Archive

Posts Tagged ‘probiyotik’

Mar
11

Kefir  Kafkasya’da yaşayan insanların sıklıkla kullandıkları sütün mayalandırılmasıyla elde edilen bir süt ürünüdür.

Kefir nedir

Kefir nedir kefir mayası nedir

Kefir nedir kefir mayası nedir

Kefir nedir sorusuna en güzel cevap kefir kafkasyadan gelen bir sağlık ve gençlik iksiridir olur.Kafkasyada ki insanlar uzun ömür ve sağlıklarını bu içeceğe borçludur.

Kefir, Kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.

İnsanlar kendi hücrelerinin 10 katı sayıdaki (100 trilyon) faydalı bağırsak mikrobu ile ortak bir yaşam sürdürmektedir. Faydalı bağırsak mikropları (probiyotikler) çeşitli yararlarının yanında dış ortamdan gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir bağırsak tabakası oluştururlar. Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda ivegen ve müzmin hastalığa yol açar.

Son yıllarda rafine gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak, turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketilmesi, süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini alt üst etmiştir.

Kefir nasıl yapılır?

Kefir yapılışında kullanılan süt kaynatılır ve metal olmayan (tercihan cam) bir kap içinde ılıtılır (süt temiz ise kaynatılmayabilir).

Üzerindeki kaymak tabakası alınır ve 1 çorba kaşığı kadar kefir mayası atılır ve süt iyice karıştırılır.

Kabın kapağı kapatılır ve süt 20-25 C ‘de kalacak şekilde kap bir yere bırakılır. Mayalanacak kab soba ya da kalorifer yakınına getirilir. Çevre ısısı düşük ise kabın etrafı bezle sarılır. Kabın 20-30°C’ lerde olması sağlanır. Kap içindeki süt normal olarak 18-24 Saat sonra pıhtılaşır. Maya miktarı düşük ve ortam soğuk ise pıhtılaşma gecikir. Mayalanmış süt madeni olmayan bir tel süzgeçten ya da tülbentten süzülür. Süzgeç üzerinde kalan daneler tekrar maya olarak kullanılır. Kefir mayası (taneleri) hemen kullanılmayacaksa ağzı kapalı bir cam kavanoz içinde buzdolabında saklanır. Bazıları kefir tanelerini saklamadan önce yıkarlar. Eğer yıkama yapacaksanız kefir tanelerinin zarar görmemesi için klorsuz su kullanın. Saklanmak istendiği zaman taneleri örtecek kadar bardağa süt koymak gerekir.

, , , , ,

Şub
27

, , , , ,

Kas
23

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu tarafından 220 bin liralık bütçeyle desteklenen ’Farelerde probiyotik yoğurdun ve kefirin, kolon- rektal kanser üzerine koruyucu ve iyileştirici etkilerinin karşılaştırılması’ başlıklı proje, kanseri önlemek için umut oldu.
Veteriner Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Demirkan’ın öncülüğünde 2 yıl süren araştırma sonucunda probiyotik maddesi eklenmiş manda yoğurdunun, bağırsak kanserini yüzde 80 oranında önlediği sonucuna varıldı.
PROBİYOTİK DESTEKLİ YOĞURT
Araştırmayla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Demirkan, yaklaşık iki yıl süren proje uyarınca, deneysel olarak toplam 440 farede kanser oluşturduklarını, bu farelere kanser oluşturmadan önce iki hafta boyunca manda yoğurdu, inek yoğurdu veya kefir verdiklerini anlattı.
Başka bir grup fareye de kanserle aynı anda manda yoğurdu, inek yoğurdu ve kefir yedirdiklerine değinen Prof. Dr. Demirkan, “Üçüncü gruba ise kanser oluştuktan sonra süt ürünlerini verdik. Deney sonunda bu süt ürünlerini kanser oluşmadan önce verdiğimizde kanser oluşma oranının düştüğünü gördük. Burada manda ve inek yoğurduna ayrıca probiyotik verdik. Probiyotik, hayat veren, yaşamı destekleyen anlamındadır” dedi.
KANSER, TEDAVİSİ ZOR BİR HASTALIK
Probiyotik maddelerin düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak sistemini koruduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Demirkan, şu bilgileri verdi:
“Bunlar, düzenli olarak tüketildiğinde özellikle bağırsak sistemini güçlendirmekte ve yangıları- hastalıkları önlemekte, en önemlisi, ağız yoluyla zehirleri tutabilmektedir” ifadelerini kullandı.
Kanserin tedavisi zor bir hastalık olduğunu, vücutta görünmeden önce engellemek gerektiği fikrinden hareketle bu projeye başladıklarını kaydeden Prof. Dr. Demirkan, “Kanser kısaca hücrelerin sınırsız ve kontrolsüz biçimde çoğalmasıdır. Vücutta herhangi bir organdaki küçük bir kitlenin zamanla büyüyerek kan yoluyla vücudun değişik organlarına yayılmasıdır” diye konuştu.
DİYETLERE DİKKAT
Bilinçsizce yapılan diyetlerin bağırsak kanserine neden olabileceği uyarısında da bulunan Prof. Dr. İbrahim Demirkan, şöyle devam etti:
“Kolon kanserleri, insanlarda çok görülmekte. Bunun en önemli sebeplerinden biri de diyettir. Günümüzde bitkisel kökenli liflerin az tüketilmesi sonucunda dışkı az olmakta ve uzun süre bağırsakta kalmaktadır. Uzun süre bağırsakta kalan dışkı bağırsak düzeyine zarar vermektedir. Yağlı diyetlerle beslenen bireylerde karaciğerin kolesterol ve safra salgısı artar. Bu da bağırsakta kanserojen maddelere dönüşmektedir.”
ARAŞTIRMA İÇİN GENİŞ KADRO
Projede Prof. Dr. Demirkan ile birlikte araştırma ekibinde Doç. Dr. Mehmet Özdemir, Doç. Dr. Hayati Yüksel, Yrd. Doç. Dr. Şebnem Pamuk, Yrd. Doç. Dr. Hikmet Keleş, Yrd. Doç. Dr. Fatih Bozkurt, Dr. Tolga Ertekin, Arş. Gör. Dr. Musa Korkmaz ve Yüksek Lisans öğrencisi Atilla Doğan görev aldı.
Murat ARISOY/AFYONKARAHİSAR, (DHA)

