Archive

Posts Tagged ‘antioksidan’

Oca
20

Diyetisen Özlem Sert Aydın, bir tür solunum yolu hastalığı olan gribin özellikle kış aylarında kendini hissettirdiğini, insanların bu aylarda yediklerine daha çok özen göstermesi gerektiğini söyledi. Diyetisyen Aydın, gribin insandan insana hızlı bir şekilde yayılma özelliğine sahip olduğunu, özellikle bu aylarda narenciye alınması gerektiğini ifade etti.

Aydın, ANKA’ya kış aylarının korkulu rüyası grip hastalığından korunma yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarımsak, yoğurt, yeşil çay tüketmenin gripten korunmada çok önemli olduğunun altını çizen Aydın, şöyle devam etti:

“Sarımsak içeriğinde allicin adlı çok güçlü bir antioksidant bulunmakta ve vücudu serbest radikallerden korumaktadır. Sarımsak bağışıklık sistemini güçlendirmenin de en ucuz yollarından biridir. Güçlü bir selenyum kaynağı olan sarımsak ihtiyacımız olan sülfürü de içermektedir. Yoğurt veya kefir tüketin, Birçok araştırma probiyotik gıdaların bağışıklık sistemimiz için yararlı olduğunu belirtmektedir. Yoğurt ve kefir bağışıklık sistemini güçlendirerek grip ve bir çok hastalığı önleyici etkiye sahiptir. Özellikle yeşil çay çok önemli Polifenollerden zengin olan bu çay özellikle güçlü bir antioksidanttır. Siyah çayda aynı etkiye sahiptir ama yeşil çay içeriği daha zengindir.”

-NARENCİYE ÇOK ÖNEMLİ-

Kış aylarında kişinin narenciye tüketmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisen Özlem Sert Aydın, “Vücudumuz tarafından üretilmeyen ve depolanmayan C vitaminini günlük olarak çeşitli besinlerden almalıyız. Özellikle turunçgillerde bol miktarda, taze sebzelerde, maydanozda, kabakta, soğanda ve domateste bulunur. Özellikle portakalı yerken kabuğunu mümkün olduğunca ince soymaya çalışın. Alttan çıkan beyaz kısmıyla (bioflavonoid yapısıyla) birlikte tükettiğinizde daha fazla C vitamini almış olursunuz. Yapılan çalışmalara göre C vitamini ile beraber D vitamini takviyesi alınmasının da bağışıklık sisteminin güçlenmesinde etkili. D vitamini, hastalık yapan virüs ve bakterileri yok eden T hücre aktivitesini artırıp enfensiyonlara karşı savaşıyor. Özellikle yumurta sarısı ve yağlı balıklarda bulunmaktadır” dedi.

-ÇİNKODAN BESLENİN ŞEKERİ AZALTIN-

Vücudun çinko ihtiyacının kış aylarında daha fazla olduğunu belirten Aydın şekeri azaltma uyarısında da bulundu. Özlem Sert Aydın, “Çinko proteinlerin enerjiye dönüştürülmesi için çok önemlidir, zihinsel fonksiyonlarda, vücudun kendi kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda , bağışıklık sisteminin gelişmesinde, hormonal dengede önemli yere sahiptir. Kuruyemişler, deniz ürünleri, et, karaciğer, süt ve yumurtada bulunur. Ayrıca yapılan çalışmalar fazla tüketilen şekerin bağışıklık sistemini baskıladığını gösteriyor. Mümkün olduğu kadar şeker ve şekerli besinleri azaltmalısınız. Bu hem gripten hem de fazla kilodan korunmada etkili olacaktır” diye konuştu.

, , , , , , , , , ,

Eki
01

Peki anne-babaların bu konuda ne yapmaları gerekiyor?

En çok nelere dikkat edilmeli? Okul çocuklarını hastalıklardan korumak adına hangi yanlışlardan kaçınılmalı ve hangi doğrular uygulanmalı?

