Archive

Posts Tagged ‘kanser’

Oca
19

ИконописKefir, tümör oluşumunu engellemekte ya da var olanın ilerlemesini azaltmaktadır. Japonya’da fareler üzerinde yapılan araştırmada kefirin kanser riskini %53, 6 oranında azalttığı ve kanser önleyici ilaçlarla birlikte kullanılması halinde ise %67 oranda riski azalttığı belirtilmiştir.

Kemoterapi gören meme kanserli hastalarda, kefirin kemoterapinin yan etkilerini azaltma durumu incelenmiş ve bulantı, ishal, kusma ve ağrı gibi bulgularda azalma görülmüştür. Kefirin kanser ve diğer hastalıklardaki olumlu etkisi birçok araştırmayla kanıtlanmıştır.

, , , , , , , , , , ,

Şub
09

Besin seçiminin kanserle doğrudan ilişkisi var. Kansere ‘dur’ diyen mucizevi gıdaları tüketenlerde ise bu risk minimuma iniyor

Kanser vakalarının son yıllardaki artışında hatalı beslenmenin payı büyük. Araştırmalara kansere yüzde 35 oranında yanlış beslenmenin yol açıyor. Diğer bir deyişle hareketsiz yaşam tarzı ve hazır gıda tüketimindeki artışın önüne geçebilirsek yüzde 35’lik tehlikeyi ortadan kaldırmış oluruz. Tıp dünyası son 50 yıldır kansere karşı koruyucu gıdalar üzerinde çalışıyor. İşte bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış koruyucu gıdalar.

SEBZELER: Soğan, sarımsak, lahana, karnabahar, pırasa, turp, şalgam, havuç, domates, ıspanak, marul, kıvırcık, asma yaprağı, maydanoz, tere, nane, roka, pazıyı sofranızdan eksik etmeyin. Yenilebilen yabani otlar, pancar, salatalık, biber, fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, enginar, kabak, bamya da öncelikli gıdalar.

KURUBAKLAGİLLER: Mercimek, nohut, fasulye, barbunya, bezelye, soya fasulyesi.

MEYVELER: Portakal, greyfurt, limon, kuşburnu, böğürtlen, kızılcık, elma, armut, ayva, erik, kiraz, vişne, cilek, kavun, karpuz, uzum, incir, Nar, dut, muz, hurma, yenidünya

KURUYEMİŞLER: Ara öğünlerde leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz yiyin.

TAHILLAR: Tam buğday ekmeği, kepekli ekmek, çavdar ekmeği, yulaf ekmeği, bulgur, yarma her gün bu gıdalardan birini tüketin.

HAYVANSAL BESİNLER: Yumurta, yağsız veya az yağlı süt, yoğurt, peynir, çökelek, probiyotik süt ve yoğurt ve kefir hem kanser hem de yaşlılıkta savaşta bir numaralı gıdalar.

TEHLİKEYİ ARTIRAN BESİNLER

• Yaşlı ve yağlı koyun, sığır, keçi ve tavuk etleri, kızarmış etten yapılan fast food sandviçler, sucuk, sosis, salam gibi nitrit nitrat eklenmiş besinler, Tereyağı, iç yağı, tuzlanmış ve tütsülenmiş besinler, Doğrudan ateşte pişirilmiş etler, iyi yıkanmamış sebze ve meyve yeme veya sebze meyveden az tüketme.

• Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanırlar. Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değildir. Bununla beraber aşırı un ve seker tüketimi, şişmanlığa, insulin direncine yol açtığı gibi bazı kaynaklara göre dengesiz tüketimleri hastalıkta risk etkeni oluşturmaktadır.

, , , , , , ,

Eki
21

Grip sezonu açılıyor. En etkili korunma yolunu aşı. Ancak vücut her türlü olumsuz koşula hazırlıklı olmalı. Yeterli ve dengeli beslenmek vücudun en büyük silahı. Kışın virüs, bakteri gibi hastalık etkenleriyle daha sık karşılaştığımız da unutulmamalı. Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk’un beslenme yoluyla vücudun direncini artıracak 13 önerisi var. * Düzenli beslenmek için et, süt, sebze, meyve ve tahıllardan oluşan besin gruplarının dengeli biçimde alınması gerekiyor. Soğuk havalarda sağlıklı kalmak isteyenler taze sebze ve meyveye önem vermeli. * Yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze ve meyvelerdeki A vitamini güçlü birer antioksidan. Belirli ölçülerde tüketilmeleri hastalıklardan korunmada önemli rol oynar. * C vitamini vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlar, savunma sistemini güçlendirir. Yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinler bol miktarda C vitamini içerir. Vitamin kaybını önlemek için salata, meyve suları tüketilmeden hemen önce hazırlanmalı. * E vitami antioksidandır. Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, tahin gibi besinlerden alabilirsiniz. DOĞAL İLAÇ BAL * Balık, balık yağı, fındık ve cevizde bulunan Omega-3 yağ asitleri güçlü bir antioksidandır ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkili. Ayrıca zeytinyağı, fındık yağı gibi sıvı yağlarda bulunan omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler. * Çinko desteği fiziksel, nörolojik ve psikolojik gelişmeyi olumlu etkiler, yaşamı tehdit eden enfeksiyonların sıklığını azaltır. En iyi kaynakları, kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinler. Ayrıca fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişler, süt, peynir ve kuru baklagillerde bulunuyor. * Kefir, yoğurt sindirim sistemini güçlendirerek bağırsak enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturur. Yoğurt prebiyotiktir, yani probiyotiklerin üremesini artırır. Kefir probiyotiktir ve tümör oluşumunu engeller. Ayrıca bol miktarda vitamin (K vit, B1 vitamini, pantotenik asit, niasin, folik asit B12, ve biyotin) sentezi yaparlar. Kefir mikroorganizmalarının ürettiği biyotin diğer B kompleks vitaminlerinin emilimini de artırır. * Bal enerji veriminin dışında karasal iklime sahip ve gün içi ısı farkının fazla olduğu bölgelerde soğuğa ve soğuk algınlığına karşı, ağız, boğaz ve bronşlardaki rahatsızlıklarda ve enfeksiyonlarında doğal bir ilaç olarak kullanılır. * Sarımsağın yapısında bol miktarda su, fruktoz içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler bulunur. Sarımsak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerir. Sarımsağın bağışıklık sisteminin baskılanmasını önleyerek kansere karşı etkili bir silah olabileceği belirtiliyor.