, , , , , , , , , , ,

Kas
13

HEPİMİZİN bağırsaklarında bir kilodan fazla doğal mikrop yükü var. Bunlar bizimle işbirliği içinde çalışan mikroplar. Özellikle yoğurt ve kefir gibi süt ürünleri bu mikropların miktarını artırıyor. Probiyotiklerin bağışıklığımızı güçlendirerek bizi bazı kanserlerden koruyabildiğini, alerjik hadiseleri engellediklerini, kolesterol ve şeker dengesini desteklediklerini biliyoruz. Probiyotik depomuz güçlendikçe depresyona yakalanma olasılığımız azalıyor, gaz, şişkinlik, hazımsızlık sorunlarımız azalıyor.

Yoğurttan uzun yaşam iksiri

HÜRRİYET’te okuduğum bir haberde Kazak bilim insanlarının Kazakistan Devlet Başkanı Sayın N. Nazarbayev’in ömrünü uzatmak için yoğurttan yeni bir “iksir” ürettikleri yazıyordu. Bilimcilerin buldukları iksirin yoğurttan elde ettikleri bir “probiyotik” karışımı olduğu anlaşılıyor ve probiyotiklerin sağlığa müthiş bir destek sağladıkları 1900’lü yılların başından beri zaten biliniyor.

KESİP SAKLAYIN

ÖMÜR UZATAN BESİNLER

ÖMRÜMÜZÜ hangi besinlerin daha çok uzattığı ciddi bir merak ve araştırma konusudur ve her sağlık uzmanının bu konuda farklı bir listesi vardır.
Yandaki listeyi farklı uzmanların önerilerinin bir karışımı olarak hazırladım. Eksikleri olsa da listenin işinize yarayabileceğini düşünüyorum.

-  Badem, ceviz, fındık
-  Fasulye, mercimek
-  Böğürtlen, kiraz, kırmızı erik, nar
-  Ahududu, kırmızı üzüm, çilek, yabanmersini
-  Domates, soğan, sarımsak, patlıcan
-  Lahana, brokoli, turp, pancar
-  Balık
-  Bulgur
-  Zeytinyağı
-  Yeşil, siyah çay
-  Zerdeçal, zencefil, tarçın
-  Kırmızıbiber ve karabiber
-  Nane, maydanoz, kekik, tarhun
-  Dereotu, roka ve benzerleri
-  Ispanak, pancar, semizotu
-  Yoğurt ve kefir

 

