Archive

Archive for the ‘makale’ Category

May
11
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Hamuru ve tatlıyı azalt, sebze meyveyi çoğalt

Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

Tatlandırıcı içeren ’light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.

Bol taze sebze ve meyve tüketin.

Yeterli omega-3 alın, ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza yiyin.

Günde iki diş sarımsak veya 1 baş kuru soğan tüketin.

Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

Şekersiz yeşil ve siyah çay tüketin.

Stresten uzak durun.

İyi uyuyun.

Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

Yeteri derecede egzersiz yapın.

Alkol kullanmayın.

İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.

Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

Prof. Dr. Ahmet Aydın

Nis
23
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Bileşim yönünden kefir, herşeyden önce yoğurt ve ekşi süt ile benzer bir etkiye sahiptir. Kefirin bileşimi, büyük ölçüde yapıldıgı süte ve yağ oranına bağlı bulunmaktadır. Bununla birlikte normal bir kefir, mineral maddeler, protein ve yağ miktarı açısından tamamen içme sütü gibi olduğundan besin değeri açısmdan en ufak bir kuşku yoktur. Kefirin süte göre üstünlüğü, serinletici, ferahlatıcı tadı nedeni ile zorunlu süt kürlerinde süte oranla daha kolay tüketilebilmesidir.
Bütün fermente süt ürünleri için ortak bir özellik, laktoz miktarının süte oranla daha düşük olmasıdır. Bu nedenle laktoza karşı hassasiyeti olan kişilerce daha kolay sindirilebilirler. Aynı durum süt yağı ve proteinler için de geçerlidir. Bunların yanısıra süt asidinin, kalsiyum, demir ve fosfat gibi süt bileşenlerinin emilimini olumlu yönde etkilediği de ifade edilmektedir (Schulz 1968, Glaeser ve Sigmaringen 1981).
Endüstriyel kefirde süt asidinin ortama hakim olması oldukça dikkat çekicidir. Bu konu özellikle memedeki süt çocuklarının beslenmesinde önem taşımaktadır.
Glaeser ve Sigmaringen’in (1981) ifadelerine göre, Ballabriga ve Ark. 1970 yılında yaptıkları çalışmada, memedeki süt çocuklarının fazla miktarda L (+) süt asidi içeren fermente süt mamulleri ile beslenmeleri gerektiği sonucuna varmışlardır.
Kefir kültürü ile Propionibacterium shermanii’nin simbiyoz faaliyeti sonucu kefirin, basta B12 vitamini olmak üzere diğer B vitaminleri açısmdan zenginleştiği ifade edilmektedir (Simova ve Rüzickova 1975 Purman 1976, Gerna ve Hrabova 1977). P.shermanii ve kefir kültürü. ilavesi ile gerçekleştirilen benzer üretim yöntemleri ile, normal bir kefirde 0.51^g/100 ml civarında olah B12 vitamini miktarının 0.51/^g/lOO ml değerine ulaştığı saptanmıştır. Fazla miktarda B vitamini içeren kefir özellikle deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Diyetetik amaçlı kefir üretimine yönelik Rusya’da yapılan diğer bir çalışmada ise Bogdanova ve Ark.(1978), % 1 yağlı
kefire % 0.6 oranında sodyum kazeinat eklendiğinde, protein miktarının % 3.0 – 3.1′den % 3.4 – 3.5 değerine yükseldiğini belirlemişlerdir. Bu arada serum ayrılmasının % 33.3′ten % 26.2′ye düştüğü görülmüştür.
Yeni kaynaklarda fermantasyon etkeni yeni kefir kültürlerinden de söz edilmektedir. Örneğin laktozu tamamen galaktoz ve etil alkole parçalayan “Caddida Kefyr”, galaktozca zengin diet gıdalar için önem taşımaktadır (Wegner ve Zickrick 1981).
Kefirin Mb.tuberculosis üzerindeki antimikrobiyal etkisinden söz edilmektedir (Skorodumova 1958). Ivanova (1975) tarafından ise kefir kültürünün koliform bakteriler üzerindeki etkileri araştırılmıştır.
Romanya’da Prof.Dr.Aslan, yaşlanmanın nedenleri üzerinde yaptığı bir araştırmada, kefirin ömrü uzatma etkisini incelemiştir. Çünkü Rusya’da yapılan çalışmalarda, kefirin ömrü uzatma etkisinden söz edilmektedir. Ayrıca kefirin organizmanm dayanma gücünü arttırdığı ve sürekli alındığı taktirde sağlık üzerinde olumlu etkiler bıraktığı ifade edilmektedir. Araştırmacılar özellikle yaşlılıkta sağlığın korunmasmda kefir üretimine dikkati çekmektedirler (Klupşch 1984).
Glaeser ve Sigmaringen’in (1981) bildirdiklerine göre, kefirin ishale iyi gelmesi, Escherichia Coli, Salmonella gibi patojen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal bir etkiye sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca alkali yapılmış kefirle tedavi edilen mide ve oniki parmak ülserinde olumlu sonuçlar alınmıştır. Midede asitliğin düştüğü, ağrı ve hazımsızlık belirtilerinin azaldığı bildirilmektedir.
Ancak, özellikle mikrobiyolojik yapısı façklı olan Rus Kefiri ile elde edilen bu sonuçların, endüatriyel kefir için ge-çerli olduğu henüz açık değildir.
Besin değeri ve fonksiyonları açısından diğer fermente süt mamullerine benzeyen kefirin, tedavi edici özelliği hakkında henüz kesin bilgiler mevcut değildir. Kaptan (1982),Tepye ve Hylmar (1974) isimli araştırmacıların bu konudaki görüşlerlni
aşağıdaki gibi aktarmaktadır.
Kefirin Çeşitli Hastalıklarda Kullanılması İle İlgili Öneriler

Onerilen Miktar (Litre)
Hastalık
Lt, Lt,
Hergün Hergün
1
1
Sinirsel Hastalıklar Bronşit ve astım
Kabızlık ve kan bozuklukları Hergiin 1 Lt,
Çıbanlar Eksama.
Hergün 1 Lt. Hergün 1/2 Lt,

Not
2-3 kere alınabilir.
Ağır vakalarda 1 yıl süreyle hastalık süresince
Ağır vakalarda büyükler 2 Lt.
Hastalık süresince
Ayrıca hastalıklı yerler çizilmeli ve çiziklere kefir akıtılmalı

12 saatlik kefir kul-lanılmalı. Yatağa girerken alınmalı, 2-4 hafta kullanılmalı.
Hergün 1/2 Lt. Düzelinceye kadar.

Mesane hastalıkları Hergün 1 Lt.
Böbrek hastalıkları Hergün 1 Lt.
Yüksek tansiyon Hergün 1 Lt.
Enfeksiyonlarda Hergün, 1 Lt.
Safra bozuklukları Herglin 1 Lt.
Sarılık hastalığı Hergün 1/2 Lt

