Kefirde yapılacak mikrobiyolojik analiz sonuçları tane florasına benzemektedir, Ancak bazı farklı durumlar da tesbit edilmiştir. Örneğin kefirde Streptokoklar ortama hakim olduğu halde, tane de önemsiz düzeyde bulunmaktadır (Görner, Palo ve Segin 1972, Embacher 1980).
Buna karşın endüstriyel kefir üretiminde kullanılan liyo-filize yada dondurarak konsantre edilmiş kefir kültürü ile kefir tanesi arasında mikrobiyolojik bakımdan önemli farklar bulunmak-tadır. Glaeser ve 3eiter (1979) ile Glaeser ve Sigmaringen (1981) tarafından yapılan incelemelerde; kefir tanesi içinde Streptokok-lar, Laktobasillus cinsleri, Laktozu fermente eden ve etmeyen mikroorganizmalardan söz edilirken, endüstriyel kefirde sadece Streptokokların bulunduğu ve çok az miktarda mayaya tesadüf edil-diği bildirilmektedir.

- 14 -
Ohara ve Ark. (1977), kefir tanesinde 4 ayrı maya soyu bulmuşlardır. Kluyveromyces lactis, Candida valida, Brettanomyces ve Saccharomyces unisporis olarak belirlenen mayalarm laktozu fermente ettigi ve fermantasyon sırasında çok miktarda mevcut oldugu ve rol oynadığı ifade edilmektedir. Süt asidi bakterileri ile monosakkaritler oluşurken izole edilen mayalardan son ikisinin alkol ürettiği bildirilmektedir.
Görner, Palo ve Segin (1972) bazı araştırmacıların kefir mikroflorası hakkındaki bulgularını bir çizelge içerisinde topla-mışlardır.
Çizelge 1: Kefir Tanesinin Mikrobiyolojik Bileşimi (Görner, Palo ve Segin 1972).

Araştırmacılar Mikroorganizmalar
Knez ve Ark. Str.lactis, Lb.caucasicus, Lb.brevis,
B.esterificaris B.kefir, Torulopsis kefir
‘Boğdanov Str.lactis, Str.cremoris, Aroma bakterile-
ri, Strepto bakterileri, Süt mayaları,
Mycodermen.
Sabados Str.lactis, Str.cremoris, Str.citrovorum,
Str.paracitrovorus, Str.diacetylactis Lb.casei, Lb.caucasicus, Lb.brevis, Sirke bakterileri, Torulopsis kefir, Mycoderma.
Chrulkevic ve Ark. Str.lactis, Süt mayaları, Mycodermen.
Maksinova Str.lactis, Str.diacety lactis, Str.para-
citrovorus, Beta-Bakterileri, Strepto bak-terileri, Sirke bakterileri, Süt Mayaları.
Pech ve Ark. , Str.lactis, Str.cremoris, Lb.caucasicus,
Beta-Bakterium Caucasicum, Torulopsis kefir.
Bu çizelgeye göre kefir tanesindeki mikroorganizmaların 3

grup altmda toplanmaaı mümkündür:
l.grup mikroorganizmalar: Kiire şeklindeki süt asidi
bakterilerinden oluşmaktadır. Örnek olarak Str.lactis ve Str.cremoris gibi tipik süt Streptokokları gösterilebilir.
‘ 2.grup mikroorganizmalar: Çubuk şeklindeki süt asidi
bakterileridir. Bu grubta en çok Lb.caucasicus’dan söz edilir. Çok az miktarda süt asidi oluştururlar.
3.grup mikroorganizmalar: Torulopsis familyasının maya-
ları oluşturur. Bunlar süt şekerini etil alkol ve CO^’e
parçalarlar.
Kefir tanesinde yer alan mikroorganizmaların çevre ile bağlantısı o denli geniş bir alana yayılmıştır ki, çeşitli mikro-organizmalar ile kontaminasyon bu mikroorganizmaların fonksiyon-larını engelleyemez. Sununla birlikte kefir tanesi ve kefirde birçok hatanın meydana gelmesinin ana nedeni kültür üretimi ve ürün eldesi sırasında yabancı mikrofloranın ortama hakim olmasıdır. Kefir mikroflorasının çok karmaşık olması nedeni ile, bu tür ya-bancı mikroflorayı belirlemek oldukça güçtür. En önemli kontami-nasyon mikroorganizmalarını şu şekilde sıralamak mümkündür (Wegner ve Zicrick 1981):
- Koliform Mikroorganizmalar: Koliform bakteriler kefir ana kültüründe (kefir tanesi), işletme kültüründe ve kefirde üretim hijyenine uyulmadığı taktirde gelişe-bilirler-, Üründeki gaz kabarcıkları çoğu zaman koli-form bakterilerin bir işareti olmayıp, şekeri parça-layan mayalardan ileri gelebilir.
- Kahm Mayaları: Kahm mayalarının (Candida cinsleri) çoğalmaları, düşük sıcaklık derecesinde uzun süre fermantasyon sonucu söz konusu olur. Üst kısımda