BETAYA DİKKAT!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emin Mindan, “Okulların açılması ve havaların serinlemesi, çocuklarda görülen hastalıkların artması anlamına geliyor. Çocuklar kalabalık sınıflarda birbirlerinden kolaylıkla mikrop kapabiliyor” diyor. Çocuklarda sık rastlanan hastalıklar arasında başı virüs ve bakterilerin neden olduğu alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının çektiğini söyleyen Dr. Mindan, ekliyor: “Çocukluk çağında görülen en önemli hastalık, A grubu beta hemolitik streptokoklar tarafından geliştiriliyor ve 100’den fazla beta mikrobu; bademcik iltihabı, kızıl, nefrit ve çocuk romatizması gibi hastalıklara neden oluyor. Bu hastalıklarda, boğazdan alınan örnek yani boğaz kültürü, kolayca tanı konulmasını sağlıyor. Tedavi penisilinle yapılıyor. Çocukta beta mikrobuna rastlanması halinde, 10 gün süresince ilaç kullanılması gerekiyor. Tedavi edilmeyen veya yanlış tedavi edilen her 100 hastadan birinde romatizma gelişiyor. Bu durum, kalp romatizmasına da yol açabiliyor.”

Dr. Mindan, okul döneminde çocuklarda sık görülen bir diğer hastalığın sinüzit olduğunu söylüyor. Çocuğun sesi boğuk çıkıyorsa, uykuya dalarken veya sabah uyandığında öksürük görülüyorsa; sinüzitten şüphelenmek gerekiyor. Bronşit ise kendini hırıltı, öksürük ve sık nefes alma ile belli ediyor. Çocukta düşmeyen ateş varsa zatürreeden şüphelenmek ve doktora gitmek gerekiyor. Akciğerlerin dinlenmesi hastalığın tanısını koymaya yetiyor.

KULAK NEZLESİNE KARŞI İŞİTME TESTİ

Çocukları tehdit eden bir diğer önemli hastalığın kulak nezlesi olduğuna dikkat çeken Dr. Emin Mindan, “Sık sık nezle olan, televizyon izlerken sesini çok açan ve karşısındaki insanın dudaklarına bakmadan kendisine ne söylendiğini anlayamayan bir çocuğa, kulağında ağrı olmasa bile doktor muayenesi ve işitme testi yapılması gerekir” diyor.

Beslenme çantasında AYRAN VE YUMURTA BULUNSUN

DR. Emin Mindan, çocukların okula giderken yanlarında götürdükleri beslenme çantalarının, son yıllarda en önemli hastalık kaynağı olarak kabul edildiğini dile getiriyor. Hazır kek, bisküvi ve yapay meyve suları gibi gıdaların ucuz ve kolay taşınır olmasının, hastalıkların artışının en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirten Dr. Mindan, ekliyor: “Enfeksiyonlar, alerjik hastalıklar, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ve otizm gibi hastalıklar yapay gıda ve gıda koruyucuları ile yakından ilgili. Çocukların beslenme çantalarında bu tip besinler yerine; kefir, ayran, tam buğday ekmeği, peynir, haşlanmış yumurta, kuruyemiş ve kuru meyve bulunmalı.”

Doğru beslenme hastalıklardan korur

BAZI önlemler alarak, çocukları ateşli veya ateşsiz hastalıklara karşı güçlü kılmanın mümkün olduğunu söyleyen Dr. Emin Mindan, bu konuda yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

Çocuklara arıtılmış ve içine mineral ilave edilmiş su içirilmeli.

Çocuklara ağır metalleri arıtan duş başlığı kullanarak banyo yaptırılmalı.

Çocuk şeker, beyaz un, katkı maddesi ve koruyucu içeren içecek ve yiyeceklerden uzak tutulmalı.

Çocuk, sağlığı için gerekli olan besleyicileri doğru gıdalardan almalı.

Organik yumurta, et, balık, kefir ve ev yoğurdunun en önemli protein kaynakları arasında yer aldığı unutulmamalı.

Çocuk; vitamin, mineral, eser element, karetenoid, antioksidan, enzim ve lif kaynağı olan sebzeleri bol bol tüketmeli.