Prof.Dr. Osman Müftüoğlu

, , ,

Eki
07

Bilim Kafkasların uzun yaşam iksiri probiyotiklerin gücünü keşfetti. Fermente süt ile tahıllarda bulunan bu mucizevi iksir
kanser, kalp hastalıkları ve diyabetin doğal ilacı oldu.
PROBİYOTİK terimi, Yunanca ‘hayat için’ anlamına geliyor. Bilim bu mucizeyi uzun hayat süren Kafkaslar üzerindeki
araştırmalar sayesinde keşfetti. Kafkaslar’ın fermente süt ürünlerini çok tüketmesinin, başta kanser, kalp hastalıkları ve
diyabet gibi kronik hastalıkların gelişme ihtimalini azalttığı ortaya çıktı. Probiyotiklerin en önemli etkisi sindirim
sisteminin canlılığını korumak ve barsak hastalıklarını önlemek. Probiyotikler fermentasyon ürünlerinde
bulunduğundan bilinen en yaygın probiyotikli besinler yoğurt ve kefirdir. Probiyotik mikroorganizmalar sadece ‘fermente
süt ürünleri’nde bulunmaz, bazı tahılların fermentasyonu ile elde edilen besinlerde oluşur. Bunlar boza, tarhana ve
şalgamdır. Fermente süt ürünlerinden yoğurt ve kefir ise midede helikobakter pylori, barsak enfeksiyonları ile alerjik
belirtileri azaltan bir etki gösterir.
Tarhana çorbası vücudu dinç tutuyor
Probiyotik ürünlerin irritabilite barsak sendromunda tedavi edici etkisi olduğu, kanser riskini azalttığı, kandaki kolesterol
düzeyini düşürdüğü ve kalsiyum mineralinin yararlılığını artırdığı tıbben kanıtlanmış durumda. Bu yüzden her gün en az
1 su bardağı kefir ve 1 su bardağı yoğurdu sağlıklı beslenme planımıza eklemek doğal ilaç gibi etki gösterir.
Son yıllarda probiyotiklerin bağışıklık sistemine etkileri üzerinde yapılan araştırmalar ise bu mucizevi besinin vücudun
direncini artırmadaki gücünü de ortaya koydu. Uzmanlar özellikle mevsim geçişlerinde yoğurt, tarhana, kefir gibi
besinlerin yenmesinin vücutta antikor sentezini arttırarak enfeksiyonlara karşı koruyabileceğini açıklıyor. Bunun dışında
probiyotik etkiyi öncü olarak aktive eden prebiyotikler de sağlık açısından çok etkilidir. Prebiyotikler ince barsak enzimleri
tarafından parçalanamayan doğal ve yapay şekerlerden oluşur. Kurubaklagiller, soğan çeşitleri ve sarımsak, sağlıklı
prebiyotikten zengindir. Eğer hem prebiyotik hem de probiyotik yerseniz kanserden alerjiye kadar sizi koruyacak
organizmaların sentezini 10 kat arttırırsınız.
Metabolizmayı düzenleyen salata yiyin
Semiz otunu yıkayın ve büyük bir kaseye koyun. 1 ince dilimlenmiş kuru soğan, 1 küp şeklinde doğranmış domates, bol
taze nane ve dereotu ve 2 yemek kaşığı ile harmanlayın. Ayrı bir küçük kasede yoğurt ile 2 diş ezilmiş sarımsağı
mikserle çırpın ve salata kasesinin üzerine sos olarak dökün. Yemeklerinizin yanında yiyeceğiniz bu salata ile yaşam
iksiri yaparak zinde, dinç ve metabolizmanızın sürekli düzenli çalışmasına yardımcı olmuş olacaksınız.
Selehattin Dönmez

, , , , , , ,

Eyl
28

Günümüzde artık anne ve babalar daha bilinçli ebeveynler. Sağlıklı bir bebek için hamilelik öncesinden itibaren ilk olarak kendilerinden başlayarak sentetik kimyasallar, ilaçlar ve kötü alışkanlıklardan arınmış bir hayat seçmeye çalışıyorlar. Doğal doğumu bilinçli olarak seçen anneler artıyor. Emzirmek dünyanın en güzel paylaşımlarından biri haline geliyor, anneler bağışıklık sistemini son derece güçlendiren emzirmeyi hiç bırakmak istemiyor.

Her anne gibi ben de kışın çocuklarımın yaza göre daha sık hastalandıklarını görüyorum. Ne zaman doktorumuza sorsam demek bir şeyi yanlış yapıyorsunuz derdi. Bence hastalığın ne kadar ağır geçtiği önemli. Her çocuk hastalanarak büyür. Eğer bağışıklık sisteminin doğru bir şekilde işlemesine izin verilirse, her hastalık bağışıklık sistemini geliştirir. Güçlü bir bağışıklık sistemi ağır hastalıklara geçit vermez, her kış ufak tefek gripler ve üşütmelerle atlatılabilir. “Ben her seferinde bağışıklık sistemine yardımcı olacak doktorun verdiği ilaçları, antibiyotikleri kullanıyorum, öyle atlatıyoruz” diyenleriniz olabilir. Kimyasal ilaçlar, antibiyotikler bağışıklık sisteminin normal işleyişine müdahale eder, faydalı bakterileri yok ederek vücudu yardıma bağımlı hale getirebilir. Burada vurgulamak istediğim nokta ilaçlar ile müdahale etmek yerine çocukların bağışıklık sistemlerini kendi kendilerine güçlendirmelerine besinler, egzersiz ve doğal desteklerle yardımcı olmaktır. Ancak kendinizi emin hissetmediğiniz her türlü noktada çocuk doktorunuza fikir danışmanızda fayda var.

Doğal ve doğru beslenme yanında ilaçsız yöntemlerle bebeklikten itibaren yavaş ama sağlam adımlarla bağışıklık güçlenir. Böylece çocuğunuz ileride çok az hastalanan, hastalandığında da kolay ve hızlıca atlatan bir yapıya sahip olabilir. Bunlar size hayal gibi mi geliyor… Ben kendimde ve çocuklarımda işte aşağıdakileri denedim ve denemeye devam ediyorum. Şimdiye kadarki sonuçlardan memnunum.

Doğum: Yapay ilaç ve zararlı kimyasallardan arınmış bir hamilelik, bunu takip eden doğal bir doğum en güzel başlangıçtır.