Nis
23
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Kefir üretiminde dikkâtli çalışılmadığı taktirde tat, koku ve görünümü bozan bir dizi enfeksiyon meydana gelir. Bunun sonucunda ürtinde birtakım kalite bozuklukları görülür. Ayrıca tanenin kendisinden de kaynaklanan kusurlar olabilir.
Wegner ve Zickrick (1981) tarafından kefirdeki hatalar aşağıdaki şekilde bildirilmiştir:
- Spesifik olmayan ekşi süt tadı,
- Fazla gaz oluşumu veya köpürme,
- Serum ayrılması,
- Kültür aktivitesinin azalması ve
- Tat kusurları.
Kefir tanelerinin üretim sırasında su veya sütle yıkanması tevsiye edilmemektedir. Yıkama işlemi tanedeki mikroflorayı azaltacağından kültür üretimindeki süreklilik bozulur ve kalite kötüleşir. Kefirde spesifik olmayan ekşi süt tadı kusuru bu nedenle oluşmaktadır. Ayrıca ortamda maya, aroma yapan ve sirke asidi bakterilerinin azlığı, fermantasyon sıcaklığının yüksek olması, fazla kültür aşılaması, kısa inkübasyon stiresi de bu kusura yol açar.
Bununla birlikte aroma yapan bakterilerin yada mayaların fazla gelişmesi, düşük sıcaklık derecesinde veya uzun süre inkübasyon ve tane ile stit arasındaki oranın yetersiz olması sonucu tirtinde görülen aşırı gaz ve asitlik oluşumunda yada tanenin aktivasyonunda tanelerin yıkanması gereklidir (Koroleva ve Bavinal975 ).
Yağ oranı fazla sütten işlenen kefirde acılaşmaya neden olacak bakterilerin enfeksiyonu sonucu acı tat oluşur. Bu kusuru önlemek için ışığın etkisini önleyici renkli şişelerin kullanılması ve kültür ilavesinden sonra enfeksiyonlardan kaçınılması gereklidir.
Kefirin uzun süre uygun olmayan metallerle teması sonucu metal tadı oluşur. Üretimde demir, bakır ve mangan içeren

aletlerle temasın engellenmesi ile tüm kusur giderilir.
Kefirde görülen bir diğer kusur da ürünün maya tadı, peynir yada sirke kokusu içermesidir. Bu üç kusur da enfeksiyonlardan ileri gelmektedir. Maya tadı, kahı mayasından, peynir kokusu Oospora lactis faaliyetinden, sirke kokusu ise sirke asidi bakterilerinden kaynaklanmaktadır. Her üç halde de kefir tanelerinin köpüren kısıraları musluk suyu ile uzaklaştırılmalıdır.
* Küsurun önlenmemesi halinde kültür ilavesi gereklidir.
Kefirde alkol ve CO2 noksanlığı, ortamda maya miktarının yetersizliğinden yada hiç bulunmamasından kaynaklanır. Bu durumda yeni kültür temin edilmelidir.
Süt asidi bakterilerinin dejenere olması sonucu kefir, uzayan bir yapıya sahip olur. Sıcaklık 25°C’ye çıkarılarak asitliğin artması sağlanabilir. Eğer yeterli olmazsa fermantasyon süresini 30 saate çıkarmak gerekir. Kusur yine de giderilemezse taneler su altında yıkanarak bir miktar starter ilavesi yeterli olur.
Kuru kefir taneleri, spor yapan ve benzeri bakterilerle kontaminasyon sonucu sağliğa. zararlı olabilirler. BUyük kefir taneleri ise iç kısımlarında bozulmalar olabileceğinden tehlike yaratırl’ar. Bu nedenle kuru kefir taneleri ve iri tanelerin kullanılmadan önce kontrolü zorunludur,
Koroleva ve Bavina (1975), nihai mamulün kalitesinin düzeltilmesi ve çeşitli kusurların giderilmesi için kefir tanelerinin çogaltılmasına ilişkin sorunları araştırmışlardır. Buna göre kefir taneleri çoğaltılırken tane ile süt arasmdaki oranın 1/30 – 1/50 arasında olması halinde tane içindeki tüm mikroorganizmaların ,aktif hâle gelebileceği bildirilmektedir. Tanelerin 18 – 22°C’ler arasında çoğaltılması ile tane aktivitesinin azalmayacağı da ifade edilmektedir.

Nis
07
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Kefirden beklenilen nitelikler ve üretimine ilişkin bilgiler henüz yeterli düzeyde değildir. Bu nedenle standart bir ürün eldesi mümkün olmamaktadır. Bu durum kefirin kalite kontrolünde pek çok güçlüklerle karşılaşılmasına neden olmaktadır (Embacher 1980).
Önceleri sadece kısrak sütünden hazırlanan kefir, sonraları geniş çapta inek sütünden işlenmeye başlamıştır. Kefirdeki yağ içeriği de ülkelere göre değişmektedir. Polonya’da % 2 yağlı sütten kefir üretilmekte, Norveç’te ise tam yağlı süt kullanılmaktadır (Piechocka 1977). Kefir rekonstitut sütten ya da UHT sütle de üretilebilir. Ancak UHT sütlerde serum proteinlerinin % 65′i denatüre olmaktadır. Kefir üretiminde istenilen kıvamın elde edilebilmesi için süt proteinlerinin tamamen denatürasyonu gerekli olduğundan, üretim sırasında UHT sütlere ikinci kez bir ısıtma işlemi uygulanmaktadır . Kefir bugün Romanya ve Doğu Avrupa ülkelerinde 100 000 It/gün olarak üretilmektedir (Lacrosse 1981).
. . Kefir, değişik yöntemlerle elde edilebilir. Henneberg evde kefir üretimi için şu bilgileri vermektedir (Thomsen 1950). 20 gram kefir tanesi, 1 litre ısıtılmış ve 20°C’ye soğutulmuş süte aşılanır. 24 saat sonra taneler süzülerek ayrılır ve kefir COg gazı kaçmayacak şekilde kapaklı bir. şişeye alınır. Kapalı ve serin bir yerde ara sıra çalkalamak koşulu ile 24 saat bekletildikten sonra tüketilir. Kusursuz bir kefir eldesi için, öncelikle kaliteli çiğ süte gereksinim vardır. Kullanılacak sütün antibiyotikten arınmış, bakteri miktarının 1.10 nın altında ve asitliğinin 6.8 SH.-’ı geçmemiş olması gerekir.
Kefir üretimi, genelde aşağıda belirtildiği gibidir. Isısal işleme tabi tutulduktan sonra inkübasyon sıcaklığına soğutulan süt % 5 kefir tanesi ile aşılanır. İnkübasyon genellikle 2 aşamadan meydana gelir. Önce 20°C de (16 – 23°C) süt asidi fermantasyonu olur. 2.aşamada ise pıhtılaşan süt, kefir tanesinden ayrılır ve 10°Cde (5-15°C) ağırlık noktasını alkol fermantasyonunun oluşturduğu olgunlaşma aşamasını geçirir. I.aşama için süre 8-12
yada 24 saat, Il.aşama için ise 1-3 gündür. Kefir karanlıkta ve soğukta (2-4°C) muhafaza edildiği taktirde 6-8 gün süre ile tüketime sunulabilir (Schulz 1968, Klupsch 1984 , Stadtfeld 1968)\ ..
Prensip olarak düşük fermantasyon sıcaklığı, maya gelişimini sağladığından kuvvetli alkol fermantasyonuna neden olur. Fermantasyon sıcaklığının yüksek olması ise süt asidi bakterilerinin daha fazla gelişmesi nedeni ile asitliğin artmasına ve ekşiliği neden olur.
Kefir üretimini sınırlayan faktörlerden biri paketlemedeki sorunlardan kaynaklanmaktadır. Kefirin olgunlaşması aşamasında maya faaliyetleri, süt asidi bakterilerinde olduğu gibi durdurulamadığından, depolama sırasında C02 miktarının artması söz konusudur. Bugün tüketici plâstik kaplarda meydana gelen herhangi bir şişmeyi, bozulmanın bir işareti olarak kabul etmektedir. Bu nedenle kefiri plâstik kaplara paketleyebilmek için. olgunlaşma ürün içerisinde C02 gelişiminin frenlenmesi gerekir. Kefir tanesinden elde edilen starterlerin ilavesi ile üretimin yönlendirilmesi ve böylece COo üretiminin frenlenmesi mümkün olmaktadır. Kültürün olgunlaşma derecesi, kültür miktarı, aşılama sıcaklığı, pıhtılaştırma süresi ürünün niteliklerini yönlendirmede ve aroma oluşumunda etkili olmaktadır. Böylece, örneğin yüksek inkübasyon sıcaklığında C02 miktarı azaltılabilmektedir. Bu durumda mikrobiyolojik, kimyasal- duyusal nitelikler klâsik kefir niteliklerine oranla sapmalar gösterir.
Endüstriyel kefir üretiminde kullanılan liyofilize yada dondurarak konsantre edilmiş kültürler, işletmelerde aktif hale getirilerek ürünün aşılanmasında kullanılırlar. Endüstriyel anlamda üretilen katı ve içilebilecek kıvamdaki kefir Uretimine ait imalatın ayrıntıları yazıda verilmiştir.
Ticari aniamdaki bu üretimde, maya miktarı çok az oldu-ğundan bombaj ola’yı görUlmez. Endüstriyel kefir köpürmediği için duyusal açıdan daha çok ekşitilmiş sütü andırır.

