Archive

Posts Tagged ‘probiyotik’

Tem
21

‘Gençlik iksiri’ olarak bilinen bu besin hem gençleştiriyor hem de sağlığa iyi geliyor…

Kafkasya’da yaşayanların 5 bin yıldan beri kefir içerek uzun ömür sürdürdükleri artık biliniyor. Güzelliği ile ünlü olan Çerkez kızlarının da kökeni Kafkasya’ya dayanıyor. Özellikle kadınlarının güzelliği dünyaca bilinen Rusya’da da kefir bol miktarda tüketiliyor. Kefiri gençlik iksiri kulanan ünlü isimler var. Her zaman genç ve güzel kalmanın yolu olarak bazı ünlüler de kullanıyor . Bu besinle güzelliğini sabitleyen pek çok insan var. Ajda Pekkan’ın gençlik sırrı da kefir kullanmasından kaynaklanıyor.

İnsan sağlığını olumlu yönde etkileyen probiyotikler içeren kefir yaşlanmayı yavaşlatıyor. Kefir kullananlar, kefir ile kendilerin dinç hissettiklerini ve kefirin sakinleştirici özelliği olduğunu belirtiyorlar. Mucizevi ve doğal bir besin olan kefirin hiçbir yan etkisi yok. Cilde, karaciğere bağırsaklara kan dolaşımına, tansiyona çok iyi geliyor. Hücreleri yenileyip güçlendiriyor.

Kefirdeki fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlıyor. Bağırsak hareketlerini hızlandıran bu besin, mide ve bağırsak salgılarını arttırıp hazmı kolaylaştırıyor. Mikrobik enfeksiyonlara karşı vücudun direncini arttırıyor. Kemik erimesini önlüyor, bronşit ve astım nöbetlerini azaltıyor.

Aynı zamanda “gençlik iksiri” olarak da bilinen bu besin, içinde bulunan yararlı vitaminlerin yanı sıra kalsiyum, magnezyum, flor, fosfor ve selenyum gibi mineraller de içeriyor. Düzenli tüketildiğinde sağlığın korunmasına yardımcı oluyor, hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktiriyor.

Gençliğin, güzelliğin ve sağlığın 1 numaralı besini kefirin onlarca faydasından bazıları:

- Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır

-Kronik yorgunluğu giderir

- Stresi azaltır, sakinleştirir ve kolesterolü düşürür

-Sinir sistemini güçlendirir

-Uykusuzluğu ve sinirsel depresyonu ortadan kaldırır

- Damar sertliğini ve kas kasılmalarını önler

- Yüksek tansiyonu düzenler ve dengeler

- Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekliliğini sağlar

- Kan bozukluklarını giderir ve kanı temizler

- Karaciğer rahatsızlıklarını iyileştirir

- Cildi güzelleştirir ve parlaklık verir

- Egzama ve benzeri deri hastalıklarına iyi gelir

- Yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar

- Menapoz dönemindeki riskleri azaltır

- İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder

- Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir

- Safra kesesi ve böbrek hastalıklarını iyileştirir

-Sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler

-Sağlıklı diyet için kullanılır, kilo almayı önler

(Hürriyet)

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nis
07

Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! Zamanla beta karoten’di, selenyum’du derken avuç dolusu hap yutmaya başladık. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar. Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada, dolayısıyla yiyip içtiklerimizde zaten var.

DOKSANLI yılların başında Amerika da başlayan vitamin, mineral ve diğer besin desteklerinden faydalanma arzusu şimdi bizde de yaygınlaştı. Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! İlgimiz zamanla genişledi. C ve E vitaminiyle yetinmemeye, beta karoten’di, selenyum’du, çinko’ydu, kalsiyum’du derken “sağlığımı güçlendireyim” düşüncesiyle avuç dolusu hap yutmaya başladık. Gözlemlerimiz bu konunun yanlış bir yola girdiğini gösteriyor. Kitapta, gazetede, dergide okuyan, arkadaşından, komşusundan duyan birçok insan bu desteklerden faydalanmaya çalışıyor. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar.

