Archive

Posts Tagged ‘NE KADAR KEFİR TÜKETİLMELİ’

Eki
24

Biyokimya Uzmanı Dr. Esra Karaağaç, mayalanmış (fermente) bir süt içeceği olan kefirin mucizevi sırlarının, içerdiği maya ve bakterilerde gizli olduğunu söyledi.

Son yıllarda rafine gıdaların tüketiminde artış olması ve buna paralel turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketildiğini belirten Dr. Karaağaç, “Süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması, vücudumuzun mükemmel probiyotik (faydalı bağırsak mikropları) dengesini bozmuştur.” dedi.

Biyokimya uzmanı Dr. Karaağaç, bağırsak sisteminde, ‘dost bakteriler’ olarak adlandırılan, tutunma özelliği olan probiyotik bakterilerin bulunduğunu ifade etti. Karaağaç, bir kaşık kefirde 70-100 milyon arası probiyotik bakteri bulunduğunu kaydetti. Yeterli miktarda yenilen, insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalara ‘probiyotik’ dendiğine işaret eden Uzm. Dr. Esra Karaağaç, erişkin bir insan bağırsağında 100 trilyon (1,5 kg) faydalı bakteri ve mantar bulunduğunun altını çizdi.

Bu rakamın, insan hücre sayısının 10 katı kadar olduğuna dikkat çeken Dr. Karaağaç, şöyle devam etti:

“Sayıları 400’ün üzerinde olan bu bakteriler ve mantarlar normal bağırsak florasını oluştururlar. Bu bakteriler ve mantarlar 300 metrekare büyüklüğünde bir yüzey oluşturan bağırsağın sümüksü zarını, koruyucu bir tabaka şeklinde döşer. Faydalı bağırsak mikropları (probiyotikler) çeşitli yararları yanında dış ortamdan gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir bağırsak tabakası oluştururlar. Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda ivegen ve müzmin hastalığa yol açar. Son yıllarda rafine gıdaların tüketimindeki artış olması ve buna paralel olarak, turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketilmesi, süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini bozmuştur.”

Uzm. Dr. Karaağaç, probiyotiklerin görevleri arasında; ‘bağışıklık sistemini güçlendirmek, yiyeceklerin hazmını kalaylaştırmak, bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak, vitaminlerin (K vit, biyotin, B12, niasin) sentezini yapmak, besin allerjilerini ve ekzemayı önlemek, zararlı maddelerin (toksinler) kan dolaşımına geçmesini engellemek, kanseri önlemek, depresyonu hafifletmek, ishali önlemek, otizm bulgularını hafifletmek, kabızlığı tedavi etmek’ olduğunu söyledi.

“KEFİRİN BİLİNEN ZARARI YOK”

Dr. Esra Karağaç, vücut için gerekli fermente gıdaların başında gelen kefirin bilinen bir zararı olmadığını kaydetti. Çok nadir olarak bazı kişilerin, yeni başladıklarında fazla kefir içmeye tahammül edemediklerine işaret eden Karaağaç, bu kişilerin kefir miktarını yavaş yavaş artırmasını tavsiye etti. Kefir tanelerinin, ziraat fakültelerinden, aktarlardan temin edilebileceğini anlatan Uzm. Dr. Esra Karağaç, “Bazı firmalar hazır kefir de satmaya başlamıştır. Kefirinizin ucuz ve istediğiniz kıvamda olması için mümkünse kendiniz yapın. Kefir taneleriniz büyük ise bunu kesmeyin, aksi halde kefiran, metalden zarar görebilir. En iyisi hafifçe elinizle sıkmadan ayırmaktır. Kefir taneleri karnıbahar görünümünde fakat lastik kıvamındadır. Kefir tanelerinin dışında kefiran denilen bir yapışkan bir zar vardır. Yararlı bakteriler ve mantarlar kendi yaptıkları bu zarın içinde yaşarlar. Maya, eğer iyi bakılırsa sağlıklı kalır. Kefir tanelerini sıkmayın, metal değdirmeyin, temiz tutun. Uzun süre kullanmayacaksanız soğuk bir yerde (tercihen buzdolabında) tutun. Daha uzun süre saklamak isteyenler derin dondurucuya koyabilirler.” diye konuştu.

NE KADAR KEFİR TÜKETİLMELİ?

Kefirin kullanım miktarlarını da açıklayan Uzm. Dr. Karaağaç, kefir içmeye bir bardakla başlandığını, sonra giderek miktarın artırılabileceğini vurguladı. Kefirin genellikle 250-1000 mililitre kadar tüketildiğini belirten Dr. Karaağaç, şunları kaydetti: “Müzmin hastalığı olan kişilerin en az bir litre kadar kullanması tavsiye edilmektedir. Kefirde bulunan bakteri ve mayalar, tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine etkin bir şekilde yardımcı olarak besin kaybını önlemektedir. Kefirin, yoğurda nazaran daha ince tanecikli yapıda olması nedeniyle gerek bebekler gerek yaşlılar gerekse sindirim bozuklukları olanlar için kullanımı kolaylaşmaktadır. Mide ve bağırsaklarda şişkinlik yapmamaktadır. Kefirdeki laktoz oranı fermente işleminden sonra süte nazaran çok azalmaktadır. Laktoza duyarlı kişiler rahatlıkla içebilirler. Ayrıca, kefirde bulunan CO2 sindirimi kolaylaştırıcı etki yapmaktadır. Görünüş olarak birbirlerine çok benzerler. Her ikisi de sütün fermantasyonu sonucu elde edilir. Yoğurt, prebiyotiktir yani probiyotiklerin üremesini artırır. Kefir probiyotiktir. Yani kendisi yararlı mikroorganizmadır.”

“KEFİR DOĞAL ENERJİ, ŞİFA KAYNAĞI”

Kefirin, her derde deva, doğal enerji ve şifa kaynağı olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Esra Karaağaç, kefirde bol miktarda bulunan mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etki yaptığını dile getirdi. Minerallerin, kemik ve kas yapısını güçlendirdiğini anlatan Karaağaç, kefirdeki vitaminlerin kan dolaşımını düzenleyip, kan bozukluklarını gidediğini açıkladı.

Dr. Esra Karaağaç, kandaki antikorları kuvvetlendiren kefirin faydalarını şöyle özetledi:

“Kefir; Hepatit A ve B hastalıklarının tedavisinde yardımcı rol oynamaktadır. Kefirdeki fosfor, hücrelerin büyüme, bakım ve onarım işlemleri için protein sentezine katılır. Bileşimindeki bulunan mucize mineral selenyum, hücreler üzerinde antioksidatif etki göstermektedir. Kansere karşı çok önemli faktör olarak değerlendirilen selenyum, kalp hastalıklarını da önlemekte, yaşlanmayı yavaşlatmaktadır. Kefir, yaşlanmayı yavaşlatır ve birçok hastalığın oluşumunu engeller. Kefirdeki Antioksidan vitamin ve mineraller hücre yenilenmesini sağlar. Kefir, biyolojik olarak insan metabolizmasının sürekli yenilenmesini sağlar. Kefir, sağlıklı ve doğal beslenmeyi sistemize ettiğinden çeşitli hormonların seviyelerini dengeler ve normalleştirir. Başta üreme hormonları olmak üzere, kortizol, insülin ve beyinde önemli işlevi olan serotonin (mutluluk) hormonu ile adrenalin hormonu üzerinde olumlu etkiler yapar. Kefir, mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını artırarak, başta ülser olmak üzere sindirim rahatsızlıklarına karşı iyileştirici rol oynar.”

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,