Meyveler; vitamin, mineral, bioflavonoid, antioksidan, enzim ve liften zengin oldukları için çocuğun beslenmesinde mutlaka bol yer tutmalı.

Kuruyemişlerin ve kuru meyvelerin mineral, esansiyel yağ asidi, vitamin ve antioksidan kaynağı oldukları hatırlanmalı.
Çocukların bağışıklık sistemi zencefil, zerdeçal, kimyon ve kırmızıbiber gibi baharatlarla güçlendirilmeli. Hasta çocuğa şeker ve beyaz un verilmemeli DR. Emin Mindan, hastalık belirtileri göstermeye başlayan çocukların beslenmelerinde beyaz una ve şekere yer verilmemesi gerektiğini dile getiriyor. Çünkü beyaz unlu ve şekerli gıdalar, hem bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açıyor hem de çocuktaki mevcut hastalığın ilerlemesine neden oluyor.

Öte yandan, kolay sindirilen ve bünyeyi güçlendiren tavuk çorbası, kefir ve ev yoğurdu gibi gıdalar ise sağlık açısından son derece yararlı bulunuyor. Bunlara, çocukların beslenmelerinde mutlaka yer vermek gerekiyor.

Ceyda Erenoğlu- Gazete Habertürk- HT Magazin

, , , , , , ,

Haz
25

Yüzyılın süper yaşam gücü: kefir

Sağlıklı ve besin yoğunluklu gıda arayışı, herşeyin katkı içerdiği bu çağda daha acil hale geldi. Beslenme alışkanlıklarında geçmişe dönüş, geleneksel besinlere olan ilgi, bu arayışla birlikte ortaya çıktı. Barındırdığı bir çok yararlı mikroorganizmaların varlığı nedeniyle kefir, geçmişte sağlık iksiriydi. Günümüzde yeniden keşfedilmesi, mutlu ve uzun yaşama olan katkısı nedeniyle oldu.

Hücreleri yeniliyor

Tanrı’nın bir hediyesi olarak, Kafkas Dağları sakinlerinin sağlıklı yaşamı ve uzun ömrü, bu doğal besine bağlı. O’nu keşfeden bir çok insan, daha kaliteli ve güçlü bir hayat sürdürmek için kefiri tüketiyor. İçerdiği yüzlerce probiyotik, doğal bir yaşam gücü olarak bedeni yeniliyor. Biyolojik olarak, insan metabolizmasını sürekli yapılandırıyor. Çok sayıda antioksidan, vitamin ve mineraller barındırdığı için, hücre yenilenmesini sağlıyor. Bedende güçlü bir temizlik işlemi yapan kefir, yaşlanmayı yavaşlatıyor. Birçok hastalığın oluşumunu engelliyor. Kanser, AIDS benzeri rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatıyor. Bedeni tehdit eden bir çok hastalığa iyi geliyor. .

, , , , ,

Nis
07

Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! Zamanla beta karoten’di, selenyum’du derken avuç dolusu hap yutmaya başladık. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar. Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada, dolayısıyla yiyip içtiklerimizde zaten var.

DOKSANLI yılların başında Amerika da başlayan vitamin, mineral ve diğer besin desteklerinden faydalanma arzusu şimdi bizde de yaygınlaştı. Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! İlgimiz zamanla genişledi. C ve E vitaminiyle yetinmemeye, beta karoten’di, selenyum’du, çinko’ydu, kalsiyum’du derken “sağlığımı güçlendireyim” düşüncesiyle avuç dolusu hap yutmaya başladık. Gözlemlerimiz bu konunun yanlış bir yola girdiğini gösteriyor. Kitapta, gazetede, dergide okuyan, arkadaşından, komşusundan duyan birçok insan bu desteklerden faydalanmaya çalışıyor. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar.