Çoğu doğada zaten var

Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada dolayısıyla yiyip içtiklerinizde zaten var. Eğer doğru bir yeme içme planı yapabilirseniz bunların eksikliğini çekmez, ihtiyacınız kadarını vücudunuza zaten kazandırırsınız. Söylemek istediğim şey şudur: Kendinizi “süper hissetmek” istiyorsanız bunu vitamin, mineral ve besin desteği haplarıyla yapabilirsiniz ama doğrusu, ucuzu ve hatta daha etkilisi manav, market, pazar alışverişinizde sepetinize dolduracağınız yiyeceklerde gizlidir.

Fazlasına doktor karar versin

Hele bir de bu yiyecekleri içindeki bu gizli güçler tahrip olmadan sofranıza koyabilirseniz “bir şeyleri eksik mi alıyorum acaba?” sorusunu unutabilirsiniz, gözünüz kesinlikle arkada olmaz. Ben size öncelikle süper gıdaları mutfağınızdan, sofranızdan eksik etmemenizi öneriyorum. Ama bütün bunlara rağmen hala bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyorsanız ya da özel bir nedenle bazı maddelere fazlaca ihtiyacınız varsa –ki bu kararı doktorunuz vermelidir- desteklerden faydalanmayı o zaman düşünün.

İşte doğal vitaminler

- ON üzüm tanesi (taze veya kuru) yediğinizde, on kiraz, ahududu, mor yaban mersini, böğürtleni midenize indirdiğinizde bir tablet rezveratrol ya da antosiyanin yüklü antioksidan haptan çok daha fazlasını elde edersiniz. Üstelik, birçok başka vitamin ve minerali de hücrelerinize gönderirsiniz.

- Sabah kahvaltısında dilimleyip hafifçe ısıttığınız domates parçalarının üzerine şöyle yarım çay kaşığı kadar zeytinyağı gezdirirseniz, salatalarınıza domates kurusu ilave eder, yaz aylarında birkaç dilim karpuzu afiyetle yerseniz ihtiyacınız kadar likopeni bedeninize kazandırmış olursunuz.

- Dörtte bir fincan ayçiçeği çekirdeği, günlük E vitamini ihtiyacınızın neredeyse tamamını, bir su bardağı yoğurt günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini, bir bardak kefir probiyotik desteğinizin neredeyse hepsini sağlar.

- 3-4 fincan yeşil çay içtiğinizde inanamayacağınız miktarda antioksidan kazanıp kanınızı tam bir “epigalokateşin” cennetine çevirebiliyorsunuz.

- Dünyanın en değerli antioksidanlarından lütein ve zeaksantin gözlerinizin en yakın dostlarıdır ve bir orta boy turuncu renkli dolmalık biberin içinde bir miligram lütein, 6,5 miligrama yakın zeaksantin var.

- Aynı anda 200 miligramın üzerinde C vitamini (günlük ihtiyacınızın üç katıdır), 5 miligram kadar E vitamini (günlük ihtiyacınızın üçte biridir) de aynı biberin içinde gizlenmiş sizi bekliyor!

Peki ben ne yapıyorum

BEN, yalnızca CoQ10 ve omega-3 desteği alıyorum. Ama fırsat buldukça da pancar, turp, karnabahar, lahana tüketmeye çalışıyorum. Özellikle taze çiğ lahanayı daha bol yiyebilmek için Mihraban’dan soframızda “ev yapımı” lahana turşusu bulundurmasını istiyorum. Çünkü bunların içinde benim o sarı renkli kapsülümdeki kadar olmasa da oldukça fazla miktarda CoQ10 var.

