Hamuru ve tatlıyı azalt, sebze meyveyi çoğalt

Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

Tatlandırıcı içeren ’light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.

Bol taze sebze ve meyve tüketin.

Yeterli omega-3 alın, ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza yiyin.

Günde iki diş sarımsak veya 1 baş kuru soğan tüketin.

Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

Şekersiz yeşil ve siyah çay tüketin.

Stresten uzak durun.

İyi uyuyun.

Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

Yeteri derecede egzersiz yapın.

Alkol kullanmayın.

İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.

Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

Prof. Dr. Ahmet Aydın

Kanserden korunma söz konusu olduğunda, daha çok yoğurt (ve zaman zaman kefir) tüketmek, sağlıklı bir kiloda kalmaya gayret etmek de önem kazanıyor. Ayrıca katkı maddelerinin kullanıldığı besinlerden uzak durmak, organik besinlere öncelik vermek gerekiyor. Öyle görülüyor ki “Besinlerin raf ömrü uzadıkça bizim ömrümüz kısalıyor.” Çünkü yiyeceklerin dayanıklılığını uzatmak, rafta kaldıkları süreyi artırmak gibi nedenlerle gıdalara eklenen kimyasallar ve ayrıca tat, renk, koku vermek için kullanılan katkı maddelerinin bazıları ile üretimde kullanılan hormonlar ve besinlere yapılan genetik müdahaleler kanser riskini artırabiliyor.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

Kefirin en büyük yararlarından biriside bağışıklık sistemini güçlendirmesidir.İçerdiği bakteriler sayesinde bağışıklık sistemi güçlenir ve hastalıklara karşı çok daha dirençli hale gelir.Bu yüzden kanser tedavisi gören hastalara doktorlarına danışarak kefir içmesi tavsiye edilmektedir.

Beslenme alışkanlığında bazı noktalara dikkat edilerek kansere yakalanma riskini düşürmek mümkün. Balık, süt ürünleri, sebze ve meyve tercih edilmesi gereken besinlerin başında geliyor
Amerika Minnesota Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre tüm kanser olgularının yüzde 60′ı yanlış beslenme sonucudur. Bu amansız hastalıktan kaçınmak için herkesin beslenmesine özen göstermesi gerekiyor. Beslenmeye ek olarak çevre risklerinden (sigara, hava kirliliği, röntgen ışınları, elektromanyetik ışınlar) kaçınma, stresle baş etme, yeterli bedensel aktivitenin kanserden korunma programının parçaları olduğu bilinmelidir.

MEYVE VE SEBZE İLK SIRADA
Kanserden koruyucu bir diyetin en önemli özelliği her gün en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze yenmesidir. Örneğin 1 porsiyon sebze yemeği, 1 büyük tabak karışık salata, 1 bardak domates suyu, 1 elma ve 1 porsiyon çilekle her gün tüketilmesi önerilen 5 porsiyon meyve ve sebze koşulu yerine getirilmiş olur. 3 porsiyon sebze yaklaşık 400 gram gelir. Bunun yaklaşık yarısı çiğ olarak tüketilmelidir (salata, sebze suyu). Tercihen taze mevsim sebzeleri yenmelidir. Ancak gerektiğinde dondurulmuş sebzeler de bir alternatiftir.

2 porsiyon meyve yaklaşık 300 gramdır. Eğer çalışma hayatında kolaylık sağlayacaksa, günlük tüketilmesi gereken 5 porsiyon meyve ve sebzenin 1′er porsiyonu sebze ya da meyve suyu olarak içilebilir. Meyve ve sebze tüketiminde dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta, birkaç çeşit sebze çerçevesinde kalmamak, geniş bir yelpaze içerisinden her gün elden geldiğince değişik sebze ve meyve seçimi yapmaktır. Böylece çok çeşitli sebze ve meyve tüketimiyle bine yakın çeşitli bitkisel kimyasallar alınır. Sebze ve meyvelerde rengine göre seçim yapılması, içerdikleri yararlı maddeleri almak için pratik bir çözümdür. Örneğin pembe-kırmızı renkliler (domates, karpuz, pembe greyfurt) likopen maddesi içerir. Likopen güçlü bir antioksidandır. Çeşitli kanserlere, kalp-akciğer hastalıklarına karşı koruyucu etkilidir. Domatesi her gün tüketmeye çalışın. Koyu kırmızı / mor renkli üzüm, çilek, erik, elma, kiraz, lahana, pancar, patlıcan gibi sebze ve meyveler antosiyanin’leri içerir.