Yağsız sütten veya yağlı sütle elde edilen normal kefirin yanısıra son zamanlarda “meyveli kefir”, Rusya’da % 0.6 sodyum kazeinat ilavesi ile elde edilen “Kefir obsobij”, yağsız kurumaddesi % 11 olan ve yağlı veya yağsız sütten yapılan “Tallin kefir”, “krema kefiri”, “peynir suyu kefiri” gibi ürünler yapılmıştır (Zuczkowa ve Popielöwa 1975, Bogdanova ve Ark.1975, Antonov ve Ark.1979, Bykova ve Ark.1979, Bykova 1979).
İşletmelerde kefir üretimi için gerekli donanımlar şu şekilde sıralanabilir (Nielsen ve Nielsen 1968).
- Kefir kültürünü üretmek ve muhafaza etmek için ekipman,
- Kefir sütünü fermente etmek için tank ve süzgeç yada filtre,
- Pıhtılaşan kefir sütünü depolama tankı ve
- Doldurma makinası.
Pıhtılaşan ürünün pompalanması, soğutulması, akışı ve doldurulmasında özen gostermek gerekir. Özellikle bava girmesine engel olunmalıdır. Aksi halde üründe serum ayrılması, çökme ve tat bozuklukları görüleceği bildirilmektedir (Anonymous 1980, Wegner ve Zickrick 1981).
Kaliteli bir kefir üretimi, kullanılan süte, uygulanan pastörizasyon ve homojenizasyon normuna, kültürün niteliğine, aşılama miktarına, inkübasyon süre ve sıcaklığına, paketleme ve muhafazaya bağlı bulunmaktadır.

Wegner ve Zickrick (1981), kurumaddenin ve yağ oranınm artması ve homojenizasyon ile kefirin yapısmı düzeltmenin mümkün olacağını bildirmektedir. Bununla birlikte Thomsen (1950) artan yağ içeriğinin Uründe acılaşmaya neden olabileceginden söz etmektedir. İnkübasyon süresinin daha çok aşılanan kültür miktarı ile inkübasyon sıcaklığına bağlı olduğu ifade edilmektedir.
Kefirin kalitesi üzerine ısı uygulamasının etkisini inceleyen bir araştırmada Bondarev (1977), kefir sütüne 4 farklı ısı uygulamıştır. Bunlar;
. 85 – 87°C’de 5-10 dakika, . 92 – 95°Ö’de 20-30 -dakika, . 110°0′de otoklavda ve
. çifte pastörizasyonla (plâkalı ısı değiştiricide) . 72 – 76°C’de ısıtma ve sonra . 85 – 87°C’de 20 dakika pastörizasyon
yukarıda belirtilen normlarda ısıl işlem uygulanarak hazırlanan sütlere % 4 kefir kültürü ilave edilmiş ve 20°C’de inkübasyon uygulanarak, Uretilen kefirlerin aroma, viskozite ve su salma özellikleri incelenmiştir. Bulgularda; ısıya bağlı olarak kıvam-daki artışın, serum proteinlerinde denatürasyonun daha fazla olmasından ileri geldiği ve kefir sUtünün 92-95°C’de 20-30 dakika ısıtılmasının optimal uygulama olduğu açıklanmıştır. Çifte pastörizasyonun ise ekonomik bir yöntem olmadıgı bildirilmektedir.
Dolezalek ve Ark.(1972), sütün yağ içeriğinin ve uygulanan pastörizasyon normunun artması ile ürün viskozite ve pıhtı sertliğinin artacağmı ortaya koymuşlardır. Optimal homojenizasyon basıncı için 85°C’de 200 atülük bir basınç uygulamasmı önermektedirler.
Chojnowski ve Ark.(1978), laboratuvar koşullarında,
- Ultrafiltrasyonla elde edilen yağsız süt konsantratı,
- Peynir suyundan ultrafiltrasyonla hazırlanan protein konsantratı ve,
- Kremanın karıştırılarak homojenize edilmesi, ile
yapılan kefirin geleneksel yöntemle üretilen kefire oranla daha
iyi yapıda ve daha iyi duyuaal niteliklere sahip olduğunu açıklamışlardır. Diğer taraftan bu yöntemle elde edilen üründe serum ayrılması da görülmemiştir.
Norveç’te yapılan diğer bir çalışmada, Piechocka ve Ark.
(1977) tarafıdan, % 0.06, % 0.5, % 1, % 2, % 3.5 yağ içerikli
sütlere, ısı normlarının ve homojenizasyon basıncının 9 farklı
kombinasyonu uygulanmıştır. Farklı işlem görmüş bu 9 örnek, 18
ve 22°C’lerde 18 saat inkübe edilmiştir. Çalışmada, % 0.5 yağlı ve yağı alınmış sütlerle yapılan kefirin üst kısmında serum ayrılmasının, diğerlerine oranla belirgin olduğu kaydedilmiştir.Kıvam, artan ısı uygulamasından olumlu yönde etkilenmiştir. 220 Âtü basınçta homojenizâsyon ve 940C’de 10 dakika ısıl işlem normları en iyi kalite faktörleri olarak önerilmiştir. Yağ miktarının
% 0.06′dan % 2»ye çıkması, duyusal niteliklerin belirgin şekilde
düzelmesine neden olmuştur.
Korovkina ve Ark.(1976) tarafından Sovyetler Birliğinde yapılan çalışm’ada, pH: 4.4 – 4.5′de yapılan karıştırma ile serum ayrılması meydana gelmeksizin tipik~kıvamda ve stabil yapıda ke-fir üretilebildiği bildirilmektedir.
Berzhinskas ve Ark.(1978), kademeli pastörizasyonun kefir üretimindeki etkilerini araştırmışlardır. Çalışmada, kademeli pastörizas-yon 87°C’ye ısıtma, 77°C’ye soğutma, bu sıcaklıkta 30 dakika tutma ve sıcaklığı tekrar 87^-C’ye çıkarma şeklinde uygu-lanmış ve standart bir yöntem olan 870C’de 30 dakika pastörizas-yon normu ile mukayeseli olarak ele alınmıştır. Çifte pastörizas-yon uygulaması ile serum proteinlerinin denatürasyonu yükselmiş ve kefirin konsistensi ‘dnemli ölçüde düzelmiştir.
¦ Rusya’da yapılan diğer bir çalışmada Korovkina ve.Ark.
(1978) tarafından % 5 kefir tanesi ile aşılanan ve 19 – 28°C’de ‘
inkübe edilen kefirin biyokimyasal nitelikleri ve konsistensine
etkileri araştırılmıştır. C02 üretimi, viskozite ve asitlik de-
recesi inkübasyon sıcaklığı ile birlikte artış göstermiştir.
Araştırmacılar, etil alkol ve uçucu yağ asitlerinin ve özellikle
özel tat ve koku maddelerinin oluşumu ve doğru bir konsistensin
elde edilebilmesi için 25°C’deki inkübasyon sıcaklığını önermektedirler.