, , , , , , , , , , , ,

Eki
01

Meme kanseri kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşıyor. Diyetisyen Sanem Apa, meme kanserine karşı koruyucu 6 besini açıkladı…

“Normal ve sağlıklı bir meme hücresinin değişime uğraması ve diğer vücut hücrelerine yayılması ile meme kanseri oluşur. Hem kadınlar hem erkekler meme kanseri olabilirler. Ancak kadınların en sık karşılaştığı kanser türüdür meme kanseridir.” diyen Çamlıca Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Sanem Apa, meme kanserine karşı koruyucu 6 besini şöyle sıraladı…

Kefir: Çoğu kişinin ihmal ettiği mükkemmel bir içecek olan KEFİR artık daha çok beslenmemizde yer almaya başladı. Kefir ile ilgili yapılmış çalışmalar da tümör oluşumunu engellediği gözlenmiş, var olan tümörlerin ise ilerleyici etkisini azalttğını belirtmiştir. Yapılan çalışmaların snuçlarında ortalama olara yüzde 55’ e varan kanser riskini azalttığı belirlenmiştir. Kanser tedavisinde kemoterapi nedeniyle oluşabilen bulantı, kusma, ishal gibi yan etkilerinde kefir tüketimi ile ciddi miktarda azaldığı bilinmektedir.

Zeytinyağı: Oleik asit içeriği ile zeytin yağının uygun miktarlarda kullanılması kansere karşı koruyucu etki yaratır. Bu nedenle salatalarınıza 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklemeyi ihmal etmemeli bu şekilde yağda eriyen vitamşnlerin vücutta kullanımını arttırmalısınız. Sebze yemeklerinizi pişirirken de zeytinyağının yararlı etkilerinden faydalanmak istiyorsanız yemek piştikten sonra ilave etmelisiniz.

Üzüm çekirdeği: Üzüm ve üzüm çekirdeğinde bulunan polifenoller ve resveratrol antioksidan kapasiteleri yüksek olan maddelerdir ve serbest radikal oluşumunu azaltarak kanseri önleyici etki gösterirler.

Brokoli: A, C, E ve karoten bakımından zengin olan brokoli meme kanseri başta olmak üzere tüm kanser türlerinde olumlu etki yaratmaktadır. Çünkü antoksidan besin öğelerince zengin olması serbest radikal oluşumunu engelleyerek kansere karşı korur.

Soya: Östrojen seviyesinin meme kanseri oluşumunda etkili olduğu bilinen bir gerek. Bu nedenle östrojen seviyesindeki azalma kanser riskinde de azalmaya yol açar. Soya fasulyesinde bulunan genistein adlı flavanoid östrojenin etkisini azaltır. Bu da kansere karşı koruyucu etki gösterir.

Mercimek: Aslında bu noktada tüm kurubaklagilleri meme kanseri ve diğer kanser türlerine karşı koruyucu etkisinden bahsedebiliriz. Yapılan çok sayıda çalışma mercimeğin içeriğindeki posa ile kansere karşı koruyucu etki yarattığını haftada 2 kez tüketmenin meme kanseri oluşumu riskini yaklaşık yüzde 20 oranında düşürdüğünü belirtmektedir.

Fiziksel Aktivite ve Kanser

Yapılan birçok çalışmada orta düzeyde egzersiz yapan kadınların meme kanseri olma riskinin azaldığını vurgulamıştır. fiziksel olarak aktif bir yaşam kansere karşı koruyucudur ve egzersiz sırasında salgılanan endorfin hormonu sayesinde psikolojik olarak da mutlu olmayı sağlar.
• Vücut ağırlığınızı ideal seviyede tutmayı hedefleyin.

