Archive

Posts Tagged ‘probiyotik’

Haz
23
Dost bakteriler probiyotik

Dost bakteriler probiyotik

Günlük temponuz değiştikçe vücudunuzdaki probiyotiklerin de sayısı azalıyor. Bu da sindirim sistemini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Oysa, azalan probiyotik miktarını dışarıdan alacağınız probiyotik besinlerle desteklemeniz mümkün. Peki son zamanlarda market raflarında gördüğünüz probiyotik içeren gıdalar ne kadar faydalı?

Son zamanlarda yoğurt ve süt gibi gıda ürünlerinin ambalajlarında, probiyotik kelimesini sıkça görür olduk. Günümüzde, değişen beslenme alışkanlığı, geçirdiğimiz hastalıklar, kullandığımız antibiyotikler, doğum kontrol hapları ve diğer birçok ilacın kullanımı, vücudumuza dost olan bakterilerin sayısını azaltıyor. Buna bağlı olarak ortam, zararlı bakterilerin çoğalmasına elverişli hale geliyor. Probiyotikler, vücudumuzu bu zararlı bakterilerden koruyarak enfeksiyonların önlenmesine yardımcı oluyor ve bağışıklık sistemimizi geliştiriyor.

Nedir bu probiyotikler?

Probiyotikler; yaşayan mikro organizmalar, başka bir deyişle vücudumuza dost olan bakterilerdir. Sözlükteki karşılığıysa ‘hayat için’ olarak biliniyor. Bu kelime, Bulgaristan’daki köylülerin neden uzun yaşadıklarının araştırılmasıyla ortaya çıkmış. Probiyotikler, organizma için yararlı etkileri, toksik etkilerinden daha fazla olan bakterileri ve mayaları içeren diyet kaynakları olarak tanımlanıyor. Probiyotikler, sindirim sisteminin sağlığını, dengesini ve verimliliğini artıran birtakım yararlı bakteri ve maya sınıflarıdır. Bu bakteriler bağırsakta ve birçok fermente süt ürününde doğal olarak bulunuyor. Bu faydalı bakteriler, sindirim sistemimizin normal florasında yaşıyor. Vücudumuzun savunma gücünü artıran hücrelerin büyük bir kısmı sindirim sisteminde bulunuyor. Bağırsaklarda mikrobik dengeyi düzene sokan bu küçük ve canlı oluşumlar, sindirimin normal işleyişine yardım ediyor. Probiyotik maya ile yapılan yoğurt ve özel sütlü içeceklerin içindeki faydalı bakteriler, bağırsağa canlı olarak ulaşıyor. Daha sonra bağırsak duvarına yapışarak, zararlı bakterilerin tutunmalarına engel oluyorlar. Biyolojik değeri yüksek süt ve süt ürünleri tüketilip, probiyotik içeren besinlerden yararlanılması, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Ne işe yarıyorlar?

Probiyotikler, yeterli miktarda alındıklarında ve aktif olarak bağırsaklara ulaştıklarında, sağlığınız için çok yararlı oluyor. Yiyeceklerdeki protein ve yağların yakılmasından; vitamin, mineral ve aminoasitlerin emilimine kadar birçok faaliyette önemli rol oynuyorlar. Süt ürünlerinin içindeki probiyotiklerse, bağırsakta bulunan proteinlerin ve yağların sindirilmesini sağlıyor yani yiyeceklerin hazmını kolaylaştırıyor.

Hangi hastalıklara faydalılar?

Yapılan çeşitli bilimsel çalışmalar, probiyotik içeren yiyeceklerin birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını gösteriyor. Günlük yaşamımızda oral olarak kullandığımız antibiyotiklerin yaklaşık yüzde 20’si bağırsak florasının bozulmasına bağlı olarak ishale sebep oluyor. Probiyotikler, virüs ishallerinde daha etkili olmakla birlikte, antibiyotik ishallerinin süresini azaltmada da faydalı. Üstelik genital ve üriner sistem enfeksiyonlarının azalmasında da etkililer. Ayrıca bağırsaklardaki koruyucu mukoza bariyerini güçlendiriyorlar. Böylece bağırsak geçirgenliğini azaltarak alerjik maddelerin kana geçmesini engelliyorlar. Hatta çocuklarda görülen egzama, astım gibi alerjik hastalıklardan korumada etkili oldukları biliniyor. Başka bir probiyotik türü olan kefirin de, tümör oluşumunu engellemekte ya da var olanın ilerlemesini azaltmakta faydası olduğu söyleniyor.

Hangi besinlerde bulunuyor?