Shmeleva ve Yakovlev (1968), Rusya’da tanklarda kefir üretimi yerine kefir kültürü ve kefir sütünün sürekli üretimi yöntemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar yapmışlardır. Yöntem pastörizasyondan sonra sıcaklığın 20 – 25 C*ye soğutulması ve olgunlaşma tanklarma almtnası şeklinde plânlanmış ve olgunlaşma tanklarmda pıhtılaşan ürün hidrostatik bir basınç altında süzülerek tanelerden ayrılmıştır. Süzme aşamasında asitliğin 24 SH olduğu bildirilmektedir. Olgunlaşma tankından sürekli süzülen ürünün kültür olarak değerlendirilebileceği yada şişelere doldurularak 10°G’de olgunlaşmaya bırakılabileceği ifade edilmek-tedir. Bu yöntem aynı zamanda bir Rus patentidir.
Kefir üretiminde ilginç gelişmelerden biri de meyve ile aromatize edilen kefir sütüdür. Ântonov ve Ark.(1979) tarafından geliştirilen yöntemde, standardize edilen süte 74 – 76°C»de 15-20 saniye ve sonra 85-87 C’de 5-15 dakika çifte pastörizasyon normu uygulanmış ve sonra homojenize edilen süt soğutulup kefir kültürü ile 30 SH’a dek inkübe edilmiştir. 01gunlaştırılan ve 8-10°C’ye soğutulan kefirin pastörize edilmiş ve soğutulmuş meyve ve şeker şurubu karışımı ile 1:1 yada 1$2 oranında yada kefirin % 12 20′si oranında meyve suyu ile karıştırılıp şişelenebileceği bildirilmektedir.
Kefir üretimine ilişkin geliştirilen en yeni yöntemlerden biri Alman patent yöntemidir. Bu yöntem Gallmann ve Puhan (1978) tarafından modifiye edilen kımız üretimine çok benzemektedir. Üretim aşamaları şu şekilde sıralanmaktadır.
I. Aşama: Ön işleme tabi tutulmuş 200 lt. süte doğrudan 1 kutu A tipi kültür konsantratı aşılanır ve fermantasyona terk edilir. Yaklaşık 50 gr. kültür aşağıdaki süt asidi bakterilerini içermektedir.
Str.lactis,
Str.diacetylactis,
Str.cremoris,
L.acidophilus,
Lb.lactis,
Kefir çubukları Tip I (Licaucasicus ve
L.brewis)

Kefir çubukları Tip II Fermantasyon 25-28°Cfde 18 saat ve pH:4.40′a kadar devam eder. Bu şekilde elde edilen ürün ekşi kefir sütüdür.
II. Aşama: Yaklaşzk 100 lt. süte 1 kutu B tipi kültür
konsantratı aşılanır ve fermantasyona terk edilir. Yaklaşık 50 gr.
kültür aşağıdaki mikroorganizmaları içermektedir.
Candida kefir tipi kefir mayaları Kefir çubukları Tip I ve Tip II İnkübasyon 33°C’de 18 saat süre ile pH: 3.90′a kadar devam eder.
III. Aşama: Bu aşamada I.aşamada elde edilen ekşitil-
miş kef ir .sütü yaklaşık 15 ye soğutulur ve 2.aşamada elde edilen B kültüründen belirli oranda ilave edilir Son üründe aşağıdaki mikroorganizmaların bulunması gerektigi bildirilmektedir.
Mezofil koklar 109 Termofil koklar 10 Laktobasiller 105 Mayalar 104 – 106
Bu.aşamalı yöntemle elde edilen Urünün Ustünlükleri ise şu şekilde belirlenmiştir.
- Kefir tanesi ile elde edilen kefirdeki ekşi tat D (-) süt asidi mevcudiyetinden kaynaklanmaktadır. Oysa yukarıda verilen yöntemde L (+•) süt asidi miktarı oldukça fazladır.
- 8°C yada altında muhafaza edildiğinde tüketim gününe kadar bombaj olayı da görülmemiştir.

Nis
02
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Kefir tanesi, protein tabiatında olup çok karışık bir mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Değişik yazarların verdikleri bilgiler arasında belirgin farklılıklar mevcuttur. Bu durum, daha çok analizi yapılan örneklerin farklı bölgelerden gelmiş olmasından ve diğer taraftan değişik ölçüde yangı mikroorganizmaları içermelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca yangı sonucu meydana gelen mayalarla, tane içerisindeki kefir mayalarına birbirinden ayırt edilebilmeleri de oldukça zordur. Bu konuda en eski çalışma 1897 yılında Freudenrich tarafından yapılmış ve kefir tanelerinde maya, streptokok ve çubuk şeklindeki mikroorganizmaların varlığı tespit edilmiştir (Kosikowski 1966). Tane mikrobiyolojisine ait en önemli çalışmalar 1937 yılında tanmmış bakteriyolog Prof.Dr. Henneberg tarafından yapılmış ve çalışmaları sonunda kendi adı ile’ anılan Henneberg kefir basilini izole etmiştir. Prof.Henneberg’e göre simbiyoz faaliyet gösteren mikroorganizmalar, Torula mayası, Streptococ lactis, Betabacterium caucasium ve Henneberg kefir basilidir (Schulz 1968, Koroleva ve Bavina 1970, Webb ve Ark.1974)”.
Bugünkü bilgilere göre, kefir tanesi içinde simbiyoz faaliyet gösteren mikroorganizmalar her zaman aynı değildir. Rosi (1978 a) ve Rosi (1978 b) ye göre; kefir tanesi içinde Streptokoklar, Laktobasiller ve Mayalar bulunmaktadır. Anılan gruplar içerisinde çoğunlukla birden fazla bakteri yada maya bulunduğu da ifade edil-mektedir (Üçühcü 1983).
Nielsen ve Nielsen (1968) tarafından, Rus ve Danimarka kökenli kefir tanelerinde yapılan mikrobiyolojik analizlerde, her iki çeşit tane de de Geotrichum familyasından küfler, Saccharomyces familyasından mayalar ve kok biçiminde süt asidi bakterileri tesbit edilmiştir. Danimarka kefirinde Betabacterium izole edildiği halde, Rus kefirinde rastlanmamıştır. Rus kefirinde ayrıca tanımlanamayan çok sayıda çubuk şeklinde bakteriler belirlenmiştir.
Wegner ve Zickrick (1981) tarafından, iyi bir kefir elde edilebilmesi için tanede bulunması gerekli mikroorganizmalar
ifade edilmiştir. Buna göre mililitresinde 10 St.lactis, 10
Sc.diacetylactis , 10 Leu.mesenteroides, 10 Lb.casei alactosus,

- 13 -
10 Lb.brevis cellobiosus ve 10 Saccharomyces florentinus içer-melidir. Str.lactis ve Sc.cremoris ilaveleri ile kültür aktivite-lerinin arttırılabileceği de bildirilmektedir.
Embacher (1980), tane stabilitesinin, raayalar, Laktoba-siller ve Streptokoklar arasındaki simbiyoz faaliyetten kaynak-landığını bildirmektedir. Laktobasiller laktozdan yararlanan mayaların gelişmesi için gerekli parçalanma ürünlerini sağlarken,.. Streptokoklar, Laktobasilluslarm gelişmesi için yağ asitlerini üretmektedirler.
Kefir tanesinin önemli bir bölümünü oluşturan kefiran, değişik mikroorganizmalarca üretilen polisakkaritlerden oluşmak-tadır. Heterofermantatif ve homofermantatif laktobasiller ile leuconostoklar polisakkarit Uretimini kanıtlamaktadır (Embacher 1980). Çubuk şeklindeki bakterilerin örtü materyali olarak kabul edilen kefiran 0.1 I NaOH içinde çözünür ve tanenin mikrobiyolo-jik muayenesini mümkün kılar (Sobczak ve Kocon 1982).
Koroleva ve Ark. (1978), nihai mamulün mikrobiyolojik florası üzerinde kullanılan kültür miktarının önemli ölçüde et-kili olmadığını belirlemişlerdir.
Kefirde yapılacak mikrobiyolojik analiz sonuçları tane florasına benzemektedir, Ancak bazı farklı durumlar da tesbit edilmiştir. Örneğin kefirde Streptokoklar ortama hakim olduğu halde, tane de önemsiz düzeyde bulunmaktadır (Görner, Palo ve Segin 1972, Embacher 1980).
Buna karşın endüstriyel kefir üretiminde kullanılan liyo-filize yada dondurarak konsantre edilmiş kefir kültürü ile kefir tanesi arasında mikrobiyolojik bakımdan önemli farklar bulunmak-tadır. Glaeser ve 3eiter (1979) ile Glaeser ve Sigmaringen (1981) tarafından yapılan incelemelerde; kefir tanesi içinde Streptokok-lar, Laktobasillus cinsleri, Laktozu fermente eden ve etmeyen mikroorganizmalardan söz edilirken, endüstriyel kefirde sadece Streptokokların bulunduğu ve çok az miktarda mayaya tesadüf edil-diği bildirilmektedir.