• Sebze ve meyve tüketiminizi yüksek seviyede tutun, günde 5 kez meyve ve sebze tüketmeyi hedefleyin
• Yağ alımınızı sınırlamayı deneyin. Günlük aldığınız enerjinin % 20- 25 kadarının yağdan gelmesini sağlayın.(sağlıklı yetişkin bireyler bu değer % 30’ a kadar çıkabilmektedir.) Yediğiniz besinleri yağ içeriklerine göre ayarladığınızda tükettiğiniz yağ miktarını da azaltmış olursunuz.
• Omega 3 yağ asitlerinden zengin besinleri beslenme planınıza ekleyin.
• Trans yağ asitlerinden mutlaka uzak durun.
• Kırmızı et tüketiminizi haftada 1- 2 kez olacak şekilde sınırlandırın.
• Tütsülenmiş, yanmış besinleri tüketmekten kaçının.
• Mümkün olduğunca meme kanserine neden olabilecek risklerden kaçının
• Iyi beslenmeyi sağlayın
• Kendinizi mümkün olduğunca stresten uzak tutun ve sağlığınızı koruyun.
Yaşamın bize verilen bir armağan olduğunu bilin ve lütfen nefes aldığınız her dakika ona gereken özeni gösterin.

, , , , , , , , ,

Nis
07

Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! Zamanla beta karoten’di, selenyum’du derken avuç dolusu hap yutmaya başladık. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar. Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada, dolayısıyla yiyip içtiklerimizde zaten var.

DOKSANLI yılların başında Amerika da başlayan vitamin, mineral ve diğer besin desteklerinden faydalanma arzusu şimdi bizde de yaygınlaştı. Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! İlgimiz zamanla genişledi. C ve E vitaminiyle yetinmemeye, beta karoten’di, selenyum’du, çinko’ydu, kalsiyum’du derken “sağlığımı güçlendireyim” düşüncesiyle avuç dolusu hap yutmaya başladık. Gözlemlerimiz bu konunun yanlış bir yola girdiğini gösteriyor. Kitapta, gazetede, dergide okuyan, arkadaşından, komşusundan duyan birçok insan bu desteklerden faydalanmaya çalışıyor. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar.

Çoğu doğada zaten var

Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada dolayısıyla yiyip içtiklerinizde zaten var. Eğer doğru bir yeme içme planı yapabilirseniz bunların eksikliğini çekmez, ihtiyacınız kadarını vücudunuza zaten kazandırırsınız. Söylemek istediğim şey şudur: Kendinizi “süper hissetmek” istiyorsanız bunu vitamin, mineral ve besin desteği haplarıyla yapabilirsiniz ama doğrusu, ucuzu ve hatta daha etkilisi manav, market, pazar alışverişinizde sepetinize dolduracağınız yiyeceklerde gizlidir.

Fazlasına doktor karar versin

Hele bir de bu yiyecekleri içindeki bu gizli güçler tahrip olmadan sofranıza koyabilirseniz “bir şeyleri eksik mi alıyorum acaba?” sorusunu unutabilirsiniz, gözünüz kesinlikle arkada olmaz. Ben size öncelikle süper gıdaları mutfağınızdan, sofranızdan eksik etmemenizi öneriyorum. Ama bütün bunlara rağmen hala bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyorsanız ya da özel bir nedenle bazı maddelere fazlaca ihtiyacınız varsa –ki bu kararı doktorunuz vermelidir- desteklerden faydalanmayı o zaman düşünün.

İşte doğal vitaminler

- ON üzüm tanesi (taze veya kuru) yediğinizde, on kiraz, ahududu, mor yaban mersini, böğürtleni midenize indirdiğinizde bir tablet rezveratrol ya da antosiyanin yüklü antioksidan haptan çok daha fazlasını elde edersiniz. Üstelik, birçok başka vitamin ve minerali de hücrelerinize gönderirsiniz.

- Sabah kahvaltısında dilimleyip hafifçe ısıttığınız domates parçalarının üzerine şöyle yarım çay kaşığı kadar zeytinyağı gezdirirseniz, salatalarınıza domates kurusu ilave eder, yaz aylarında birkaç dilim karpuzu afiyetle yerseniz ihtiyacınız kadar likopeni bedeninize kazandırmış olursunuz.

- Dörtte bir fincan ayçiçeği çekirdeği, günlük E vitamini ihtiyacınızın neredeyse tamamını, bir su bardağı yoğurt günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini, bir bardak kefir probiyotik desteğinizin neredeyse hepsini sağlar.

- 3-4 fincan yeşil çay içtiğinizde inanamayacağınız miktarda antioksidan kazanıp kanınızı tam bir “epigalokateşin” cennetine çevirebiliyorsunuz.

- Dünyanın en değerli antioksidanlarından lütein ve zeaksantin gözlerinizin en yakın dostlarıdır ve bir orta boy turuncu renkli dolmalık biberin içinde bir miligram lütein, 6,5 miligrama yakın zeaksantin var.

- Aynı anda 200 miligramın üzerinde C vitamini (günlük ihtiyacınızın üç katıdır), 5 miligram kadar E vitamini (günlük ihtiyacınızın üçte biridir) de aynı biberin içinde gizlenmiş sizi bekliyor!

Peki ben ne yapıyorum

BEN, yalnızca CoQ10 ve omega-3 desteği alıyorum. Ama fırsat buldukça da pancar, turp, karnabahar, lahana tüketmeye çalışıyorum. Özellikle taze çiğ lahanayı daha bol yiyebilmek için Mihraban’dan soframızda “ev yapımı” lahana turşusu bulundurmasını istiyorum. Çünkü bunların içinde benim o sarı renkli kapsülümdeki kadar olmasa da oldukça fazla miktarda CoQ10 var.