Probiyotikler, doğal olarak kendiliğinden probiyotik olanlar ve daha sonradan probiyotik ürün haline getirilmiş olanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Doğal olanlar; kefir, kımız, tempeh gibi fermente süt ürünleri ve turşu, salamura gibi bazı yiyecekler. Dışarıdan probiyotik mayaların eklenmesiyle oluşturulan gıdaların arasındaysa; bebek mamaları, bazı meyve suları, süt ürünleri, yoğurt ürünleri, bazı katkılı yağlar ve dondurmaları sayabiliriz. Probiyotik bakterilerin canlı kalabileceği en uygun gıda ürünleri; yoğurt gibi taze tüketilen fermente süt ürünleri. Tabii artık, gelişen gıda teknolojileriyle birçok gıda ürünlerine de ilave edilebiliyor. (Meyve suları, içilebilir süt, bazı peynir çeşitleri, dondurma, sakız, fermente et ürünleri, kahvaltılık tahıllar, soya sütü ürünleri bunlardan bazıları.) Probiyotikler aldığımız bazı besinlerin içerisinde bulunduğu gibi, eczanelerde yoğunlaştırılmış olarak ilaç formunda, toz ya da kapsül şeklinde de satılıyor.

Formsanté Dergisi Temmuz 2010 sayısı

, , ,

May
19

Probiyotikler kanserden koruyabilir mi?

Yoğurt ve kefir başta gelmek üzere doğal birçok besinde bulunan probiyotik bakterilerin bağışıklık sistemini güçlendirdikleri için kanserden korunmada da önemli faydaları var.

Sindirim sistemimizde 1,5 kilo civarında faydalı bakteri bulunuyor. Sayıları ne kadar fazlalaşırsa bağışıklık sistemi o kadar güçleniyor, bağırsakta vitamin üretimi artıyor, zararlı maddelerin kan dolaşımına geçme ihtimali azalıyor.

Çalışmalar, probiyotik bakterilerle güçlenmiş bağırsak florasına sahip olmanın kanserden korunmada önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor. Mesela yoğurdun yoğurt ve kefirin meme kanserine yakalanma sıklığını azaltabileceğini gösteren küçük çalışmalar var. Probiyotiklerin kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olabileceği de bazı çalışmalarda gösterilmiş.

Özetle, probiyotikten zengin beslenme sadece kronik bağırsak hastalıklarından, alerjiden korunmaya, kolesterol, kan şekeri dengesini sağlamayı kolaylaştırmaya yaramıyor, düzenli tüketildiklerinde kanserden korunmada da yardımcı olabiliyor.

Daha çok probiyotik güç kazanmak istiyorsanız yoğurt, kefir, peynir, boza turşu gibi fermantasyon ürünleri ihtiva eden besinleri daha sık kullanın.

, , , , ,

Nis
07

Kanser oluşumunu önleyen, kolesterolü düşüren kefir, özellikle de öğrenciler adına sınavlarda iyi bir konsantrasyon
kaynağı. Güçlü bir bağışıklık sistemi için her gün bir bardak kefir için.
Ayran kültürümüze ait nefis bir içecek ancak yoğurdun sulandırılmış formudur. Yoğurt ile ayran arasında beslenme
değeri açısından fark yok. Ayran içmek istemediğ1inizde krema kıvamında, hafif ekşimsi tadı olan fermante bir süt
içeceği olan kefiri denemelisiniz. Kefir ayrandan farklı olarak daha güçlü bağışıklık sistemine sahip olmanızı sağlar.
Kefir diğer süt ürünlerine göre kanser oluşumunu engelleyecek etki yaratır. Araştırmalarda kefirin öğrencilerin sınav
stresini ortadan kaldırdığını, bağışıklık sistemini güçlendiğini ve sınavlarda konsantrasyon sağladığı belirtiliyor. Deney
araştırmalarında ise yoğurt ve kefir gibi Türk insanı tarafından yaygın tüketilen süt ürünleri ile sebze ve meyvenin
tüketimin teşvik edilmesi çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmada ve tedavide yararlı olacağını
ifade ediliyor. Probiyotik olarak adlandırılan kefirin, çocuklarda soğuk algınlığı semptomlarını hafiflettiği, immun sistemi
kuvvetlendirdiği de bir gerçek.
Meyve ya da nane eklenebilir
Özellikle kanser başta olmak üzere pek çok hastalığa karşı koruyucu özelliği olan kefiri günde bir bardak rahatlıkla
içebilirsiniz. Evde mayasından mayalayabileceğiniz gibi marketlerde satılan sade türlerini tercih de edebilirsiniz.
Ekşimsi tadı rahatsız ediyorsa sevdiğiniz bir meyve ve bol taze nane ile mutfak robotondan geçirerek tüketebilirisiniz.
Faydası saymakla bitmiyor
Kefirin faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
-Sindirim sistemini güçlendirir. Antimikrobiyal aktiviteyi üst düzeyde tutar. Zararlı toksinleri yok eden madde üretir.
-İmmün fonksiyonları güçlendirir.
-Gastrointestinal sistemi enfeksiyonlardan korur
-Alerjik reaksiyonlardan koruyucu özellik taşır ve alerjik koliti önler.
-Antioksidant ( kanser karşıtı ) özellik gösterir.
– Kolesterolü azaltır.
-Çocuklarda kabızlık ve ishal döngüsünün sürekli görüldüğü bir çeşit hastalık olan irritabl bağırsak semptomlarının
kontrolünde yarar sağlar.
-Gebelikte ile annede ve bebekte obeziteyi engeller