Antosiyanin’ler kuvvetli antioksidandır. Hücreleri korur. Turuncu / sarı renkli şeftali, havuç, kayısı, kabak, portakal gibi yiyecekler karoten ve kriptoksantin maddelerini içerir. Bu maddeler de güçlü antioksidandır. Hücreleri korur. Yeşil ve koyu yeşil yapraklı ıspanak, brokoli, lahana gibi sebzeler de kanserden koruyucu diğer birçok kimyasalları içerirler. Demek ki değişik renkte sebze ve meyvelerden tüketmekle sağlığımız için çok yararlı çeşitli bitkisel maddeleri almayı garantilemiş oluruz. Günde en az bir kez baklagillerden (kurufasulye, soya, nohut, mercimek, bezelye, barbunya) bir porsiyon ve tam tahıl ürünlerinden (kabuklu pirinç, bulgur, tam tahıl makarnası ya da ekmeği) 1 porsiyon tüketmek yararlıdır. Tam tahıllar, baklagiller, meyveler, sebzeler, kuru yemişler ve çekirdekler zengin lif kaynaklarıdır ve kanserden koruyucudur.

BALIK YEMEK ŞART
Haftada bir ile iki kez balık tüketimi önerilir. Özellikle somon, sardalya, uskumru ve ton balığı sağlık için önemli olan omega üç yağ asitlerinden zengindir. Ayrıca deniz ürünlerinde hücreleri koruyan güçlü antioksidan selenyum vardır. Kırmızı et ise doymuş yağdan ve kolesterolden zengindir. Fazla tüketilmesi birçok kanser için risk oluşturmaktadır. Sağlıklı ve kanserden koruyucu diyetin kapsamında günde bir kez düşük yağlı (yüzde bir) fermente süt ürünlerini (yoğurt, kefir, probiyotik süt ürünleri ve diğer fermente süt ürünleri) tüketilmesi de yer alır. Probiyotik bakteriler aside dayanıklı bakteri türüdür. Mide ve bağırsakta ölmezler. Bağırsak hastalıklarından koruyucu ve bağışıklık sistemini destekleyici etki gösterirler. Kanserojenleri aktive eden enzimleri durdurur. Nobel ödüllü Rus bilgini Elie Metchnikof Bulgaristan’daki uzun ömürlülerin fazla olmasını fermente süt ürününün (kefir) çok tüketilmesine bağlıyor.

Mide-bağırsak sistemimizde yer alan mikroflora içerisinde, sağlığımız için yararlı veya zararlı olabilecek 400′ün üzerinde mikroorganizma türü bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunların bir kısmının vücudumuzda mukozal bağışıklık sistemi, endokrin sistemi, merkezi sinir sistemi dahil gelişimimizde yararlı ve metabolik faaliyetler bakımından karaciğerimiz kadar önemli oldukları bilinmektedir. Mesela kullandığımız bazı ilaçların emilip vücudumuzda etkisini gösterebilmesinde bu bakterilerin rol oynadığı deneysel olarak ortaya konulmuştur. Yani eğer aldığımız ilacı emilebilir şekline dönüştürecek bakteri bağırsağımızda bulunmuyorsa, ilaç yeterince emilemeden vücuttan atılarak etkisiz kalabiliyor. Yararlı ve zararlı mikroorganizmalar, mide-bağırsak sistemimizde bir dengede bulunmaktadır. Bu dengenin bozulması durumunda çeşitli hastalıklar meydana gelebilmektedir. Bu mikroorganizmalar arasında laktik bakteriler (Lactobacillus, Bifidobacteria, vd.) bağırsak cidarlarına yapışarak laktik asit salgılarlar. Bu suretle zararlı mikroorganizmaların bağırsak cidarına yapışmasını ve yayılmasını engellerler. Ancak kullandığımız ilaçlar, bilhassa antibiyotikler, veya dengesiz beslenme, vd. bunların de yok olmasına, dolayısıyla bağırsak mukozasının savunmasında açık vermesine yol açarlar. Bunun sonucunda da, zararlı mikroorganizmaların yayılarak etkilerini göstermesi söz konusu olabilir. Laktik bakteriler için yoğurt suyu zengin bir kaynak oluşturmaktadır. Bu nedenle, günlük beslenmemizde yoğurt ve yoğurt ürünlerinin kullanılması önemlidir. Ancak bunların kullanımının da bir sınırı bulunmalıdır; yani miktarı abartmamak gerekir. Mesela ilk akla gelebilecek olumsuz etki; yoğurdun zengin kalsiyum içeriği nedeniyle, bazı ilaçları absorplayarak etkisini azaltması ihtimalidir.