Kansere karşı müthiş defans

Kapsülüm sadece CoQ10 içeriyor ama bu yiyecekler kalsiyumdan, C ve K vitamininden de zengin. Ve tümü kansere karşı mükemmel bir defans oluşturduğu yüzlerce yayında kanıtlanmış sulforafan ile dolu. Bu örneklere sabah kahvaltısında yudumlayacağınız yarım bardak nar veya portakal veya greyfurt suyunu, ara öğünlerde faydalanacağınız elma dilimlerini ya da 3-5 adet nohut/ 7-10 adet fındık veya bademi de dahil ederek bedeninizi tam bir vitamin, mineral ve antioksidan doğal madde cennetine çevirebilirsiniz.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
20

Hastane ve ilaca harcayacağınız paranın 10′da birini harcayarak bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz mümkün…Hastalığa yakalanmadan tedbir almak anlamına gelen koruyucu hekimlik uygulamasının en önemli ayağını güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturuyor. Hastanelere ve ilaçlara verilen paranın 10′da birini harcayarak bağışıklık sistemini gülendirecek besinler tüketmek mümkün.
Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, turunçgiller, soğan-sarımsak, lahana, brokoli, karnıbahar, zencefil gibi besinlerin bağışıklığı güçlendirdiğini belirtti.

Bağışıklık sistemi, insan vücudunu hastalıklara karşı koruyan bir savunma sistemi. Zaralı mikropların vücuda girmesini önlemek veya girmiş ise onların zararlı etkilerinden vücudu korumak bağışıklık sisteminin görevi. Virüsler, bakteriler, mantarlar, parazitler gibi mikroorganizmalar etkisiz hale getirilmezlerse pek çok hastalığa neden olabiliyor. Bağışıklık sisteminin güçlü silahları olan antioksidanlar insanları hastalık yapıcı etkenlere karşı koruyor.

Özel Konya Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar; A, C, E, B2, B6, folik asit vitaminleri ile selenyum, magnezyum, çinko, manganez gibi minerallerin antioksidan özelliği gösterdiğini ifade etti. Acar, bazı proteinler ve omega 3 yağ asitlerinin de antioksidan etki gösterdiğini vurguladı.

Stres, radyasyon, sigara-alkol kullanımı, hava kirliliği, güneşin zararlı ışınları ve yetersiz beslenme gibi dış faktörlerin insanın savunma sistemini zayıflattığına işaret eden beslenme uzmanı Hilal Acar, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için yeterli ve dengeli beslenmek gerektiğini dile getirdi.

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİREN BESİNLER

Bazı besinlerin antioksidan içerikleri sayesinde bağışıklık sistemine destek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Hilal Acar, bu yiyecekleri beslenme düzeninde bulundurarak hastalık gelmeden tedbir alınmış olacağını söyledi.

Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, semizotu, pazı, tere, roka, maydanoz, dereotu, nane, marul): İçerdikleri A, C, E vitaminleri, folik asit ve omega 3 sayesinde kuvvetli antioksidan özellik gösterirler. Kanseri önleme ve yaşlanmayı geciktirici etkileri de var.

Kurubaklagiller (kurufasulye, nohut, mercimek, bezelye, börülce, bakla, soya fasulyesi): Kalsiyum, demir, çinko, magnezyum mineralleri, B12 dışındaki diğer B vitaminlerinden tiamin, riboflavin, niasin, folik asit ve E vitamini bakımından zengin. İçerdikleri yüksek posa oranı sayesinde şeker ve kolesterol dengeleyici özellikleri var. İyi birer protein kaynağı. Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan isoflavanlar kanser, kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor. Haftada 2 kez tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesi açısından önemli.

Yağlı tohumlar (ceviz, badem, fındık): E, B2, B6 vitaminleri, çinko, kalsiyum, selenyum mineralleri içeriyor. Posa içeriği yüksek. Kansere ve gribal enfeksiyonlara karşı koruyucu. İçerdiği sağlıklı yağ asitleri sayesinde kalbi koruyucu etkisi var.

Turunçgiller (mandalina, portakal, limon, greyfurt ve kivi): İçerdikleri C vitamini, karotenoidler, flavonoidler, glutatyon gibi enzimlerle bağışıklık sistemini destekler, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar, gözü korurlar. İçerdikleri çözünür ve çözünmez posa ile bağırsak florasının dengesini sağlar, kabızlık probleminin çözümlenmesine ve kan yağlarının düşürülmesine yardım ederler. Viral enfeksiyonlara, alerjilere, mantar enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlarlar.

Soğan-sarımsak: İçerdiği çinko, selenyum ve kükürtlü bileşikler sayesinde enfeksiyonlar ve kansere karşı koruyucudur. Kükürtlü bileşik olan allisin vücutta doğal bir antibiyotik etki göstermektedir.

Lahana, brokoli, karnıbahar: İyi birer beta karoten kaynağıdır ve serbest radikallerin zararlarına karşı vücudu korurlar. C vitamini ve kalsiyum içerirler. Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeler ile antikanserojen etki gösterir.

Nar: C, B1 ve B2 vitaminleri ve potasyum bakımından çok zengin. Ayrıca, bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek antosiyanlar ve flavonoitler içerir. Kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu özelliği var.