Kansere karşı müthiş defans

Kapsülüm sadece CoQ10 içeriyor ama bu yiyecekler kalsiyumdan, C ve K vitamininden de zengin. Ve tümü kansere karşı mükemmel bir defans oluşturduğu yüzlerce yayında kanıtlanmış sulforafan ile dolu. Bu örneklere sabah kahvaltısında yudumlayacağınız yarım bardak nar veya portakal veya greyfurt suyunu, ara öğünlerde faydalanacağınız elma dilimlerini ya da 3-5 adet nohut/ 7-10 adet fındık veya bademi de dahil ederek bedeninizi tam bir vitamin, mineral ve antioksidan doğal madde cennetine çevirebilirsiniz.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Şub
12

Özellikle sindirim problemi yaşayanlar için en sağlıklı çözüm probiyotikler nedir, yararları nelerdir?

Probiyotik, vücudu zararlı mikroorganizmalardan koruyan ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayan, organizmamızla dost, canlı bakterilerdir. Günlük tempomuz değişince vücudumuzdaki probiyotiklerin de sayısı azalabilir, bu da sindirim sistemimizi olumsuz yönde etkileyebilir. Oysa azalan probiyotik miktarını dışarıdan alınan probiyotik besinlerle destekleyebiliriz.

Probiyotik hangi yiyeceklerde bulunur?
Probiyotik yiyecekler kendinden probiyotik içeren doğal olanlar ve daha sonra probiyotik ürün haline getirilmiş olanlar şeklinde ikiye ayrılır. Doğal olanlar kefir, kımız, tempeh gibi fermante süt ürünleri ve turşu, salamura gibi bazı yiyeceklerdir. Dışarıdan probiyotik mayaların eklenmesiyle oluşturulan gıdalar ise bebek mamaları, bazı meyve suları, süt ürünleri, yoğurt ürünleri, bazı katkılı yağlar, bazı dondurmalar gibidir.

Probiyotiğin faydaları

* Sindirim sistemini kolaylaştırır.
* Bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.
* Bazı deri enfeksiyonlarının önlenmesine yardımcı olur.
* Bazı kanser türlerinin önlenmesinde etkilidir.
* Kemik erimesi, menopoz gibi bazı sıkıntıların azalmasına yardımcıdır.

Probiyotik yiyecek seçerken nelere dikkat etmeli?

* İçerdiği canlı mikroorganizma sayısı önemlidir. Bir gramlık bir üründe 8/10 oranında mikroorganizma bulunması o ürünün probiyotik özelliğinde olduğunu gösterir.
* Son kullanma tarihine çok dikkat edilmelidir. Çünkü son kullanma tarihinden sonra canlı kalabilen bakteri sayısı azalmaktadır. Bu da etkiyi engeller.
* Yaş, cinsiyet, boy, kilo gibi özellikler de önemlidir.

Hangi sıklıkla tüketilmeli?
Düzenli kullanımda etkili sonuçlar verir. Eğer hiç kullanmıyorsanız; sindirim güçlüğü çekildiği durumlarda en az 3 hafta, günde 1 porsiyon şeklinde tüketilmelidir. Fazla tüketiminde herhangi bir sakınca yoktur.

, , , , , , , , , ,

Şub
12

Prof.Dr. Neriman İnanç, probiyotiklerin, bağışıklık sistemini koruduğunu, kansere karşı etkili olduğunu ve obezitenin oluşumunu önleyici etki gösterdiğini söyledi.

ERCİYES Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Neriman İnanç, bağırsak dengesini iyileştirerek, bireyi yararlı yönde etkileyen canlı mikrobiyal besin katkıları olarak tanımlanan probiyotiklerin, bağışıklık sistemini koruduğunu, kansere karşı etkili olduğunu ve obezitenin oluşumunu önleyici etki gösterdiğini söyledi. Prof.Dr.İnanç, diyet yapanların günde 1- 2 porsiyon probiyotik eklenmiş yoğurt veya kefir tüketmelerini önerdi.