Emzirme: Bebeklerin bağışıklığı 6. aydan itibaren gelişmeye başlar. İlk 6 ay sadece anne sütü alması bağışıklığı bebekler için çok önemlidir. Emzirmek her annenin doğal olarak yapabileceği mekanik bir olaydır. Doğru tutuş ve yöntemlerle 2 sene ve sonrasına kadar emzirme rahatlıkla sürdürülebilir. Anneler ve uzun süre emen bebekler, emzirme boyunca pek çok çocuk hastalığından korunmuş olur. Gerekirse emzirme uzmanlarından ve emzirme liderlerinden destek alabilirsiniz. La Leche League: www.lll.com.tr. Emziremeyen anneler ASOOB (Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsun) aracılığıyla süt anne bulabilir. Anne sütünde 400’den fazla madde henüz tanımlanmışken, yapay mamalardaki içerik sayısı 40 civarındadır. Mamalar beyaz altın denen anne sütünün yerini tam olarak tutamazlar.

Doğal beslenme: Bebeğiniz için 6 aylık emzirme sonrasında emzirmeye ek olarak katı gıdalara geçiyorsunuz. Mutfakta artık daha çok zaman geçirmeniz gerekiyor. Ancak karşılığında daha sağlıklı bir çocuk, daha az hastalık olacak.

Probiyotikler antibiyotik ihtiyacını azaltıyor. Bunun için evde güvenilir bir yerden temin edeceğiniz çiğ süt, yoksa günlük pastörize süt ile yoğurt, kefir hazırlayabilirsiniz.

Diyet %80 organik ve doğal taze sebze ve meyveler içermelidir. Besinlerinizi yerli tohumdan yetiştiren üreticilerden temin etmeye çalışın. Sebze yemekleri günlük pişirilmeli ve 24 saati geçmeden, pişirme dahil 2 kereden fazla ısıtılmadan tüketilmelidir. Sonrasında kanserojen nitrit ve nitrat üretmeye başlar, besin değerleri kaybolur. Paketlenmiş ve fabrikada işlemden geçmiş yiyecekler tüketilmemelidir. Doğal ve geleneksel yöntemlerle üretilmiş besinleri tercih edin.

Şeker kanserojen ve toksik etkiye yol açtığı için tüketilmemelidir. Bağışıklık sisteminin en kötü düşmanı olan şeker tüketildiğinde bağışıklık sisteminin %80 çalışmasını 5 saat boyunca durdurur. Ben şekersiz keklerimde pekmez, tam buğday unu, zeytinyağı ve tereyağı kullanıyorum.

Doğal takviyeler: Özellikle kış aylarında antibiyotikten 100 kat daha güçlü, çocuklarınıza bağışıklığı kuvvetlendiren organik arı propolis verebilirsiniz. Propolisin ayrıca pek çok hastalığa karşı faydası var.

Omega-3 alımı ise keten tohumu yağınya da balık yağı alımı şeklinde gitgide daha çok öneriliyor. Balık yağı alırken sentetik üretim yerine doğal fermentasyonla elde edilmiş yağlar tercih edilmelidir. Balık yağı ve otlayan hayvan tereyağı birlikte tüketilirse diş çürüklerini önler ve tedavi eder.

C-vitamini stresi önlemesinin yanısıra, hastalık anında iyileşme süresini kısaltıyor. C-vitamini sentetik olmayan, bitkisel kaynaklı ürünlerden seçilmeli.

Doğal temizlik: Bebeği doğumdan itibaren zararlı sentetik kimyasallardan arınmış bir şekilde yetiştirmek bağışıklık sistemini desteklerken, henüz ufacık olan karaciğerlerine fazla yük bindirmez. Doğalcı doktorlar tarafından yeni doğan bebekler için önerilen şeyler sadece zeytinyağı, saf doğal zeytinyağlı sabun, doğal sabun tozu ve sudur. Anısını anne ve babalara da öneriyorum. Evde bitkisel yağlardan üretilen arap sabunu, karbonat, deniz tuzu gibi doğal temizlik malzemeleri kullanın.

Sokağa çıkma: Yaz, kış, yağmur, çamur demeden her gün en az 30 dakika dışarı çıkılmalıdır. Bu hem güneşten D-vitamini almak, hem de sokak havasını solumak açısından önemlidir. Özellikle hasta olunca, iyice giyinip çıkılmalıdır çünkü temiz hava iyileşmeye yardımcı olur.

Evcil hayvanlar: Başka çocuklar ve evcil hayvanlar ile temas çocuğun sağlıklı bir bağışıklık geliştirmesine yardımcı olur. Ancak özellikle ilk 6 ay boyunca kapalı alışveriş merkezleri gibi yapay hava dolaşan mekanlardan uzak durulmalıdır. Geziler ve eğlence için açık hava, deniz kenarı ve parklar her zaman tercih edilmelidir.

Hijyen: Temizlik ve sağlıklı bir hijyen, sabunla el yıkama, kirli ellerin yüze sürülmemesi gerektiği çocuğa ufaklıktan itibaren öğretilmelidir.