Çoğu doğada zaten var

Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada dolayısıyla yiyip içtiklerinizde zaten var. Eğer doğru bir yeme içme planı yapabilirseniz bunların eksikliğini çekmez, ihtiyacınız kadarını vücudunuza zaten kazandırırsınız. Söylemek istediğim şey şudur: Kendinizi “süper hissetmek” istiyorsanız bunu vitamin, mineral ve besin desteği haplarıyla yapabilirsiniz ama doğrusu, ucuzu ve hatta daha etkilisi manav, market, pazar alışverişinizde sepetinize dolduracağınız yiyeceklerde gizlidir.

Fazlasına doktor karar versin

Hele bir de bu yiyecekleri içindeki bu gizli güçler tahrip olmadan sofranıza koyabilirseniz “bir şeyleri eksik mi alıyorum acaba?” sorusunu unutabilirsiniz, gözünüz kesinlikle arkada olmaz. Ben size öncelikle süper gıdaları mutfağınızdan, sofranızdan eksik etmemenizi öneriyorum. Ama bütün bunlara rağmen hala bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyorsanız ya da özel bir nedenle bazı maddelere fazlaca ihtiyacınız varsa –ki bu kararı doktorunuz vermelidir- desteklerden faydalanmayı o zaman düşünün.

İşte doğal vitaminler

- ON üzüm tanesi (taze veya kuru) yediğinizde, on kiraz, ahududu, mor yaban mersini, böğürtleni midenize indirdiğinizde bir tablet rezveratrol ya da antosiyanin yüklü antioksidan haptan çok daha fazlasını elde edersiniz. Üstelik, birçok başka vitamin ve minerali de hücrelerinize gönderirsiniz.

- Sabah kahvaltısında dilimleyip hafifçe ısıttığınız domates parçalarının üzerine şöyle yarım çay kaşığı kadar zeytinyağı gezdirirseniz, salatalarınıza domates kurusu ilave eder, yaz aylarında birkaç dilim karpuzu afiyetle yerseniz ihtiyacınız kadar likopeni bedeninize kazandırmış olursunuz.

- Dörtte bir fincan ayçiçeği çekirdeği, günlük E vitamini ihtiyacınızın neredeyse tamamını, bir su bardağı yoğurt günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini, bir bardak kefir probiyotik desteğinizin neredeyse hepsini sağlar.

- 3-4 fincan yeşil çay içtiğinizde inanamayacağınız miktarda antioksidan kazanıp kanınızı tam bir “epigalokateşin” cennetine çevirebiliyorsunuz.

- Dünyanın en değerli antioksidanlarından lütein ve zeaksantin gözlerinizin en yakın dostlarıdır ve bir orta boy turuncu renkli dolmalık biberin içinde bir miligram lütein, 6,5 miligrama yakın zeaksantin var.

- Aynı anda 200 miligramın üzerinde C vitamini (günlük ihtiyacınızın üç katıdır), 5 miligram kadar E vitamini (günlük ihtiyacınızın üçte biridir) de aynı biberin içinde gizlenmiş sizi bekliyor!

Peki ben ne yapıyorum

BEN, yalnızca CoQ10 ve omega-3 desteği alıyorum. Ama fırsat buldukça da pancar, turp, karnabahar, lahana tüketmeye çalışıyorum. Özellikle taze çiğ lahanayı daha bol yiyebilmek için Mihraban’dan soframızda “ev yapımı” lahana turşusu bulundurmasını istiyorum. Çünkü bunların içinde benim o sarı renkli kapsülümdeki kadar olmasa da oldukça fazla miktarda CoQ10 var.

Kansere karşı müthiş defans

Kapsülüm sadece CoQ10 içeriyor ama bu yiyecekler kalsiyumdan, C ve K vitamininden de zengin. Ve tümü kansere karşı mükemmel bir defans oluşturduğu yüzlerce yayında kanıtlanmış sulforafan ile dolu. Bu örneklere sabah kahvaltısında yudumlayacağınız yarım bardak nar veya portakal veya greyfurt suyunu, ara öğünlerde faydalanacağınız elma dilimlerini ya da 3-5 adet nohut/ 7-10 adet fındık veya bademi de dahil ederek bedeninizi tam bir vitamin, mineral ve antioksidan doğal madde cennetine çevirebilirsiniz.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
20

Hastane ve ilaca harcayacağınız paranın 10′da birini harcayarak bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz mümkün…Hastalığa yakalanmadan tedbir almak anlamına gelen koruyucu hekimlik uygulamasının en önemli ayağını güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturuyor. Hastanelere ve ilaçlara verilen paranın 10′da birini harcayarak bağışıklık sistemini gülendirecek besinler tüketmek mümkün.
Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, turunçgiller, soğan-sarımsak, lahana, brokoli, karnıbahar, zencefil gibi besinlerin bağışıklığı güçlendirdiğini belirtti.