- 14 -
Ohara ve Ark. (1977), kefir tanesinde 4 ayrı maya soyu bulmuşlardır. Kluyveromyces lactis, Candida valida, Brettanomyces ve Saccharomyces unisporis olarak belirlenen mayalarm laktozu fermente ettigi ve fermantasyon sırasında çok miktarda mevcut oldugu ve rol oynadığı ifade edilmektedir. Süt asidi bakterileri ile monosakkaritler oluşurken izole edilen mayalardan son ikisinin alkol ürettiği bildirilmektedir.
Görner, Palo ve Segin (1972) bazı araştırmacıların kefir mikroflorası hakkındaki bulgularını bir çizelge içerisinde topla-mışlardır.
Çizelge 1: Kefir Tanesinin Mikrobiyolojik Bileşimi (Görner, Palo ve Segin 1972).

Araştırmacılar Mikroorganizmalar
Knez ve Ark. Str.lactis, Lb.caucasicus, Lb.brevis,
B.esterificaris B.kefir, Torulopsis kefir
‘Boğdanov Str.lactis, Str.cremoris, Aroma bakterile-
ri, Strepto bakterileri, Süt mayaları,
Mycodermen.
Sabados Str.lactis, Str.cremoris, Str.citrovorum,
Str.paracitrovorus, Str.diacetylactis Lb.casei, Lb.caucasicus, Lb.brevis, Sirke bakterileri, Torulopsis kefir, Mycoderma.
Chrulkevic ve Ark. Str.lactis, Süt mayaları, Mycodermen.
Maksinova Str.lactis, Str.diacety lactis, Str.para-
citrovorus, Beta-Bakterileri, Strepto bak-terileri, Sirke bakterileri, Süt Mayaları.
Pech ve Ark. , Str.lactis, Str.cremoris, Lb.caucasicus,
Beta-Bakterium Caucasicum, Torulopsis kefir.
Bu çizelgeye göre kefir tanesindeki mikroorganizmaların 3

grup altmda toplanmaaı mümkündür:
l.grup mikroorganizmalar: Kiire şeklindeki süt asidi
bakterilerinden oluşmaktadır. Örnek olarak Str.lactis ve Str.cremoris gibi tipik süt Streptokokları gösterilebilir.
‘ 2.grup mikroorganizmalar: Çubuk şeklindeki süt asidi
bakterileridir. Bu grubta en çok Lb.caucasicus’dan söz edilir. Çok az miktarda süt asidi oluştururlar.
3.grup mikroorganizmalar: Torulopsis familyasının maya-
ları oluşturur. Bunlar süt şekerini etil alkol ve CO^’e
parçalarlar.
Kefir tanesinde yer alan mikroorganizmaların çevre ile bağlantısı o denli geniş bir alana yayılmıştır ki, çeşitli mikro-organizmalar ile kontaminasyon bu mikroorganizmaların fonksiyon-larını engelleyemez. Sununla birlikte kefir tanesi ve kefirde birçok hatanın meydana gelmesinin ana nedeni kültür üretimi ve ürün eldesi sırasında yabancı mikrofloranın ortama hakim olmasıdır. Kefir mikroflorasının çok karmaşık olması nedeni ile, bu tür ya-bancı mikroflorayı belirlemek oldukça güçtür. En önemli kontami-nasyon mikroorganizmalarını şu şekilde sıralamak mümkündür (Wegner ve Zicrick 1981):
- Koliform Mikroorganizmalar: Koliform bakteriler kefir ana kültüründe (kefir tanesi), işletme kültüründe ve kefirde üretim hijyenine uyulmadığı taktirde gelişe-bilirler-, Üründeki gaz kabarcıkları çoğu zaman koli-form bakterilerin bir işareti olmayıp, şekeri parça-layan mayalardan ileri gelebilir.
- Kahm Mayaları: Kahm mayalarının (Candida cinsleri) çoğalmaları, düşük sıcaklık derecesinde uzun süre fermantasyon sonucu söz konusu olur. Üst kısımda

sarı-beyaz, kremimsi bir tabaka oluştururlar. Üründe hoş olmayan kuvvetli bir maya aroması algılanmasına neden olurlar.
- Geotrichum candidum; Kahm mayaları ile aynı koşullarda çoğalırlar. Üst kısımlarda beyaz renkle bir küf tabaka-sının oluşmasına neden olurlar. Penicillium, Mucor gibi diğer maya cinsleri ile nadiren kontamine olurlar.
- Sirke Asidi Bakterileri(Acetobacter spp.); Normal kefir mikroflorası içinde yer almakla birlikte, alçak derecede inkübasyon sonucu çoğalarak, kefirin ekşi bir tat alma-sına neden olurlar. Bu durumda sirke asidi bakterileri de yabancı flora olarak kabul edilirler.
Mikroorganizmaların etkisi ile değişikliğe uğrayan süte ait değerler Çizelge 2′de görülmektedir. Bu değerler Hammersten tarafın-dan yapılan analizlere aittir.(Schulz 1965, Melsen ve Nielsen 1968).
Çizelge 2: Kefirin Bileşimi (Nielsen ve Nielsen 1968).

Ticari Kefir Lab, Yapılar ı Kefir
a b % c
% 2 günlük 4 günlük 6 % günlük .%
Alkol 0. 70 0.60 0.80 0.23 0. 81 1. 10
Süt asidi 0. 81 0.61 0.76 0.66 0. 83 0. 90
Süt şekeri 2. 78 2.90 2.37 3.70 2. 24 1. 67
Kazein 2. 98 2.74 2.99 2.57 2. 59 56
Albumin 0. 28 0.17 0.10 0.42 0. 40 0. 39
Peptonlar 0. 05 0.07 0.08 0.07 0. 09 0. 12
Yağ 3. 35 3.10 2.81 3.62 3. 63 3. 63
Kül 0. 79 0.65 0.68 0.64 0. 62 0. 63
Su 8″8. 26 89.10 89.41 88.09 88. 79 89. 00
Kefir aşağıda belirtilen yağ oranlarında üretilebilir. • – Yağsız süt kefiri: En fazla % 0.3 yağ,
- Yağca fakir kefir: % 1.5 – 1.8 yağ,
- Kefir en az % 3.5 yağ,
- Krema kefiri en az % 10 yağ.
Genellikle piyasada % 3.5 yağlı kefir ve az yağlı kefir bulunmak-tadır.

3 No’lu çizelge, endüstriyel kefir ile kefir tanesinden elde edilen kefirin kimyasal bileşimini göstermektedir. Sütle karşılaştırıldığında, kefirin laktoz bakımından fakir olduğu görülür. Doğu Avrupalı yazarlara göre; fermantasyon sırasmda kefir serbest yağ asitleri, amino asitler ve peptitler açısmdan zengin-leşmektedir (Gawel ve Gromadka 1978» Korovkina ve Ark.l978)0
Çizelge 3: Tane Kefirin ve Endüstriyel Kefirin Kimyasal Bileoimi (Korovkina ve Patkul 1976, Korovkina ve Patkul 1978, Gawel ve Gromadka 1978, Glaeser ve Beiter 1979).