Egzersiz: Sağlıklı bir çocuk için fiziksel aktivite önemlidir. Sağlıklı bir zihin ve beden için çocuğunuzu televizyon ve ekranlardan uzak tutmanın en kolay yolu dışarıda doğada vakit geçirmektir. Doğada yaşayın, eviniz sadece uyku mekanınız olabilir!

Su: Florsüz su tercih edilmelidir. Çocukların yeterince su içtiklerini anlamak için idrarlarının rengine bakmalısınız. Koyu renk daha fazla su ihtiyacı olduğunu gösterir. 15 kg bir çocuk günde en az 2 bardak (15 oz) su içmelidir.

Nefes: Çocuklarınıza doğru nefes alma alışkanlığı kazandırın. Gece uyurken ağız kapalı uyumayı öğretin.

Hastalık: Ateş faydalıdır ve doğal bağışıklık sisteminin çalıştığını gösterir. Ateşe gündüz müdahale edilmemeli, gece uyuyabiliyorsa dokunulmamalıdır. Uykusunu alamıyorsa su ve sirke ile düşürülebilir. Ancak bu müdahale bile ateşin uzamasına sebep olur. Doğal seyrine bırakılan ateş ancak vücuttaki mikropları öldürdükten sonra düşer, bir daha çıkmaz. Ateşin doğal seyri ilk gün ve gece en yüksek ateş, ikinci gün azalarak devamı, 3. ve 4. günlerde normal seviyeye inmesi şeklinde ilerler. Çocuklar çoğunlukla yüksek ateşleri büyüklerden çok daha rahat atlatabilirler. Parol ve parasetamol içeren ilaçlar karaciğere toksikdir ve kalp krizi riskini artırmaktadır.

Uyku: Gündüz uykuları pek çok çocuk için ihtiyaçtır. Ancak gece uykusu özellikle gece 10 itibariyle büyüme hormonları salgılandığı için çok önemlidir. Kaliteli bir uyku için uyku saatinden 2-3 saat öncesinde yeme ve içme kesilmeli, gece aç yatılmalıdır. Böylece vücut sindirim yerine büyüme ve yenilenmeye enerji harcar.

Doğal tedaviler: Hastalık anında vücudun bağışıklık sisteminin çalışmasını engellemeyecek vitamin ve mineral içeren sebze çorbaları, bitkisel çaylar, uçucu yağlar ve homeopatik ilaçlar anne ve babaların başvurabileceği doğal tedavi yöntemleri arasında yer alıyor.

Doktor: Çocuğunuza doktor seçerken dikkat edecekleriniz doğumda olduğu gibi size ve sorularınıza bol vakit ayırabilecek, bilgi vermekten hoşlanan, kendini geliştirmeye hevesli, size “ben doktorum” dememesi olmasıdır. Çocuk doktorunuz yanısıra kolayca ulaşabileceğiniz tıp doktorları kadar derin eğitimler almış bir homeopat, kayropraktör, ostepoat, naturapat da size ilaçsız sağlıklı çocuk yetiştirmede alternatif yöntemleri memnuniyetle sunacaktır. Doktor ve uzman önerileri için facebook Doğal Anneyim grubu dosyalarına bakabilirsiniz.

Kitap: Kendinize mutlaka elinizin altında size doktorunuzdan daha fazla bilgiyi verebilecek kalitede bir çocuk hastalıkları kitabı edinin. Bu kitapta modern tıp ilaçlarının yanısıra bitkisel, beslenme destekleri, vitaminler, homeopati, akupressure gibi doğal yöntemler yer alırsa gardınız kuvvetli olacaktır. Benim el kitabım İngilizce, “Smart Medicine for a Healthier Child” Janet Zand, Robert Rountree, Rachel Walton (Çocuk hastalıklarında kullanılacak besin takviyeleri, bitkiler, Homeopati, Acupressure,  beslenme ve ilaçlar). Türkçe olarak size “Çocuk Hastalıkları-Önlem, Tanı, Tedavi” ve “Tanrı’nın Eczanesinden Sağlık” Maria Treben, “Bir Yudum Sağlık” Niyazi Eröztürk’ü önerebilirim.

Böyle yetişen çocuklarda hastalıklar hafif seyrediyor, çok rahat atlatılıyor. Doğanın sunduğu reçetelerden faydalanmalıyız.

Daha fazla destek ve bilgi için:

http://dogalanneyim.blogspot.com

http://www.facebook.com/groups/dogalanneyim

http://bashico.blogspot.com

http://blog.milliyet.com.tr/bashico

, , , , ,

Haz
18

Yaz sıcaklarından korunmak için suyun yanı sıra geleneksel içeceğimiz ayran, şekersiz limonata, soda, taze sıkılmış meyve suları ve probiyotik özelliği olan kefir gibi içeceklerin tüketilmesi gerektiği belirtildi.

Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kemal Macit Hisar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı sıcakların çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirdiğini söyledi.

Yaz sıcaklarının vücutta yol açacağı zararlardan korunmak için günün en sıcak saatlerinde ve güneşin dik geldiği saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini ifade eden Hisar, sıvı kaybının önüne geçilebilmesi için de aşırı hareketlerden kaçınılması ve sık sık tuz içeren sulu gıdalar alınması gerektiğini belirtti.