Bağışıklık sistemi, insan vücudunu hastalıklara karşı koruyan bir savunma sistemi. Zaralı mikropların vücuda girmesini önlemek veya girmiş ise onların zararlı etkilerinden vücudu korumak bağışıklık sisteminin görevi. Virüsler, bakteriler, mantarlar, parazitler gibi mikroorganizmalar etkisiz hale getirilmezlerse pek çok hastalığa neden olabiliyor. Bağışıklık sisteminin güçlü silahları olan antioksidanlar insanları hastalık yapıcı etkenlere karşı koruyor.

Özel Konya Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar; A, C, E, B2, B6, folik asit vitaminleri ile selenyum, magnezyum, çinko, manganez gibi minerallerin antioksidan özelliği gösterdiğini ifade etti. Acar, bazı proteinler ve omega 3 yağ asitlerinin de antioksidan etki gösterdiğini vurguladı.

Stres, radyasyon, sigara-alkol kullanımı, hava kirliliği, güneşin zararlı ışınları ve yetersiz beslenme gibi dış faktörlerin insanın savunma sistemini zayıflattığına işaret eden beslenme uzmanı Hilal Acar, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için yeterli ve dengeli beslenmek gerektiğini dile getirdi.

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİREN BESİNLER

Bazı besinlerin antioksidan içerikleri sayesinde bağışıklık sistemine destek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Hilal Acar, bu yiyecekleri beslenme düzeninde bulundurarak hastalık gelmeden tedbir alınmış olacağını söyledi.

Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, semizotu, pazı, tere, roka, maydanoz, dereotu, nane, marul): İçerdikleri A, C, E vitaminleri, folik asit ve omega 3 sayesinde kuvvetli antioksidan özellik gösterirler. Kanseri önleme ve yaşlanmayı geciktirici etkileri de var.

Kurubaklagiller (kurufasulye, nohut, mercimek, bezelye, börülce, bakla, soya fasulyesi): Kalsiyum, demir, çinko, magnezyum mineralleri, B12 dışındaki diğer B vitaminlerinden tiamin, riboflavin, niasin, folik asit ve E vitamini bakımından zengin. İçerdikleri yüksek posa oranı sayesinde şeker ve kolesterol dengeleyici özellikleri var. İyi birer protein kaynağı. Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan isoflavanlar kanser, kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor. Haftada 2 kez tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesi açısından önemli.

Yağlı tohumlar (ceviz, badem, fındık): E, B2, B6 vitaminleri, çinko, kalsiyum, selenyum mineralleri içeriyor. Posa içeriği yüksek. Kansere ve gribal enfeksiyonlara karşı koruyucu. İçerdiği sağlıklı yağ asitleri sayesinde kalbi koruyucu etkisi var.

Turunçgiller (mandalina, portakal, limon, greyfurt ve kivi): İçerdikleri C vitamini, karotenoidler, flavonoidler, glutatyon gibi enzimlerle bağışıklık sistemini destekler, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar, gözü korurlar. İçerdikleri çözünür ve çözünmez posa ile bağırsak florasının dengesini sağlar, kabızlık probleminin çözümlenmesine ve kan yağlarının düşürülmesine yardım ederler. Viral enfeksiyonlara, alerjilere, mantar enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlarlar.

Soğan-sarımsak: İçerdiği çinko, selenyum ve kükürtlü bileşikler sayesinde enfeksiyonlar ve kansere karşı koruyucudur. Kükürtlü bileşik olan allisin vücutta doğal bir antibiyotik etki göstermektedir.