Tane Kefiri
Laktoz yaklaşık % 2.5
Süt Asidi % 0.7-1.0
L(+) Süt Asidi yaklaşık % 50>+
Etil Alkol % 0.3-1.0

Endüstriyel Kefir
Doğu Avrupa Almanya

% 3.7 – 3.8 Görülmedi
% 0.7 – 0.8 • % 0.7 – 1-0
Görülmedi 0.01-0.04 % 95 – 98 0.005-0.005
(++) Tümü süt asidi cinsinden
(+++)Çoğu örnekte etil alkol miktarı % 0.01′in altında bulunmuştur.
Kefirde proteinin parçalanması süt asidinin oluşumu ile paralel yürümektedir. Bununla birlikte uzun süre depolamada asit gelişiminin ve protein parçalanmasının durduğu ancak GOp ve kefir aroması oluşumunun devam ettiği bildirilmektedir (Anony-mous, 1968). Fermantasyon süre ve sıcaklığına bağlı olarak; tatlı kefir, orta sertlikte kefir, sert kefir ve çok sert kefir olarak isimlendirilen 4 çeşit kefirden söz edilmektedir (Yöney, 1967; Üçüncü, 1980).

Mar
24
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Dikkat! Bu bir içecek, ilaç değil…

Köpüklü, koyu kıvamlı, hafif ekşimsi… Sıcak yaz aylarında ferahlatır, içinizi soğutur. Özellikle Çin ve Rusya’da çok tüketilen kefir ilk kez Orta Asya’da Kafkas Türkleri tarafından yapılan bir içecek. Hatta Kafkas Türklerinin güçlü ve sağlıklı bir vücuda sahip olmalarında, uzun yaşamalarında en büyük etkenlerden birinin kefir olduğu söyleniyor. Pek çok yararının bulunduğu belirtilen kefir gerçekten her derde deva mı?

Kefiri kim icat etmiş?

Kefir, Kafkas Türkleri tarafından Orta Asya’da 2 bin yıl önce keşfedilmiş, sağlık üzerinde pek çok olumlu etkisi olan bir içecek. Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadıyla ayrana, yoğurtta bulunan maya ve bakterilerin bağırsak sisteminde tutunma özelliği olan probiyotik yapılarıyla da yoğurda benziyor.

Kefir nasıl yapılıyor?

Bu içecek kefir mayası yardımıyla inek, keçi, koyun, Hindistan cevizi, pirinç ya da soya sütleriyle yapılıyor.

Sütten veya ayrandan ne farkı var?

Kefiri diğer fermante süt ürünlerinden ayıran özelliği sağlığa faydalı bakteri ve maya içeren kefir tanelerinden yapılıyor olması. Kefir; jelatinimsi, beyaz ya da sarı tanelerden oluşuyor. Bu tanecikli yapı kefiri diğer süt ürünlerinden ayırıyor.

Kefirin yararları nedir?

Ülker yetkilileri kefirin pek çok açıdan insan sağlığına yararlı bir içecek olduğunu söylüyor. Şöyle ki kefirin en önemli faydaları sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde görülüyor.

Kefirin düzenli tüketimi; barındırdığı faydalı bakteriler sayesinde sindirimi düzenlemeye ve sıkça yakınılan problemlerin giderilerek daha sağlıklı bir sindirim sistemi oluşturulmasına yardımcı oluyor. Yapılan klinik çalışmalar laktik asit bakterileri ve mayalı süt ürünlerinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya koymuş. Özellikle içeriğinde probiyotik bakteriler (hastalık yapan bakterilere karşı vücudu savunan bakteriler) barındıran kefir, bağışıklık sistemini de destekliyor.

Kefir her derde deva mı?

Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gürsoy ‘Bazı markaların broşürlerinde kefirin idrar yolu iltihaplarını tedavi edip, cildi güzelleştirdiğine ve daha pek çok hastalığa iyi geldiğine ilişkin kesin ifadeler var. Kefir insanın yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olabilir ama ‘tedavi ediyor’ demek halk arasında ilaç gibi algılanıyor. Ama bu bir ilaç değil’ diyor ve şöyle devam ediyor: ‘Bu tip ürünler sağlıklı ve dengeli beslenme için ek bir besin. Sindirim sistemine faydalı. Kefirin içinde yararlı bakteriler var. Ürün düzenli tüketilirse bu bakteriler bağırsaklara geçici olarak yerleşiyor, oraya zararlı bakterilerin yerleşmesini önlüyor, bağışıklık sisteminin gelişmesine de yardımcı oluyor.’

Kefiri kimler içemez?

Ülker yetkilileri ‘Kefiri yaşı ne olursa olsun her yaşta insan tüketebilir. Günlük tüketilebilecek kefir miktarıyla ilgili belirlenmiş bir sınırlama olmayıp, arzu edilen miktarda güvenle tüketilebilir’ diyerek bir de uyarıda bulunuyorlar: ‘Ancak unutmayın 1-6 yaş grubu çocuk beslenmesi uzman tavsiyesiyle oluşturulmalı.’ O halde çocuklar için doktorlara soralım…

Günde kaç bardak içelim?

Bu sorunun yanıtını da Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gürsoy veriyor: ‘Uluslararası Sütçülük Federasyonu’nun çalışmalarına göre gramında en az bir milyon yararlı bakteri olan kefirden en az 100 mililitre tüketilmeli. 100 de 300 mililitre de tüketilebilir. Sonuçta bu ayran gibi bir gıda maddesi… Havalar ısınırken ferahlatıcı bir içecek olarak içilebilir.’

Kefiri herkes içebilir de peki yılda ne kadar tüketiyoruz?

Bu sorunun yanıtı da Ülker’den… Türkiye’de ambalajlı kefir tüketiminin geçmişinin son birkaç yıla dayandığını belirten yetkililer ‘Ancak sağladığı faydaların da etkisiyle kullanımının arttığını görmekteyiz. AC Nielsen verilerine göre geçen yıl Türkiye’de 3 bin ton kefir içildi. Bu rakamın önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor’ diyor.

İyi kefir nasıl olur?

Akıcı kıvamda, içildiğinde hafif maya tadı vardır, serinletici etkisi olmalı.

Evde nasıl kefir yapabilirim?

Kefir yapımı zahmetli bir iş. Dolayısıyla marketten satın almanız daha kolay.

İNCİ DÖNDAŞ
Star Gazetesi

Mar
05
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Kefir, son yılların revaçta olan içeceği…
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde kefir hakkında yüksek lisans tezi yapmış olan Yrd. Doç. Dr. Cem Karagözlü’ye çevresi bir isim bulmuş: Bay Kefir…
Cem Karagözlü’yü dinleyelim:
Karagözlü “Kefir, Kafkaslara has bir süt ürünüdür. Türkler tarafından Anadolu’ya getirilmiş” diye başlıyor ve geleneksel olarak evlerde yapılan bir içecek olduğunu vurguladıktan sonra devam ediyor:. “Buradan bir yanlış anlamayı düzeltmek isterim. Kefir bir ilaç değil, tamamen doğal bir içecektir. Kefir, taneleriyle sütün mayalanmasıyla içecek oluşur. Sağlık açısından pekçok faydaları olduğu kanıtlanmıştır. Beslenme değeri çok yüksek bir besin maddesidir. Hazmı kolaydır, iştah açıcıdır, antibakteriyeldir. Ayrıca kefirin sinirsel rahatsızlıklara, uykusuzluğa, yüksek tansiyona, bronşite iyi geldiği bilinen faydaları arasındadır.”
***
Cem Karagözlü bir konuda halkımızı uyarmak istiyor. “Kullanacağınız kefir tanelerini aktarlardan almayın. Sağlıklı olmayabilir. Çünkü kefirin mayalandığı ortam çok önemlidir. Evinde kefir tanesi kullanarak bu içeceği yapmak isteyenler için Ziraat Fakültesinde satış yapıldığını hatırlatmak isterim. Buradan alacağınız kefir taneleriyle güvenle kendi kefirinizi evinizde yapabilirsiniz.”