Ananas: Potasyum, fosfor, demir, A ve C vitamini içerir. Toksin atıcıdır. Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cilt sağlığında etkindir. Zindeliği artırır.

Domates: A vitamini, potasyum, folik asit ve posa bakımından zengindir. Taze domateste C vitamini de bulunur. İçerdiği likopen sayesinde kalp-damar hastalıkları, kanser ve enfeksiyonlara karşı korur.

Havuç: A, B, D ve E vitamini kaynağıdır. Cilt ve kemik sağlığında, hücre yenilenmesinde faydalıdır. Yüksek A vitamini sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterir.

Pancar-turp: C vitamini, iyot, kükürt içerirler. Karaciğer ve mide rahatsızlıklarını tedavi edici özelliği vardır. Enfeksiyonlara karşı koruyucu etkileri var.

Zencefil: Taze zencefil B6 vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, manganez ve lif açısından zengindir. Soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıkların belirtilerini azaltır. Mide bulantısını önler.

Yoğurt-kefir: Bağırsaktaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlar. İçerdikleri prebiyotik ve probiyotikler sayesinde zararlı mikroorganizmalarla savaşırlar. Yara iyileşmesini hızlandırırlar.

Keten tohumu: Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri, yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif, protein, lignanlar (kansere karşı maddeler) içerir. Bağışıklık sistemi, üreme, kalp-damar ve sinir sistemi gibi sistemlerin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardım eder.

Balık: A ve D vitaminleri, protein, fosfor, çinko, iyot ve omega 3 içerir. Kalp hastalıklarından kolesterol yüksekliğine görme bozukluklarından kansere, pek çok hastalıktan korunmak için faydalıdır.

Yeşil çay: E ve C vitamini içerir. Yapısındaki flavanoidler sayesinde kalbi güçlendirir, kan şekerini dengeler. İçerdiği antioksidanlar sayesinde kanseri önler, bağışıklık sistemini güçlendirir.

Soya: Protein değeri yüksektir. Fitokimyasallar açısından oldukça zengin bir yapı göstermektedir. İsoflavonlar, saponinler, taninler, fitatlar, proteaz inhibitörler, lektinler, guatrojenler, alerjenler başlıca içerdiği fitokimyasallardır. Antioksidan etkisinin yanında kolesterol düşürücü özelliğide vardır. Menapoz sonrası şikâyetleri azaltır.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Şub
26
Fernerbahçe Kulübü Başkanı Yıldırım’ın diyesityeni BUGÜN’e konuştu…

3 haftada 4 kilo verdi. 5 kilo daha yolda! Fenerbahçe başkanının dietisyeni Taylan Kümeli, 100 yıldan fazla yaşamanın doğal kabul edildiği Kafkasya kökenli süt ürünü KEFİRin üzerinde özellikle duruyor. “Fenerbahçeli başka yöneticiler de gelmeye başladı” diyor.

Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli ciddi bir operasyon geçirdi. Onunkisi, direkt ‘kilosal problem’ değildi ama her şeyin başı sağlıklı beslenme ve yeteri kadar fiziksel aktivite olunca, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın kendisini ‘bakıma alması’ gayet doğal.

Yıldırım, ünlü dietisyen Taylan Kümeli’ye gidiyor bir süredir.. Sanılanın aksine, verilen listeye harfiyen uyuyor. Taylan Kümeli’nin önerisiyle, kökeni Kafkasya’ya dayanan ‘hayat iksiri’ de denilen kefiri keşfetmiş.

LİSTEYE ÇOK SADIK

Taylan hanım, Aziz başkanla ilgili şunları söylüyor: “Kilosunu söyleyemem. Ancak 3 haftada 4 kilo verdi. Çok stresli ve yoğun çalışıyor ama listeye inanılmaz sadık. Beyaz çay, nar, keten tohumu, badem, ceviz, mevsim sebze ve meyveleri tükettiriyoruz. Ancak kefir çok çok önemli! Böylelikle 5 kilo daha verecek”

Kefirin üstünde özellikle duruyor Taylan hanım.. Haklı da.. Kafkaslar’da insanların yüzyılı aşkın yaşaması, kefire bağlanıyor! Sinirsel rahatsızlıklara, uykusuzluğa iyi geliyor. Zayıflama periyodun da sık kullanılıyor. Yararları saymakla bitmiyor.

KEFİR NEDİR?

Kefir Kafkasya’da yaşayan insanların sıklıkla kullandıkları sütün mayalandırılmasıyla elde edilen bir süt ürünüdür. Ayran benzeri bir içecektir. Son yıllarda Avrupa ve Amerika’da yapılmaya başlanmış ve ülkemizde de Ziraat Fakültelerinin Teknolojisi bölümlerinde üretilmekte olup, sınırlı miktarda satışı yapılmaktadır. Kefir taneleri çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık ya da Buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir. Kafkasyalılar Kefiri su yerine içmekte ve gençlik iksiri olarak kullanmaktadırlar.

Bu yüzden Kafkasya’da 100 yıldan fazla yaşamak olağan dışı değildir! Japonya’ da yapılan bir araştırmaya göre kefirin içinde yer alan maddelerin kanseri %53,6 oranında azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca kefir sinirsel rahatsızlıklara, uykusuzluğa iyi gelir.