sarı-beyaz, kremimsi bir tabaka oluştururlar. Üründe hoş olmayan kuvvetli bir maya aroması algılanmasına neden olurlar.
- Geotrichum candidum; Kahm mayaları ile aynı koşullarda çoğalırlar. Üst kısımlarda beyaz renkle bir küf tabaka-sının oluşmasına neden olurlar. Penicillium, Mucor gibi diğer maya cinsleri ile nadiren kontamine olurlar.
- Sirke Asidi Bakterileri(Acetobacter spp.); Normal kefir mikroflorası içinde yer almakla birlikte, alçak derecede inkübasyon sonucu çoğalarak, kefirin ekşi bir tat alma-sına neden olurlar. Bu durumda sirke asidi bakterileri de yabancı flora olarak kabul edilirler.
Mikroorganizmaların etkisi ile değişikliğe uğrayan süte ait değerler Çizelge 2′de görülmektedir. Bu değerler Hammersten tarafın-dan yapılan analizlere aittir.(Schulz 1965, Melsen ve Nielsen 1968).
Çizelge 2: Kefirin Bileşimi (Nielsen ve Nielsen 1968).

Ticari Kefir Lab, Yapılar ı Kefir
a b % c
% 2 günlük 4 günlük 6 % günlük .%
Alkol 0. 70 0.60 0.80 0.23 0. 81 1. 10
Süt asidi 0. 81 0.61 0.76 0.66 0. 83 0. 90
Süt şekeri 2. 78 2.90 2.37 3.70 2. 24 1. 67
Kazein 2. 98 2.74 2.99 2.57 2. 59 56
Albumin 0. 28 0.17 0.10 0.42 0. 40 0. 39
Peptonlar 0. 05 0.07 0.08 0.07 0. 09 0. 12
Yağ 3. 35 3.10 2.81 3.62 3. 63 3. 63
Kül 0. 79 0.65 0.68 0.64 0. 62 0. 63
Su 8″8. 26 89.10 89.41 88.09 88. 79 89. 00
Kefir aşağıda belirtilen yağ oranlarında üretilebilir. • – Yağsız süt kefiri: En fazla % 0.3 yağ,
- Yağca fakir kefir: % 1.5 – 1.8 yağ,
- Kefir en az % 3.5 yağ,
- Krema kefiri en az % 10 yağ.
Genellikle piyasada % 3.5 yağlı kefir ve az yağlı kefir bulunmak-tadır.

3 No’lu çizelge, endüstriyel kefir ile kefir tanesinden elde edilen kefirin kimyasal bileşimini göstermektedir. Sütle karşılaştırıldığında, kefirin laktoz bakımından fakir olduğu görülür. Doğu Avrupalı yazarlara göre; fermantasyon sırasmda kefir serbest yağ asitleri, amino asitler ve peptitler açısmdan zengin-leşmektedir (Gawel ve Gromadka 1978» Korovkina ve Ark.l978)0
Çizelge 3: Tane Kefirin ve Endüstriyel Kefirin Kimyasal Bileoimi (Korovkina ve Patkul 1976, Korovkina ve Patkul 1978, Gawel ve Gromadka 1978, Glaeser ve Beiter 1979).

Tane Kefiri
Laktoz yaklaşık % 2.5
Süt Asidi % 0.7-1.0
L(+) Süt Asidi yaklaşık % 50>+
Etil Alkol % 0.3-1.0

Endüstriyel Kefir
Doğu Avrupa Almanya

% 3.7 – 3.8 Görülmedi
% 0.7 – 0.8 • % 0.7 – 1-0
Görülmedi 0.01-0.04 % 95 – 98 0.005-0.005
(++) Tümü süt asidi cinsinden
(+++)Çoğu örnekte etil alkol miktarı % 0.01′in altında bulunmuştur.
Kefirde proteinin parçalanması süt asidinin oluşumu ile paralel yürümektedir. Bununla birlikte uzun süre depolamada asit gelişiminin ve protein parçalanmasının durduğu ancak GOp ve kefir aroması oluşumunun devam ettiği bildirilmektedir (Anony-mous, 1968). Fermantasyon süre ve sıcaklığına bağlı olarak; tatlı kefir, orta sertlikte kefir, sert kefir ve çok sert kefir olarak isimlendirilen 4 çeşit kefirden söz edilmektedir (Yöney, 1967; Üçüncü, 1980).