Evlerde kefir nasıl yapılır?
* Çiğ sütü kaynatın.
* Kaynamış sütün 20-25 derece civarında soğutulmasını sağlayın.
* Kefir tanelerini 20-25 derecedeki süte ilave edin.
* 20-25 dereceki sütün pıhtılaşmasını bekleyin. Bu süreç yaklaşık 18-24 saattir.
* Pıhtıyı bir süre buzdolabında bekletin. Bu bekleme süresi 8 ile 12 saat arası.
* Kefir tanelerini temiz bir tel süzgeçle süzün ve afiyetli için…

Mar
05
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

İSTANBUL Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın ‘Son yıllarda yapılan çalışmalar otizmin yüzde 10 oranında genetik/metabolik hastalıklara, yüzde 90 oranında ise kronik ağır metal zehirlenmesine bağlı olduğunu gösteriyor’ diyerek şunları söylüyor: ‘Dünya’da otizm diyetleri giderek artan bir sıklıkta kullanılıyor. Detoks (ağır metal boşaltma), hiperbarik oksijen ve davranış tedavileri ile kombine edildiğinde beslenme bozuklukları ve otizme dair semptomların giderilmesi mümkün. Hamilelik öncesi anne adayları civa ve diğer ağır metaller içeren balık ve deniz ürünlerini yememeli. Unlu ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı. Hiçbir şekilde tatlandırıcı içeren ürün tüketmemeli. Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi faydalı mikroplardan zengin gıdalarla beslenmeli. Karında çatlaklar oluşmasın diye kullanılan sıkılaştırıcı kremler ve kalıcı rujlar civa kaynağı, bunlar kullanılmamalı.’

Mar
05
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Bir yandan gazlı içeceklerde alkol bulunduğunun tesbit edilmesiyle başlayan tartışma, bir yandan da kefirin kullanımının gittikçe yaygınlaşması, içerdiği az miktardaki alkolün başka şeylerle karıştığı içeceklerin haram olup olmadığı hakkındaki soruların çoğalmasına sebep oldu.

Konu hakkında kendisine soru sorulan isimlerden bir kısmı mezkûr özellikteki içeceklerin haram olduğunu söylerken, bir kısmı da tam tersini ileri sürüyor. Bu durum, hassasiyet sahibi insanımızın aklını iyice karıştırmış durumda. Konu hakkında bana da birçok soru geldi. Bunların hepsine ortak bir cevap vermeye çalışacağım.

Meseleyi netleştirmek adına önce tarafların ne dediğine bakalım:

Bu içeceklerin haram olmadığını söyleyenler şu noktalardan hareket ediyor:

1. Çok miktardaki su, içine necaset (pislik) karışmasıyla rengi, tadı ve kokusu değişmedikçe pis olmaz. (Suyun “çok” sayılması için mezheplere göre değişen kıstaslar vardır. Burada ayrıntısına girmeyeceğim.) Gazoz ve kolalar (hacmi fıkhen “çok su” miktarında sıvı alabilen) büyük kazanlarda hazırlanmaktadır. Dolayısıyla bu büyük kazanlarda hazırlanan temiz sıvının içine bir miktar alkol karışması, rengini, tadını ve kokusunu değiştirmedikçe onu “pis” yapmaz. Gazoz veya kolanın şişesi koklandığında alkol kokusu gelmiyorsa, rengi ve tadı da bozuk değilse helaldir, içilebilir.

2. Sirkede, hamurda, bozada, yoğurtta, pek çok meyve ve sebzede de alkol vardır. Ancak bunların haram olduğunu söyleyen kimse olmamıştır.

3. Az miktardaki necis (pis) olan sıvı, çok miktardaki temiz sıvıyla karıştırıldığı zaman, içeriklerin birbirine karışması sonucu, pis sıvıdaki necaset özelliğini kaybediyorsa, böyle bir karışımı kullanmakta bir sakınca yoktur.

4. Herhangi bir içecek, bir seferde içilebilecek en fazla miktarda içildiği halde sarhoş etmiyorsa haram değildir. Çok fazla miktarda gazoz, kola veya kefir içerek sarhoş olana rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu içecekler, “çoğu sarhoş ettiği için azı da haram olan” içeceklerden değildir. Bunların içeriğindeki alkolün şu veya bu miktarda olması bir şeyi değiştirmez.

Tartışmanın taraflarından birini oluşturanların görüşleri özetle böyle. Diğer tarafın görüşlerini de şöylece özetlemek mümkün:

1. “Çok su”yun, rengi, tadı ve kokusu değişmedikçe içine düşen az bir miktar necaset sebebiyle “pis” sayılmaması, suyun temizlik, abdest, gusül vs. de kullanımının yaygın olması ve içine hiçbir surette pislik karışmamış su bulmanın her zaman mümkün/kolay olmaması sebebiyledir. Dolayısıyla içecek meselesiyle bu husus birbirine karıştırılmamalı, kıyas edilmemelidir. Birinde “zaruret” veya “ihtiyaç” bahis konusu iken diğeri böyle değildir.

2. Sirke, boza, yoğurt ve birtakım sebze ve meyvelerde bulunan alkol, onlara sonradan ilave edilmiş olmayıp, muhtevalarında tabii olarak mevcuttur. Ancak kola, gazoz vs.nin muhtevasındaki alkol sonradan ilave edilmekte ve karışım sebebiyle özelliğini kaybetmemektedir.

3. “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” Eğer gazozdaki alkol miktarı mevcuttan daha fazla artırıldığı zaman sarhoş edici özelliğe kavuşması söz konusu ise, mevcut durumda da haram olmalıdır.

Çok miktardaki suyun, içine karışan (katılan) necaset tarafından rengi, tadı ve kokusu değişikliğe uğratılmadıkça temiz olduğu hususu, Fıkıh kitaplarımızda genellikle “Kitâbu’t-Tahâre” ünvanı verilen bölümlerde işlenmiş bir mevzudur. Günümüzde, gazlı içecekler vs.’nin içerdiği alkolün, bunların helallığı hükmüne bir halel getirmeyeceğini söyleyenlerin genellikle buradan hareket ettiği görülüyor.

Ancak, içecek olarak kullanılan su ile abdest ve gusülde kullanılan su arasında bir ayrım yapmak en azından ihtiyata uygun davranış olarak benimsenmelidir diye düşünüyorum. Zira kaynaklarımızda gerek mezkûr bölümde, gerekse “Eşribe” bölümünde yerverilen delil ve hükümler bir arada değerlendirildiğinde işin rengi değişmektedir.

Burada örnek kabilinden birkaç noktayı dikkatlerinize sunuyorum:

Efendimiz (s.a.v)’in, durgun suya bevletmekten sakındırdığı malum. Oysa “çok su”ya az miktarda idrar karıştığı zaman onun ne rengini, ne tadını, ne de kokusunu değiştirir. İşaret ettiğim hadisin devamında Efendimiz (s.a.v) içine idrar karışmış sudan gusül abdesti almaktan men etmiştir.

Benzer şekilde uykudan kalkan kimsenin, elini, yıkamadan su kabına sokması Efendimiz (s.a.v) tarafından nehyedilmiştir. Oysa uyurken elimize, suyu kirletecek ölçüde necaset bulaşması normal bir hadise değildir. Buna rağmen Efendimiz (s.a.v)’in umumî bir sakındırmada bulunması dikkate değer bir noktadır.

Yine benzer bir şekilde Efendimiz (s.a.v), köpeğin yaladığı kabın üç veya yedi kere yıkanmasını emir buyurmuştur. (Farklı rivayetler vardır.) Böyle bir kap, içindeki su döküldükten ve temiz su ile bir kere çalkalandıktan sonra, yeni ve temiz bir su ile doldurulduğunda, bu ikinci suyun renk, tat ve koku bakımından köpeğin salyasından “maddî” eser taşımayacağı açıktır. Bu durumda kabın birkaç kere yıkanmasının anlamı ne olabilir?

Sahabe’den bazıları Ehl-i Kitap komşuları bulunduğunu, bunların, kaplarında domuz eti pişirdiklerini ve şarap bulundurduklarını söyleyerek bu kapların kendileri (Sahabe) tarafından kullanılmasının hükmünü sorduğunda Efendimiz (s.a.v), başka bir kap bulamadıkları zaman o kapları güzelce yıkadıktan sonra kullanabileceklerini söylemiştir. Ehl-i Kitab’ın –mesela– içine şarap koyarak içtiği bir bardağa su doldurulduğunda suyun rengi de, tadı da, kokusu da değişmez. Ancak buna rağmen burada “yıkama” emri verildiğini görüyoruz.