Hisar, spor yapmak için sabah ve akşam saatlerinin tercih edilmesi, her bir saatlik spor için de en az 2-4 bardak sıvı alınması gerektiğini vurgulayarak, ”Ağır fiziki aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az 2 kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir” dedi.

”VÜCUT ISISININ YÜKSELMEMESİ İÇİN SIK SIK DUŞ ALIN”

Bebekler, çocuklar, engelliler ve hayvanların, kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmaması gerektiğine dikkati çeken Hisar, vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınması, bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ensenin soğuk suyla ıslatılması veya silinmesi gerektiğini aktardı.

Yaz sıcaklarından korunmak için susuzluk hissi olmasa dahi her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğini anlatan Hisar, şunları kaydetti:

”Kahvaltıda az yağlı peynir, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Yaz sıcaklarında, vücutta daha fazla sıvı kaybına yol açan hazır meyve suyu, gazoz, meyveli soda gibi kafein ve yüksek miktarda şeker içeren sıvılar alınmamalı. En uygun sıvı kaynağı her zaman sudur. Geleneksel içeceğimiz ayran, şekersiz limonata, soda, taze sıkılmış meyve suları ve probiyotik özelliği olan kefir sıcak günlerde en iyi seçimlerdir.”

Hisar, sıcak havalarda, mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içeceklerin tercih edilmemesi uyarısında bulundu.

”Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır” diyen Hisar, çabuk bozulma riski olan et, yumurta, süt ve balık gibi besinlerin açıkta bekletilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

 

AA

, , , , , , , ,

May
01

Süt, yoğurt ve turşunun içinde bulunan probiyotikler; kolon ve göğüs kanserinden korunmada çok etkili. Bu organizmalar, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, bağırsağı zararlı maddelerden de arındırıyor

Süt, yoğurt, kefir ve turşunun içinde bulunan probiyotikler; binlerce yıldır Orta Doğu ve Akdeniz diyetlerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar; probiyotiklerin vücuda büyük yarar sağladığını gözler önüne seriyor.

PROBİYOTİK DENGESİ
Bu son derece yararlı organizmalar; enfeksiyon ve toksin kaynaklı hastalıkların oluşma riskini azaltıyor, ömrü uzatıyor. Bu maddeler, tehlikeli organizmaların ve kimyasalların hareket kabiliyetini azaltarak, bağırsak iç zarının fonksiyonunu da artırıyor. Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, çok sayıda hastalığı da beraberinde getiriyor. Son yıllarda bağırsaktaki probiyotik dengesinin bozulmasında; rafine gıdaların çok tüketilmesi, yoğurt, turşu gibi fermente edilmiş gıdaların az yenmesi, süt ve yoğurdun pastörize edilmesi ve antibiyotik kullanımı önemli rol oynuyor.

İLTİHAPTAN KORUYOR
Probiyotikler; ümmin sistemi yani bağışıklık sistemini de güçlendiriyor, bağırsak duvarını zararlı maddelerden koruyor, hazmı kolaylaştırıp vücudu iltihap nedeniyle oluşan hastalıklardan koruyor. Ayrıca kanserli hücrelerin üremesini de engelliyor. Yapılan son araştırmalar; bu organizmaların özellikle kolon ve göğüs kanserinden korunmada çok etkili olduğunu ortaya koyuyor. DNA hasarının azalmasında da etkili olan probiyotikler; diyare, irretable bağırsak sendromu, kolit ve Crohn gibi hastalıklardan da koruyor. Alerjik maddelerin kana geçmesini engelleyen ve bağırsak iltihabına da engel olan bu organizmalar, sekretuvar antikor yapımını artırarak, bağırsak mukozasını güçlendiriyor.

BESİN DESTEĞİ
Bifidobakteriler ise; bağırsakta yaşayan, bağırsak florasının dengesini koruyan ve vücudu zararlı bakterilerden arındıran sağlıklı bakterilerdir. Enfeksiyon, enflamasyon, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser tedavisinde çok yararlıdırlar. Sağlam bağırsaktaki mikrobiyal nüfusu artıran bifidobakteriler; günümüzde sindirimin düzelmesi, bağırsak fonksiyonlarının artması ve enfeksiyonlara karşı direnç oluşturulması amacıyla probiyotik olarak kullanılıyor ve hastaya ilaç gibi dışarıdan verilebiliyor. Özellikle Japonya’da bu bakteriler, sağlıklı kolon için besin desteği olarak kullanılıyor.

İSHAL, KABIZLIK VE KARINDAKİ ŞİŞLİK AZALIYOR
Geçen yıl yapılan bir araştırmada; belirli bir gruba, iki hafta boyunca probiyotik özelliği olan bifidobakteri desteği veriliyor. Araştırmanın sonucu; hastaların ishal ataklarının yüzde 8 oranında azaldığını, özellikle yaşlılarda ölümlerin önemli bir nedeni olarak görülen antibiyotik ilişkili ishallerin de yüzde 52 azaldığını gösteriyor.