Aziz başkan hangi saatte görüşmek istiyorsa, randevusu ona göre ayarlanıyor. Hatta bu zayıflama işinden öyle memnun kalmış ki, bir yönetici arkadaşını Taylan hanıma götürmüş. Ünlü dietisyenin ifadesine göre bir yönetici daha yakında diete, ya da yine kendi tanımıyla ‘sağlıklı beslenmeye’ başlayacak.

GENETİĞİ İNCELENDİ

Aziz başkana verilen diet programından önce genetik yapısı bile incelenmiş! Sosyal hayatı, psikolojik unsurlar da masaya yatırılmış. Peki, başkan diyetin verdiği etkiyle aşırı sinirleniyor mu? Kümeli cevaplıyor: “Tam tersi, hiç şikayet etmiyor. Bir kere yağlarımızdan kurtuluyoruz. Bu, insanı iyi hissettirir” Yıldırım koşmuyor ama haftada 3 gün 45′in dakikalık yürüyüşler bu iş için yetiyor.

BEŞİKTAŞ’A BAŞARILAR

Her hafta listesi yenileniyor.. Bu arada Taylan hanım Beşiktaşlı olmasına rağmen takım değiştirme konusunda baskı görmüyor! Aksine, eğer diet kontrol gününde Beşiktaş maçı varsa, siyah-beyazlı takıma başarılar dileyip merkezden ayrılıyor. Kısacası başrolde kefir bulunan diet programı, Fenerbahçe başkanını zinde tutuyor. Biz de kendisine sağlıklı ve hastanelerden uzak bir ömür diliyoruz.

, , , , , , , , ,

Şub
12

Yoğurt ve kefir başta gelmek üzere doğal birçok besinde bulunan probiyotik bakterilerin bağışıklık sistemini güçlendirdikleri için kanserden korunmada da önemli faydaları var.

Sindirim sistemimizde 1,5 kilo civarında faydalı bakteri bulunuyor. Sayıları ne kadar fazlalaşırsa bağışıklık sistemi o kadar güçleniyor, bağırsakta vitamin üretimi artıyor, zararlı maddelerin kan dolaşımına geçme ihtimali azalıyor.
Çalışmalar, probiyotik bakterilerle güçlenmiş bağırsak florasına sahip olmanın kanserden korunmada önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor. Mesela yoğurdun yoğurt ve kefirin meme kanserine yakalanma sıklığını azaltabileceğini gösteren küçük çalışmalar var. Probiyotiklerin kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olabileceği de bazı çalışmalarda gösterilmiş.

Özetle, probiyotikten zengin beslenme sadece kronik bağırsak hastalıklarından, alerjiden korunmaya, kolesterol, kan şekeri dengesini sağlamayı kolaylaştırmaya yaramıyor, düzenli tüketildiklerinde kanserden korunmada da yardımcı olabiliyor.

Daha çok probiyotik güç kazanmak istiyorsanız yoğurt, kefir, peynir, boza turşu gibi fermantasyon ürünleri ihtiva eden besinleri daha sık kullanın.

, , , , , , , ,

Şub
12

Prof.Dr. Neriman İnanç, probiyotiklerin, bağışıklık sistemini koruduğunu, kansere karşı etkili olduğunu ve obezitenin oluşumunu önleyici etki gösterdiğini söyledi.

ERCİYES Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Neriman İnanç, bağırsak dengesini iyileştirerek, bireyi yararlı yönde etkileyen canlı mikrobiyal besin katkıları olarak tanımlanan probiyotiklerin, bağışıklık sistemini koruduğunu, kansere karşı etkili olduğunu ve obezitenin oluşumunu önleyici etki gösterdiğini söyledi. Prof.Dr.İnanç, diyet yapanların günde 1- 2 porsiyon probiyotik eklenmiş yoğurt veya kefir tüketmelerini önerdi.

Prof.Dr. İnanç, sindirim sisteminde bulunan mikroorganizmaların temelde faydalı (gram pozitif) ve zararlı (gram negatif) olmak üzere 2 gruba ayrıldığını, bu faydalı mikroorganizmaların ‘probiyotik mikroorganizmalar’ olarak adlandırıldığı vurguladı. Prof.Dr. İnanç, “Probiyotikler metabolik faaliyetler bakımından karaciğerimiz kadar önemli ve yeterince tüketildiğinde bağırsaklarda bulunan zararlı mikroorganizmaların bağırsak duvarına yapışma ve yayılmasını engeller. Bağırsaktaki sağlıklı mikroorganizmaların dengesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda hastalığa yol açar” dedi.

Prof.Dr. İnanç, bağırsaklardaki mikroorganizmaların diyet, stres, hastalıklar, tıbbi tedavi ve çevresel faktörlere bağlı olarak değiştiğini anlatırken şöyle konuştu:

“Mikroorganizmaların bireylerdeki etkinliğini arttırmak için çeşitli beslenme modelleri geliştirilmiştir. Bu konudaki yaklaşım probiyotiklerin ağız yoluyla alınmasıdır. Bunun için besinlere, süt ve süt ürünlerine probiyotik katkıları yapılabildiği gibi probiyotik içeren ürünler de üretilmektedir. Bugün dünya çapında çoğu süt orijinli 70′ten fazla bifidobakteri içeren ürün yapılmaktadır. Son yıllarda obezitenin beslenme tedavisine yönelik yapılan çalışmalar, sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına katkıda bulunan ve bağışıklık sistemi koruyan probiyotiklerin diyete eklenmesinin yararlı olacağını düşündürmektedir. Özellikle probiyotik kullanımının vücutta enerji metabolizması, kilo kontrolü ve obezite üzerine etkilerine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda yapılan bir çalışmada, insanlarda bulunan bir probiyotik türü olan Laktobasillus rhamnosus PL60′ın zayıflamaya katkı sağladığı belirlenmiştir.”