YARARLARI NEDİR?
Laktik bakterileri tablet veya kapsül halinde taşıyan ilaçlar veya yoğurt içeceği vb. şekillerde günlük tüketime uygun ürünler de bulunmaktadır. İnsan sağlığı için yararlı canlı mikroorganizmaları taşıyan bu ürünlere “Probiyotik” adı verilmektedir . Probiyotiklerin ayrıca kan kolesterol seviyesinin kontrol altına alınması, allerjik şikayetlerin azaltılması, iritable bağırsak sendromu şikayetleri, ülseratif kolit, Crohn’ hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıkları (IBD) ve kolon kanseri riskinin azaltılmasında da yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Bu konuda gerçekleştirilen bazı klinik çalışmalar ile destekleyici sonuçlar alınmaktadır. Son zamanlarda, etkili bir reklam kampanyası ile yoğurt içeceklerinin, “bağışıklık sistemi” üzerinde etkisi ön plana çıkarılıyor. Benim kanaatimce bu ürünle ilgili reklamlar biraz abartılmaya başlandı. Hatta geçen gün radyoda reklamlarda, değişik lezzet ve aromalı ürünlerin piyasaya sürüldüğünü duydum; ahududu, çikolata, vd. Dikkatimi çeken ise, “yeşil çaylı” olanı. Yeşil çayın antioksidan özelliği nedeniyle son zamanlarda kazandığı ilgiye rağmen, lezzeti toplumumuz için oldukça yabancı. Yani bir ahududulu veya çikolata aromalı ile aynı katagoride değerlendirilemez. Bildiğiniz gibi “antioksidanlar” çağın ilacı oldu. Kanser dahil, bildiğiniz ne kadar hastalık varsa hepsine karşı “antioksidanlar” öneriliyor!.. Acaba firmanın bundan sonraki reklam spekülasyonu “KANSERE KARŞI YOĞURT İÇECEĞİ” mi diye düşündüm. Nasıl olsa, ilaç gibi reklam yapıldığı halde, ne Sağlık Bakanlığı, ne de Tarım Bakanlığı yetkililerinden veya RTÜK’ten bir uyarı geliyor. Hani ürün yoğurt olduğundan “ya tutarsa!” Bilmem dikkatinizi çekti mi? Bu günlerde de radyo reklamlarında “Bay Kefir” ortaya çıktı. Kefir de aslında başka bir laktik bakteri “Lactobacillus caucasicus” ile ekmek mayasının karışımıdır. Zengin protein ve kalsiyum içeriği ile yüzyıllardır bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda destek sağlıyacak bilimsel çalışma pek yapılmamış.

ZARARLARI VAR MI?
Laktik asit salgılaması nedeniyle gastrik hassasiyeti olan kişilerde mide mukozasında tahrişe bağlı şikayetler görülebilmektedir. Bir başka olumsuz durum ise, fermentatif ortam nedeniyle mide ve bağırsak gazlarında artış ve şişlik hissi. Bu nedenle, fazla miktarda kullanılmasından kaçınılmalıdır. Kasım 2005′te önemli bir bilimsel dergi “International Journal of Food Microbiology” de çıkan bir makalede, laktik bakterilerin bazı antibiyotiklere karşı oluşturdukları direnç genini patojen (zararlı) mikroorganizmalara transfer ederek antibiyotik-tedavisine dirençli patojen organizmaların gelişmesine yol açabileceğini ortaya koyan bazı deneysel bulgular tartışılmaktaydı. Aynı çalışmada, mikrobiyolojik ürünler olması nedeniyle, bu tip ürünlerin üretim ve kontrolleri ile ilgili düzenlemeler ve kalite standartların geliştirilmesi konusunda uyarılar yer alıyordu. Gerçekten de bu husus önemli. Mesela, kefir’in uzun sürelerdir bazı marketlerin raflarında sağlıksız bir şekilde kavanozlar içerisinde pazarlandığını görüyoruz. Bu tip ürünler içerisinde sağlıksız geliştirme ve saklama koşullarında zararlı mikroorganizmaların gelişme riski de söz konusu olabilir. Bunun için kontroller çok önemli. Bu konuda gelişme sağlanıncaya kadar, en azından şimdilik, kullanılacak ürünlerin kalitesine güvenilir firmalar tarafından üretilmiş olduğuna dikkat edilmesi gerekir.

Prof.Dr.Erdem Yeşilyayla

Per
3
May
23:05

Sitemiz Trt izmir tv tarafından hazırlanan turksiteadlı programda yer almıştır.
KEFİR HAKKINDA İNGİLİZCE BİLGİ İÇİN TIKLAYIN ..
Kefir, (Çerkesçe Kundeps) çok eski yıllardan beri Kafkasya’da(Kefirin tarihçesi için tıklayın!) bugün ise tüm dünyada ticari maksatla imal edilen Kefir mayası yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı (yoğurt kıvamında), hafif ekşimsi bir içecektir.

Kefir İçeçek halinde Kefir Taneleri

Kefir, beyazımtrak renkte, karnıbaharı andırır şekilde ve genellikle bezelye veya fındık büyüklüğünde tanelerden meydana gelmiştir. Kefir tanesinde; Torula mayaları, Sacharamyces sp., Streptococcus cremoris, Betabacterium sp. gibi mikroorganizmalar bulunur. Bunların faaliyeti sonucu süt asidi, etil alkol ve karbondioksit meydana gelir. Kefir tanesi içerisinde bulunan mikroorganizmalardan bazıları süt şekerini parçalayarak süt asidi oluştururlar ve süt pıhtılaşır.

Çeşitli yayınlarda kefirin alerjik rahatsızlık,iştahsızlık, uykusuzluk, verem ve brek hastalıklarında, bronşit ve astımda, ekzema tedavisinde, bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde kullanıldığı belirtilmektedir. Kefirin başka nelere iyi geldiğini Sitemizde Neden kefir içmeliyim! başlığı altında bulabilirsiniz.

alternative answersBuzdan gemiler
Postacınız