ŞİKAYETLER KAYBOLUYOR
Ayrıca bu araştırma; akut ishal ataklarının yüzde 34 oranında kaybolduğunu, laktoz intoleransı olanların rahatsızlıklarının da hafiflediğini gözler önüne seriyor. Öte yandan irretable bağırsak sendromu olanların; karında şişlik, ishal ve kabızlık gibi şikayetlerinde azalmalar olduğunu ortaya koyuyor.

EV YOĞURDU TÜKETEN 100 YAŞINI GÖRÜYOR
100 yaşın üzerindekilerin beslenmeleri incelendiğinde; yüzde 80′inin, günde yarım kilo probiyotiklerce zengin ev yoğurdu tükettiği görülüyor.

FİBROKİSTİ ENGELLER
Kalsiyum açısından da çok zengin olan yoğurt; kadınlarda 50′li yaşlarda rastlanan kemik erimesini azaltıyor. Antioksidan olarak da bilinen yoğurdun, nitrit içeren gıdaları nötralize eden koruyucu bir özelliği de var. Öte yandan kemiklere metastaz yapan prostat ve meme kanserlerinin tedavisinde yarar sağlıyor. Günde 250-500 gram yoğurt tüketimi, memelerde fibrokistik yapıların oluşmasını da engelliyor. Yoğurt ayrıca, cilt sağlığında maske olarak kullanıldığında da başarılı sonuçlar veriyor.

PASTORİZE EDİLMESİN
Günümüzde gıdaların pastorizasyon işleminden geçirilmesi; içindeki probiyotikleri büyük ölçüde tahrip ediyor.  – Sabah  -

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nis
11

Prof. Dr. Yakup Arslan, havaların ısınmaya başladığı bahar aylarının kronik hastalığı olanlar ile başta çocuklar olmak üzerine çeşitli yaş gruplarında sağlık sorunları oluşturabildiğini ifade etti.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Arslan, baharda havaların yeterince ısınmaması ve açan çiçeklerin neden olduğu sağlık sorunlarından korunmak için yoğurt ve kefir tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.

Baharın bronşiolit astıma zemin hazırladığını, alerjik hastalıkları tetiklediğini, üst solunum yolu enfeksiyonları ve ishale yol açabildiğini belirten Arslan, bahar aylarında çocuklarda genelde burun akıntısı, ses kısıklığı ve bazen de ateşle başlayan krup hastalığı ile kabakulak ve suçiçeği gibi döküntülü hastalıklarının da arttığını dile getirdi.

Bahar hastalıklarından korunmak için sporun vücut direncini artırarak enfeksiyonlardan koruduğunu ve tüm enfeksiyon hastalıklarından korunmada ise el yıkamanın çok önemli rolü olduğunu vurgulayan Arslan, ”Özellikle çocukların sağlığı için evde enfeksiyona bağlı öksürük, aksırık veya hapşırık gibi şikayetleri bulunan kişilerin maske takmaları uygundur. Zira, çocuklara maske takmak daha güçtür” diye konuştu.

Evde sigara içilmemesi gerektiğini de ifade eden Prof. Dr. Arslan, şunları belirtti:

”Sigara, astım veya solunum sistemi hastalığı olan çocuklarda hastalığın şiddetini artırır, ayrıca bizzat kendisi astım ve hışıltılı solunum hastalıklarına neden olabilir. Bu nedenle kesinlikle çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmemeli, sigara içildikten sonra belirli bir süre çocuklara yaklaşılmamalıdır. Ayrıca çocuklar bu mevsimde fazlaca terlememeli. Çünkü terleme üşümeye, üşüme de enfeksiyon hastalıklarına zemin hazırlar. Bahar aylarında giyinmeye dikkat edilmeli, ancak terlememeye de özen gösterilmelidir. Terlemeyi artıran naylon kıyafetlerden uzak durulmalı, terleme durumunda giysiler acilen değiştirilmelidir.”

Çocukların ve kronik hastalığı olanların alerjik tozlardan korunması gerektiğini belirten  Arslan, ”Alerjiden korunmanın en etkin yolu, bahar mevsiminde alerjen maddelerden ve yıl boyunca ev tozlarından korunmaktır. Bu dönemde alerjileri olan kişilerin özellikle esintili havalarda dışarıya çıkmamaları, çıkacaklarsa maske takmaları, çayır ve çimenlerde oynamamaları gerekir” dedi.

Yoğurt ve kefir enfeksiyonları önlüyor-

İyi ve dengeli beslenme her dönemde bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığını belirten Arslan, ”Doğanın kış uykusundan uyandığı baharda ishal ve üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere birçok hastalıktan korunmak için yoğurt ve kefir yenilmelidir. Bu tür besinler, içerdiği probiyotikler sayesinde bağırsak florasını güçlendirir. Probiyotikler, başta ishaller ve üst solunum yolu enfeksiyonları olmak üzere pek çok enfeksiyon hastalığından korunmaya yardımcı olur. Taze meyve ve sebzelerin tüketimi de artırılmalıdır” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Arslan, tüm bu önlemlerin yanı sıra güneşlenmenin de önemine değinerek, ”Güneşin artırdığı D vitamini, enfeksiyonlardan korunmayı sağlar ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu nedenle, güneşten yeterince yararlanılmalıdır. Günde yarım saat güneş ışığı direkt olarak alınması yeterlidir” ifadelerini kullandı.