Lahana, brokoli, karnıbahar: İyi birer beta karoten kaynağıdır ve serbest radikallerin zararlarına karşı vücudu korurlar. C vitamini ve kalsiyum içerirler. Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeler ile antikanserojen etki gösterir.

Nar: C, B1 ve B2 vitaminleri ve potasyum bakımından çok zengin. Ayrıca, bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek antosiyanlar ve flavonoitler içerir. Kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu özelliği var.

Ananas: Potasyum, fosfor, demir, A ve C vitamini içerir. Toksin atıcıdır. Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cilt sağlığında etkindir. Zindeliği artırır.

Domates: A vitamini, potasyum, folik asit ve posa bakımından zengindir. Taze domateste C vitamini de bulunur. İçerdiği likopen sayesinde kalp-damar hastalıkları, kanser ve enfeksiyonlara karşı korur.

Havuç: A, B, D ve E vitamini kaynağıdır. Cilt ve kemik sağlığında, hücre yenilenmesinde faydalıdır. Yüksek A vitamini sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterir.

Pancar-turp: C vitamini, iyot, kükürt içerirler. Karaciğer ve mide rahatsızlıklarını tedavi edici özelliği vardır. Enfeksiyonlara karşı koruyucu etkileri var.

Zencefil: Taze zencefil B6 vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, manganez ve lif açısından zengindir. Soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıkların belirtilerini azaltır. Mide bulantısını önler.

Yoğurt-kefir: Bağırsaktaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlar. İçerdikleri prebiyotik ve probiyotikler sayesinde zararlı mikroorganizmalarla savaşırlar. Yara iyileşmesini hızlandırırlar.

Keten tohumu: Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri, yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif, protein, lignanlar (kansere karşı maddeler) içerir. Bağışıklık sistemi, üreme, kalp-damar ve sinir sistemi gibi sistemlerin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardım eder.

Balık: A ve D vitaminleri, protein, fosfor, çinko, iyot ve omega 3 içerir. Kalp hastalıklarından kolesterol yüksekliğine görme bozukluklarından kansere, pek çok hastalıktan korunmak için faydalıdır.

Yeşil çay: E ve C vitamini içerir. Yapısındaki flavanoidler sayesinde kalbi güçlendirir, kan şekerini dengeler. İçerdiği antioksidanlar sayesinde kanseri önler, bağışıklık sistemini güçlendirir.

Soya: Protein değeri yüksektir. Fitokimyasallar açısından oldukça zengin bir yapı göstermektedir. İsoflavonlar, saponinler, taninler, fitatlar, proteaz inhibitörler, lektinler, guatrojenler, alerjenler başlıca içerdiği fitokimyasallardır. Antioksidan etkisinin yanında kolesterol düşürücü özelliğide vardır. Menapoz sonrası şikâyetleri azaltır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

May
14

Üstelik bunların çoğu kolay, ucuz ve uygulanabilir şeyler. Domates salçasına ağırlık verin, sarımsağı bütün değil ezerek tüketin, üzümün çekirdeğini çiğneyin, normal ısıdaki yeşil ve siyah çay kanserden korunmada çok etkili ama çayınızı plastik değil cam bardakta için.
KANSERDEN koruyucu bir beslenme planı söz konusu olduğunda ilk sırada yine ’sağlıklı beslenme’ prensiplerine uymak gelir. Proteini, karbonhidratı, yağı dengeli, kalorisi yeterli bir beslenme planı oluşturabilirseniz işiniz kolaylaşıyor. Tabii ki çeşitlilik de çok önemli. Farklı besinlerde farklı kanser koruyucuları var. Bu nedenle hep aynı şeyleri yemek yerine besin seçimlerinizi mümkün olduğu kadar değiştirmeniz gerekiyor. Son yıllarda kanser ve beslenme konusuna ilgi arttı. Bu gelişme, hangi besinlerin kanserden korunmada daha etkili olduğunu araştıran çalışmaların sayısını da artırdı. Bu yazıda söz konusu doğal besinler ve faydalı oldukları alanları içene alan kısa bir yolculuk yapacağız.