Prof. Dr. İnanç, sindirim sistemini düzenleyen probiyotiklerin obez kişilerin diyet yaparken tüketmesi gerektiğini bildirirken şunları söyledi:

“Ülkemizde tüketimi çok yaygın olmayan kefir de probiyotik açısından zengin bir besindir. Zayıflamak isteyenlerin belli oranda tüketmeleri yararlı olacaktır. Probiyotikler, bağırsak florasında yeterli miktarda bulunmaktadır. Özellikle obezite tedavisi gören çocuk veya yetişkinlerin kişiye özgü özellikleri dikkate alınmak şartıyla ortalama günde 1- 2 porsiyon probiyotik eklenmiş ürün (yoğurt, kefir) tüketmelerini tavsiye ediyoruz.”  (aa)

, , , , , , , , , , , , ,

May
14

Üstelik bunların çoğu kolay, ucuz ve uygulanabilir şeyler. Domates salçasına ağırlık verin, sarımsağı bütün değil ezerek tüketin, üzümün çekirdeğini çiğneyin, normal ısıdaki yeşil ve siyah çay kanserden korunmada çok etkili ama çayınızı plastik değil cam bardakta için.
KANSERDEN koruyucu bir beslenme planı söz konusu olduğunda ilk sırada yine ’sağlıklı beslenme’ prensiplerine uymak gelir. Proteini, karbonhidratı, yağı dengeli, kalorisi yeterli bir beslenme planı oluşturabilirseniz işiniz kolaylaşıyor. Tabii ki çeşitlilik de çok önemli. Farklı besinlerde farklı kanser koruyucuları var. Bu nedenle hep aynı şeyleri yemek yerine besin seçimlerinizi mümkün olduğu kadar değiştirmeniz gerekiyor. Son yıllarda kanser ve beslenme konusuna ilgi arttı. Bu gelişme, hangi besinlerin kanserden korunmada daha etkili olduğunu araştıran çalışmaların sayısını da artırdı. Bu yazıda söz konusu doğal besinler ve faydalı oldukları alanları içene alan kısa bir yolculuk yapacağız.

Plastikten uzak durun

Yeşil ve siyah çayın kanserden korunmada sağladıkları avantajlar bir hayli etkileyici. Laboratuar çalışmaları özellikle yeşil çayda bol miktarda bulunan ’kateşinlerin’ prostat, meme, kalın bağırsak ve mide kanseri gibi birçok kansere karşı koruyucu bir zırh oluşturabileceğini gösteriyor. Bu arada dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var: Tel zımbalarla hazırlanmış poşet çaylardan uzak durmak ve çay içerken plastik bardaklar kullanmamak. Çayı mümkün olduğu kadar az şekerle içmenizi öneriyorum. Çünkü kanser şekeri seviyor. Şekerli yiyecekler gelişmekte olan bir kansere de, mevcut bir tümöre de enerji kaynağı görevini üstleniyor. Tatlandırıcı kullanmanızı da tavsiye etmem. Ayrıca çayı çok sıcak ve hızlı içmemenizde fayda var.

Domates ve nar mucizesi

Kanserden korunmada yıldızı parlayan besinlerden biri de nar. Çok sayıda çalışma narın da önemli bir kanser koruyucusu besin olduğunu telkin ediyor. Narın yapısında ve çekirdeğinden elde edilen yağda bulunan birçok maddenin (elajik asit, purisik asit gibi antioksidanlar) başta prostat, meme ve kalınbağırsak kanseri olmak üzere kansere karşı güçlü bir antioksidan zırh oluşturdukları anlaşılıyor. Bir başka mucize de domateste saklı. Biz ona ’kırmızı mucize’ diyoruz. Mucizenin kimyasal adı likopen! Bu çok güçlü antioksidan karotenoid özellikle meme, prostat, kalınbağırsak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserine karşı korunmada faydalı olabileceği anlaşılıyor. Likopenin en güçlü kaynağı domatesin kendisi ve ürünleri. Özellikle işlemden geçmiş domates ürünleri (salçası, ketçabı, sosu, çorbası) bol miktarda likopen ihtiva ediyor. Çorbanızı evinizde kendiniz hazırlayın, az tuz ve yağ kullanın. Likopen yağda eriyen bir madde olduğundan ve ısıtılınca daha kolay ortaya çıktığından taze domatesleri yerken hafifçe ısıtma işleminden geçirmeyi ve üzerine bir iki damla zeytinyağı eklemeyi ihmal etmeyin. Likopen kan portakalında, kırmızı/pembe greyfurtta, hatta karpuzda ve kayısıda da var. Bu maddenin hücrelerde kanseri tetikleyen temel olay DNA hasarını azalttığını gösteren çalışmalar var.