Ve nihayet Fıkıh kitaplarımızda, abdest alan kişinin azalarından akan suya “mâ-i müsta’mel” (kullanılmış su) dendiği ve bu suyun –”temizleyici” olmasa da– “temiz” olduğunun belirtildiği malumdur. Bu demektir ki, abdest azalarından akan su başka bir abdestte, gusülde vs. kullanılamaz; çünkü “temizleyici” değildir. Ancak o su, abdest alan kimsenin üzerine sıçradığı/aktığı zaman elbiseyi kirletmez; çünkü “temiz”dir.

Peki bu su “içecek” olarak kullanılabilir mi? “Temiz” olduğu için teorik olarak “evet.” Ama günümüzde diyelim ki bir misafirinize, abdest azalarınızdan aktığını bildiği suyu içecek olarak takdim edebilir misiniz? Yahut size birisi böyle bir suyu ikram etse içer misiniz?

Bütün bunların bizi götüreceği netice şudur: İçine necaset karışan sıvının meşrubat olarak kullanılması ile abdest ve gusülde kullanılması arasındaki farkı gözetmek gerekir.

İmam el-Mergînânî, suyun temiz olup olmadığı hükmünde, nerede kullanılacağının dikkate alınması gerektiğini ihtar edercesine, kireç, çamur gibi yeryüzü eczasından olan şeylerin az miktarının içine karışmasıyla suyun necis sayılmamasını, bunların suya karışmasını engellemenin imkânsızlığına bağlar.

Bu noktanın behemehal dikkate alınması gerektiğini gösteren bir diğer husus da İbnu’l-Hümâm tarafından şöyle dile getirilmiştir: “Çamurla karışık sel suyuyla abdest almak, şayet suyun inceliği ve akıcılığı galip ise caizdir. Eğer çamur galip ise caiz değildir.”

İçindeki çamur miktarı akıcılığını etkilemiş olmasa bile hiç kimse böyle çamurlu bir suyun içilebileceğini söylemez. Dolayısıyla suyu “abdest veya gusülde kullanmak”la “içmek” arasındaki farkı gözden kaçırmamak gerekir. Fıkıh kitaplarının mezkûr sebeple abdest veya gusülde kullanılan suyun durumuna gösterdiği toleransı içeceklere de teşmil etmek isabetli değildir.

Gazlı içeceklerin büyük kazanlarda hazırlandığını, bu kazanların aldığı suyun, pislik tutmamak bakımından Fıkıh kitaplarının tarif ettiği “çok su” miktarında su aldığını, dolayısıyla içine katılan az miktardaki alkolün bu miktardaki sıvının temizliğini bozamayacağını söyleyenlerin yanılgısı da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır…

Meselenin bu yönünü böylece belirttikten sonra bir başka yönüne geçelim:

Ebû Dâvûd, et-Tirmizî, en-Nesâî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzâk, İbn Hibbân, el-Hâkim, ed-Dârekutnî ve daha başkaları tarafından rivayet edilen ve çoğu sarhoş eden şeyin azının da haram olduğunu ifade eden rivayete yakından baktığımızda konumuz açısından şöyle bir problem ortaya çıkmaktadır: Acaba hadiste geçen “çoğu sarhoş edici şey” ifadesinden içeceği mi, yoksa içerdiği alkolü mü anlamalıyız? Eğer içecekleri (konumuz gazoz, kefir vb. olduğuna göre bunları) anlayacaksak, haram olduklarını söyleyemeyiz. Yani “bu içeceklerin çok miktarı sarhoş etmediği için azı da helaldir” diyeceğiz. Eğer alkolü anlarsak, bu içeceklerin haram olduğunu söylemek zorundayız. Zira, içinde binde bilmem kaç oranında alkol bulunan içecek ne kadar alınırsa alınsın sarhoş edici değildir; ancak içindeki alkolün oranı artırıldığında sarhoş edicilik özelliğinin ortaya çıkacağında şüphe yoktur.

Ancak bu defa da meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunan alkol meselesi gündeme gelecektir. (Alkol aynı alkol olduktan sonra doğal olarak bulunması ile sonradan ilave edilmesi arasında hiçbir fark yoktur.)

Bu noktada işinin ehli uzmanlara büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zira “etanol” ile “etil alkol” arasında gerçekten fark olup olmadığı, bunlardan ilkinin meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunduğu ve sarhoş edici özelliği olmadığı, diğerinin ise sarhoş edici özelliğe sahip olduğu bilgisi doğru mudur? Eğer bu ikisi aynı şey ise ve meyve ve sebzelerde, daha farklı, sarhoş etmeye bir alkol çeşidi (yüksek oktanlı aromatik alkol) bulunduğu bilgisi doğru mudur? Eğer hurma, üzüm vs.’de esasen az miktarda etil alkol var ise, bu meyvelerden içki elde edilmesi, içerdikleri etil alkolün miktarının artırılması suretiyle mi yapılmaktadır? Uygun olmayan şartlarda bekletilen meyvelerde zaman içinde etil alkolleşme oluşumunun başladığı bilgisi doğru mudur?
Bu sorulara konunun uzmanları tarafından verilecek “müslümanca” cevaplar, meselenin hükmünü de ortaya koyacaktır.

Dr. Ebubekir Sifil

Şub
08
Lütfen bu yazıyı paylaşarak daha çok kişiye ulaştırın.

Probiyotik gıdalar; kişinin sağlığı üzerine pozitif etki yapan yararlı, canlı mikroorganizmal içeren gıdalardır. Bu gıdalar içlerinde yeteri kadar canlı bakteri bulundururlar ve tüketilinceye kadar da bu yararlı mikroplar canlılığını devam ettirir. Probiyotikler bağırsak florasında dengeyi geliştirerek sağlığı olumlu yönde etkiler. Aslında probiyotik gıdalar eski çağlardan beri kullanılmaktadır.

YÜZYILLARDAN BERİ VAR
Tevrat’a göre Hazreti İbrahim’in uzun ömrü ekşi süt içmesine bağlı. Eski Romalılar da bağırsak hastalıklarında mayalanmış süt tüketiyormuş. Türkler ise yüzyıllardır yoğurt, kımız ve kefiri hem sağlıklı beslenmek hem de bağırsak hastalıklarına karşı kullanmaktadır. Probiyotik ürünler şu yiyeceklerin içinde bulunuyor:
* Yoğurt
* Fermente süt
* Peynir
* Ayran, kefir, kımız
* Tereyağ
* Meyve suyuna ilave edilenler
* Dondurma

NASIL KULLANILMALI?
Farklı probiyotik ürünler farklı hastalıklarda etkilidir. Bu nedenle bazı ürünlerde birden fazla probiyotik bakteri bulunmaktadır. Bu gibi probiyotik gıdaların etkili olması için düzenli kullanılması gerekir.
Günümüzde kullanılan probiyotikler “lactobacilli” ailesindendir. Laktik asit üreten bu bakteriler konusunda uzun yıllara dayanan bilgi birikimi vardır. Buna ait bir yan etki bildirilmemiştir. Bu ürünler dünyada tehlikesiz ve güvenli olarak kabul edilir. Hatta, bazı ülkelerde probiyotikler çocuk mamalarına da ekleniyor.
Probiyotik kullanan çocuklarda karın ağrısı ve huzursuzluğun daha az görüldüğü izlenmiştir. Yani, probiyotik içeren besin ürünleri çocuklar için de güvenlidir.
Probiyotik ürünleri herkes kullanabilir ancak, bağırsak florası bozulan yaşlılar, menopoz dönemindeki kadınlar, aşırı fiziksel veya psikolojik stres yaşayanlar özellikle kullanmalıdır. İshal durumlarında, antibiyotik ve mide ilacı kullananlara da probiyotik ürünler tavsiye edilmektedir.
Dr Banu Özmen