Plastikten uzak durun

Yeşil ve siyah çayın kanserden korunmada sağladıkları avantajlar bir hayli etkileyici. Laboratuar çalışmaları özellikle yeşil çayda bol miktarda bulunan ’kateşinlerin’ prostat, meme, kalın bağırsak ve mide kanseri gibi birçok kansere karşı koruyucu bir zırh oluşturabileceğini gösteriyor. Bu arada dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var: Tel zımbalarla hazırlanmış poşet çaylardan uzak durmak ve çay içerken plastik bardaklar kullanmamak. Çayı mümkün olduğu kadar az şekerle içmenizi öneriyorum. Çünkü kanser şekeri seviyor. Şekerli yiyecekler gelişmekte olan bir kansere de, mevcut bir tümöre de enerji kaynağı görevini üstleniyor. Tatlandırıcı kullanmanızı da tavsiye etmem. Ayrıca çayı çok sıcak ve hızlı içmemenizde fayda var.

Domates ve nar mucizesi

Kanserden korunmada yıldızı parlayan besinlerden biri de nar. Çok sayıda çalışma narın da önemli bir kanser koruyucusu besin olduğunu telkin ediyor. Narın yapısında ve çekirdeğinden elde edilen yağda bulunan birçok maddenin (elajik asit, purisik asit gibi antioksidanlar) başta prostat, meme ve kalınbağırsak kanseri olmak üzere kansere karşı güçlü bir antioksidan zırh oluşturdukları anlaşılıyor. Bir başka mucize de domateste saklı. Biz ona ’kırmızı mucize’ diyoruz. Mucizenin kimyasal adı likopen! Bu çok güçlü antioksidan karotenoid özellikle meme, prostat, kalınbağırsak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserine karşı korunmada faydalı olabileceği anlaşılıyor. Likopenin en güçlü kaynağı domatesin kendisi ve ürünleri. Özellikle işlemden geçmiş domates ürünleri (salçası, ketçabı, sosu, çorbası) bol miktarda likopen ihtiva ediyor. Çorbanızı evinizde kendiniz hazırlayın, az tuz ve yağ kullanın. Likopen yağda eriyen bir madde olduğundan ve ısıtılınca daha kolay ortaya çıktığından taze domatesleri yerken hafifçe ısıtma işleminden geçirmeyi ve üzerine bir iki damla zeytinyağı eklemeyi ihmal etmeyin. Likopen kan portakalında, kırmızı/pembe greyfurtta, hatta karpuzda ve kayısıda da var. Bu maddenin hücrelerde kanseri tetikleyen temel olay DNA hasarını azalttığını gösteren çalışmalar var.

Üzüm çekirdeği çiğneyin

Konu kanserle mücadele olduğunda listeye üzümü eklememek haksızlık olur. Üzümün çekirdeği ve kabuğunda bol miktarda bulunan doğal ilaçlardan biri resveratrol da tıpkı likopen gibi DNA hasarını azaltarak, kanserden korunmayı kolaylaştırıyor. Bunun için en doğrusu taze, çekirdekli üzümü çekirdeklerini de çiğneyerek yemektir. Taze sıkılmış üzüm suyunda da bol miktarda resveratrol bulunuyor. Kurutulup öğütülerek kullanılan üzüm çekirdeğinin ne oranda faydalı olduğunu gösteren ciddi bir çalışma görmedim. Bu arada asma yaprağında bile resveratrol varmış. Dolma severlere duyurulur…