Prof.Dr. İnanç, sindirim sisteminde bulunan mikroorganizmaların temelde faydalı (gram pozitif) ve zararlı (gram negatif) olmak üzere 2 gruba ayrıldığını, bu faydalı mikroorganizmaların ‘probiyotik mikroorganizmalar’ olarak adlandırıldığı vurguladı. Prof.Dr. İnanç, “Probiyotikler metabolik faaliyetler bakımından karaciğerimiz kadar önemli ve yeterince tüketildiğinde bağırsaklarda bulunan zararlı mikroorganizmaların bağırsak duvarına yapışma ve yayılmasını engeller. Bağırsaktaki sağlıklı mikroorganizmaların dengesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda hastalığa yol açar” dedi.

Prof.Dr. İnanç, bağırsaklardaki mikroorganizmaların diyet, stres, hastalıklar, tıbbi tedavi ve çevresel faktörlere bağlı olarak değiştiğini anlatırken şöyle konuştu:

“Mikroorganizmaların bireylerdeki etkinliğini arttırmak için çeşitli beslenme modelleri geliştirilmiştir. Bu konudaki yaklaşım probiyotiklerin ağız yoluyla alınmasıdır. Bunun için besinlere, süt ve süt ürünlerine probiyotik katkıları yapılabildiği gibi probiyotik içeren ürünler de üretilmektedir. Bugün dünya çapında çoğu süt orijinli 70′ten fazla bifidobakteri içeren ürün yapılmaktadır. Son yıllarda obezitenin beslenme tedavisine yönelik yapılan çalışmalar, sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına katkıda bulunan ve bağışıklık sistemi koruyan probiyotiklerin diyete eklenmesinin yararlı olacağını düşündürmektedir. Özellikle probiyotik kullanımının vücutta enerji metabolizması, kilo kontrolü ve obezite üzerine etkilerine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda yapılan bir çalışmada, insanlarda bulunan bir probiyotik türü olan Laktobasillus rhamnosus PL60′ın zayıflamaya katkı sağladığı belirlenmiştir.”

Prof. Dr. İnanç, sindirim sistemini düzenleyen probiyotiklerin obez kişilerin diyet yaparken tüketmesi gerektiğini bildirirken şunları söyledi:

“Ülkemizde tüketimi çok yaygın olmayan kefir de probiyotik açısından zengin bir besindir. Zayıflamak isteyenlerin belli oranda tüketmeleri yararlı olacaktır. Probiyotikler, bağırsak florasında yeterli miktarda bulunmaktadır. Özellikle obezite tedavisi gören çocuk veya yetişkinlerin kişiye özgü özellikleri dikkate alınmak şartıyla ortalama günde 1- 2 porsiyon probiyotik eklenmiş ürün (yoğurt, kefir) tüketmelerini tavsiye ediyoruz.”  (aa)

, , , , , , , , , , , , ,

May
14

Kefirin ne olduğunu herkes bilmez. Ben ilk kez karşılaştığımda biraz yadırgamıştım, çünkü alışkın olmayan biri için beklenmedik bir tadı var.

Görünümü ve tadı ayrana benziyor ama tadı biraz daha ekşi ve biraz da mayhoş.
Tıpkı yoğurt gibi kefir de sütün mayalanmasıyla elde ediliyor. Hepimiz antibiyotikleri tanıyoruz artık. Antibiyotiklerin sistemimize zararlı etkilerini azaltmak için yoğurt tavsiye ediliyor çünkü yoğurt bir “prebiyotik” yani vücuda yararlı “probiyotik”lerin üretimini sağlıyor.
Kefir ise bir probiyotik, yani iyileştirici özelliği kendisinde. Bu yüzden pek çok hastalığın tedavisini destekleyici bir ürün olarak tavsiye ediliyor. Bu arada daha önce düzenli olarak kefir içmemiş insanların birden aşırı miktarda tüketmesi metabolizmayı sarsıntıya uğratıyor, dikkat. Ayrıca 2 gün bekletildiğinde faydası artmakla birlikte tadı ekşiyor ve içinde de çok az miktarda alkol oluşuyor.

Sahrap SOYSAL

, , , ,