AA

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
26

Sinirsel kolit! Aslında yanlış bir deyim bu ama (çünkü kolit, kelime anlamı olarak kalın bağırsağın iltihabı demek oluyor, ama sinirsel kolitte gerçek bir iltihap yok), halk arasında çok yaygın kullanıldığı ve kabul gördüğü için birçok hekim hâlâ bu tanımı kullanıyor.
Tanımın doğru bir tarafı da yok değil: “Sinirsel” çok önemli bir tanımlama. Çünkü sorun özellikle stresli, gergin, kaygılı, depresif ve mutsuz insanlarda daha sık görülüyor. Nedeni şu…
Bağırsaklarımızın etrafında (neredeyse) beynimizdeki kadar sinir hücresi ve çok yoğun bir duygusal-sinirsel iletişim ağı var. Beynimizi meşgul eden, üzen, geren, endişelendiren, bunaltan, canını sıkan her sorun bağırsaklarda da az ya da çok ama mutlaka etkili oluyor. Bu tür etkilenmeler bazılarında çok daha fazla abartılı hale gelebiliyor.
Beyinle bağırsaklar arasında adeta bir “kırmızı telefon hattı” var ve beyindeki çatışmalar bağırsaklara anında yansıyıveriyor.

BELİRTİLER NELER?

Bu hastalığa yakalananlarda en ufak bir gerginlik, üzüntü, endişe hatta başkaları için pek de önemli sayılmayacak ruhsal travmalar bağırsak düz kaslarında ani kasılmalara, bağırsak içi salgıların dengesinde ani değişimlere yol açıyor. Bu değişimler sonucu ise oldukça tatsız: Şişkinlik, gaz, karın ağrısı, kabızlık, ishal atakları…
Biraz önce belirttiğimiz gibi sinirsel kolit tipleri bağırsak beyin bağlantısı için son derece önemli. Olayı başlatan çoğu zaman ruhsal gelgitler, çatışmalar ya da travmalar oluyor. Ama bazen gazlı bir içecek, aşırı posalı besinler ya da herhangi bir gıda da atağı başlatabiliyor.
Uzun süreli bir hastalık olsa da sorunun ileride ciddi bir probleme yol açması söz konusu değil. Karın ağrısı, gaz, şişkinlik, kramp ve benzeri işaretler hayat kalitesini ciddi ölçüde etkileyebiliyor, çalışma temposunu, iş hayatını, sosyal yaşamı tatsız hale getirebiliyor. Ama ömrünüzden bir saniye bile çalması mümkün değil, herhangi bir kötü hastalığa dönüşme ihtimali de yok.

Probiyotik destekler

Bağırsaklarınızdaki probiyotik güç arttıkça (bu gücü daha çok kefir içerek, yoğurt yiyerek de çoğaltabilirsiniz) kolit atakları da azalmaya başlıyor. Bu nedenle düzenli olarak probiyotik kapsülleri kullanmanız gerekiyor. Bu kapsüller son derece ucuz ve bazılarının içindeki bakteriler diğerlerinden daha etkili. Mesela B. coagulans bakterilerinden zenginleştirilmiş probiyotik destekleri daha faydalı olabilir.
Ağrılı dönemlerde ise nane yağı kapsülleri öneriliyor. Nane yağı kapsülleri özellikle bağırsak düz kaslarını gevşetip, karın ağrısını azaltabilen etkili doğal desteklerdir.

Yavaş olun!

Eskilerin bir deyişi vardı: ”Arkandan atlı mı kovalıyor?” Hızla, telaşla üstelik de hakkını vermeden iş yapana söylenirdi. Hızlı yemek yiyen de ne yediğinin tadına varır, ne de sağlıkla sindirir. Sonuç olarak ne gözü doyar ne de bedeni. O nedenle:
- Çatalınıza daha ufak lokmalar alın.
- Lokmalar arasında çatal ve bıçağınızı bırakın.
- Yemeğe ara verin ve su yudumlayın.
- Yemek süresince sohbet edin.
- Lezzete ve görünüme önem verin.
- Yemeğe düşük kalorili ve hacimli yiyeceklerle başlayın: Yağsız sebze çorbaları ve salatalar doğru seçimlerdir.
- Başkalarıyla yemek yerken en yavaş yiyen kişiyi kendinize rakip seçin ve öğünü bitiren en son kişi siz olmaya çalışın.
- Karşınızda ayna varmış gibi kendinizi izleyin. Yavaş, hoş, ölçülü, dikkatli, abartısız yemek yiyen biri olun.
- Ayakta yemeyin, mutlaka oturun.
- Yemek yerken başka bir şeyle (okumak, televizyon izlemek) uğraşmayın.
- Çalışırken yemek yemeyin. Çalışma masanızda da yemeyin.

, , , , , , , , , , , ,