Sarımsağı ezerek yiyin

Listeye sarımsak ve soğanı da eklemek gerekir. Özellikle sarımsağın güçlü bir kanser düşmanı olduğu yüzyıllardır biliniyordu. Bu bilgi son yıllarda bilimsel olarak da teyit edildi. Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşikler yemek borusu, mide, kalın bağırsak, akciğer ve karaciğer kanserine yakalanma olasılığını düşürüyor. Sarımsak tüketimi yüksek olan toplumlarda kalınbağırsak kanserleri de, mide kanserleri de az görülüyor. Aynı şeyleri meme ve prostat kanseri için de söyleyebileceğimizi düşündüren bulgular var. Sarımsaktan faydalanmak için hapını, tozunu bir yana bırakıp doğrudan kendisini yiyin. Sorun kokusunda ama işin uzmanları sarımsak ezilmeden yutulursa değerini kaybedeceğini, ezildikten sonra da en geç bir saat içinde yenilmesi gerektiğini belirtiyor. Sarımsağın içindeki tümör savaşçısı Allisin isimli madde ancak sarımsak ezilince aktive oluyor. Sarımsaktan söz etmişken soğandan da bahsedelim. Özelikle kırmızı soğan kanserle savaşta faydalı gibi görünüyor. Bir çalışmada günde yarım baş soğan tüketiminin mide kanserine yakalanma riskini yüzde 50 oranında azalttığı tespit edilmiş. Başka çalışmalarda da soğanın çeşitli organ kanserlerini azaltabileceği (meme, karaciğer, kalınbağırsak kanserleri) gösterilmiş. Son yılların parlayan doğal kanser savaşçılarından biri de Zerdeçal! Tıka basa polifenolik antioksidan dolu olan bu doğal kanser koruyucusunun içindeki Curcumin isimli madde neredeyse kanser önleyici bir ilaç gibi çalışıyor. Zerdeçalın mevcut tümör hücrelerinin çoğalmasını da engellediğini gösteren birçok bulgu var.

Ruhunuz da beslensin

Kansere faydalı olabilecek besinler listesini daha da uzatmak tabii ki mümkün. Bu listeye portakal ve diğer turunçgilleri, kayısıyı, turp, şalgam, lahana, karnabahar grubunda yer alan bütün besinleri eklemek gerekiyor. Ama ne yazık ki yerimiz sınırlı. Bana sorarsanız konu kanserden korunmak olduğunda yalnızca bedeninizi değil, ruhunuzu da beslenmeyi ihmal etmeyin. Birçok defa yazdık, bir kez daha hatırlatalım: Manevi yanı güçlü, duanın gücüne inanan, ailesi ve içinde yaşadığı toplumla iyi ve güzel ilişkileri olan, iyimser, iyi huylu ve iyi insanlar kansere daha az yakalanıyor. Yakalansalar bile ömürleri daha uzun, sorunları daha az oluyor.

Kendinize beslenme planı hazırlayın

BİZE göre kanserden koruyucu bir beslenme planınız olsun istiyorsanız belirttiğimiz yiyecekleri daha sık kullanın. Beyaz ekmeği yememeye, tam tahıllı ekmek yemeye çalışın. Şekerin fazlasından uzak durun. Beyaz unu çok kullanmayın. Katkılı yiyeceklerden, tatlandırıcı eklenmiş ürünlerden de uzaklaşın. Mümkün olduğu kadar sebze ve meyveleri mevsiminde yemeye, yumurta, zeytinyağı, kefir gibi geleneksel yiyeceklerinizden uzak kalmamaya, abartmamak koşuluyla kabuklu kuruyemişlerden faydalanmaya çalışın. Boza, sirke, nar ekşisi gibi doğal soslar kullanın, doğal içeceklerden faydalanın.

Kırmızıbiberi nemsiz ortamda kurutun

KANSERLE savaşta yararlı olabileceği anlaşılan mutfak mucizelerinden biri de kırmızıbiber. Kırmızıbiberdeki Kapsaisin maddesi kanser hücrelerini daha oluştuğu anda öldürmeye yönelik bazı özellikler taşıyor. Kırmızıbiberdeki bu maddenin etkili olduğu kanserler pankreas ve akciğer kanseri. Dikkat edilmesi gereken nokta nemli ortamda kurutulan kırmızıbiberde üreyen küflerin Aflatoksin adı verilen toksinleri üretebilmeleri ve bunların karaciğer kanserine yol açabilmeleri. İşin uzmanları kırmızıbiberin nemsiz ortamlarda kurutulmasını ve uygun koşullarda saklanmasını şart koşuyorlar.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,