Üzüm çekirdeği çiğneyin

Konu kanserle mücadele olduğunda listeye üzümü eklememek haksızlık olur. Üzümün çekirdeği ve kabuğunda bol miktarda bulunan doğal ilaçlardan biri resveratrol da tıpkı likopen gibi DNA hasarını azaltarak, kanserden korunmayı kolaylaştırıyor. Bunun için en doğrusu taze, çekirdekli üzümü çekirdeklerini de çiğneyerek yemektir. Taze sıkılmış üzüm suyunda da bol miktarda resveratrol bulunuyor. Kurutulup öğütülerek kullanılan üzüm çekirdeğinin ne oranda faydalı olduğunu gösteren ciddi bir çalışma görmedim. Bu arada asma yaprağında bile resveratrol varmış. Dolma severlere duyurulur…

Sarımsağı ezerek yiyin

Listeye sarımsak ve soğanı da eklemek gerekir. Özellikle sarımsağın güçlü bir kanser düşmanı olduğu yüzyıllardır biliniyordu. Bu bilgi son yıllarda bilimsel olarak da teyit edildi. Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşikler yemek borusu, mide, kalın bağırsak, akciğer ve karaciğer kanserine yakalanma olasılığını düşürüyor. Sarımsak tüketimi yüksek olan toplumlarda kalınbağırsak kanserleri de, mide kanserleri de az görülüyor. Aynı şeyleri meme ve prostat kanseri için de söyleyebileceğimizi düşündüren bulgular var. Sarımsaktan faydalanmak için hapını, tozunu bir yana bırakıp doğrudan kendisini yiyin. Sorun kokusunda ama işin uzmanları sarımsak ezilmeden yutulursa değerini kaybedeceğini, ezildikten sonra da en geç bir saat içinde yenilmesi gerektiğini belirtiyor. Sarımsağın içindeki tümör savaşçısı Allisin isimli madde ancak sarımsak ezilince aktive oluyor. Sarımsaktan söz etmişken soğandan da bahsedelim. Özelikle kırmızı soğan kanserle savaşta faydalı gibi görünüyor. Bir çalışmada günde yarım baş soğan tüketiminin mide kanserine yakalanma riskini yüzde 50 oranında azalttığı tespit edilmiş. Başka çalışmalarda da soğanın çeşitli organ kanserlerini azaltabileceği (meme, karaciğer, kalınbağırsak kanserleri) gösterilmiş. Son yılların parlayan doğal kanser savaşçılarından biri de Zerdeçal! Tıka basa polifenolik antioksidan dolu olan bu doğal kanser koruyucusunun içindeki Curcumin isimli madde neredeyse kanser önleyici bir ilaç gibi çalışıyor. Zerdeçalın mevcut tümör hücrelerinin çoğalmasını da engellediğini gösteren birçok bulgu var.

Ruhunuz da beslensin

Kansere faydalı olabilecek besinler listesini daha da uzatmak tabii ki mümkün. Bu listeye portakal ve diğer turunçgilleri, kayısıyı, turp, şalgam, lahana, karnabahar grubunda yer alan bütün besinleri eklemek gerekiyor. Ama ne yazık ki yerimiz sınırlı. Bana sorarsanız konu kanserden korunmak olduğunda yalnızca bedeninizi değil, ruhunuzu da beslenmeyi ihmal etmeyin. Birçok defa yazdık, bir kez daha hatırlatalım: Manevi yanı güçlü, duanın gücüne inanan, ailesi ve içinde yaşadığı toplumla iyi ve güzel ilişkileri olan, iyimser, iyi huylu ve iyi insanlar kansere daha az yakalanıyor. Yakalansalar bile ömürleri daha uzun, sorunları daha az oluyor.

Kendinize beslenme planı hazırlayın

BİZE göre kanserden koruyucu bir beslenme planınız olsun istiyorsanız belirttiğimiz yiyecekleri daha sık kullanın. Beyaz ekmeği yememeye, tam tahıllı ekmek yemeye çalışın. Şekerin fazlasından uzak durun. Beyaz unu çok kullanmayın. Katkılı yiyeceklerden, tatlandırıcı eklenmiş ürünlerden de uzaklaşın. Mümkün olduğu kadar sebze ve meyveleri mevsiminde yemeye, yumurta, zeytinyağı, kefir gibi geleneksel yiyeceklerinizden uzak kalmamaya, abartmamak koşuluyla kabuklu kuruyemişlerden faydalanmaya çalışın. Boza, sirke, nar ekşisi gibi doğal soslar kullanın, doğal içeceklerden faydalanın.

Kırmızıbiberi nemsiz ortamda kurutun

KANSERLE savaşta yararlı olabileceği anlaşılan mutfak mucizelerinden biri de kırmızıbiber. Kırmızıbiberdeki Kapsaisin maddesi kanser hücrelerini daha oluştuğu anda öldürmeye yönelik bazı özellikler taşıyor. Kırmızıbiberdeki bu maddenin etkili olduğu kanserler pankreas ve akciğer kanseri. Dikkat edilmesi gereken nokta nemli ortamda kurutulan kırmızıbiberde üreyen küflerin Aflatoksin adı verilen toksinleri üretebilmeleri ve bunların karaciğer kanserine yol açabilmeleri. İşin uzmanları kırmızıbiberin nemsiz ortamlarda kurutulmasını ve uygun koşullarda saklanmasını şart koşuyorlar.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,