, , , ,

Mar
11

Kefir  Kafkasya’da yaşayan insanların sıklıkla kullandıkları sütün mayalandırılmasıyla elde edilen bir süt ürünüdür.

Kefir nedir

Kefir nedir kefir mayası nedir

Kefir nedir kefir mayası nedir

Kefir nedir sorusuna en güzel cevap kefir kafkasyadan gelen bir sağlık ve gençlik iksiridir olur.Kafkasyada ki insanlar uzun ömür ve sağlıklarını bu içeceğe borçludur.

Kefir, Kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.

İnsanlar kendi hücrelerinin 10 katı sayıdaki (100 trilyon) faydalı bağırsak mikrobu ile ortak bir yaşam sürdürmektedir. Faydalı bağırsak mikropları (probiyotikler) çeşitli yararlarının yanında dış ortamdan gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir bağırsak tabakası oluştururlar. Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda ivegen ve müzmin hastalığa yol açar.

Son yıllarda rafine gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak, turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketilmesi, süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini alt üst etmiştir.

Kefir nasıl yapılır?

Kefir yapılışında kullanılan süt kaynatılır ve metal olmayan (tercihan cam) bir kap içinde ılıtılır (süt temiz ise kaynatılmayabilir).

Üzerindeki kaymak tabakası alınır ve 1 çorba kaşığı kadar kefir mayası atılır ve süt iyice karıştırılır.

Kabın kapağı kapatılır ve süt 20-25 C ‘de kalacak şekilde kap bir yere bırakılır. Mayalanacak kab soba ya da kalorifer yakınına getirilir. Çevre ısısı düşük ise kabın etrafı bezle sarılır. Kabın 20-30°C’ lerde olması sağlanır. Kap içindeki süt normal olarak 18-24 Saat sonra pıhtılaşır. Maya miktarı düşük ve ortam soğuk ise pıhtılaşma gecikir. Mayalanmış süt madeni olmayan bir tel süzgeçten ya da tülbentten süzülür. Süzgeç üzerinde kalan daneler tekrar maya olarak kullanılır. Kefir mayası (taneleri) hemen kullanılmayacaksa ağzı kapalı bir cam kavanoz içinde buzdolabında saklanır. Bazıları kefir tanelerini saklamadan önce yıkarlar. Eğer yıkama yapacaksanız kefir tanelerinin zarar görmemesi için klorsuz su kullanın. Saklanmak istendiği zaman taneleri örtecek kadar bardağa süt koymak gerekir.

, , , , ,

Şub
27

, , , , ,

Kas
23

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu tarafından 220 bin liralık bütçeyle desteklenen ’Farelerde probiyotik yoğurdun ve kefirin, kolon- rektal kanser üzerine koruyucu ve iyileştirici etkilerinin karşılaştırılması’ başlıklı proje, kanseri önlemek için umut oldu.
Veteriner Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Demirkan’ın öncülüğünde 2 yıl süren araştırma sonucunda probiyotik maddesi eklenmiş manda yoğurdunun, bağırsak kanserini yüzde 80 oranında önlediği sonucuna varıldı.
PROBİYOTİK DESTEKLİ YOĞURT
Araştırmayla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Demirkan, yaklaşık iki yıl süren proje uyarınca, deneysel olarak toplam 440 farede kanser oluşturduklarını, bu farelere kanser oluşturmadan önce iki hafta boyunca manda yoğurdu, inek yoğurdu veya kefir verdiklerini anlattı.
Başka bir grup fareye de kanserle aynı anda manda yoğurdu, inek yoğurdu ve kefir yedirdiklerine değinen Prof. Dr. Demirkan, “Üçüncü gruba ise kanser oluştuktan sonra süt ürünlerini verdik. Deney sonunda bu süt ürünlerini kanser oluşmadan önce verdiğimizde kanser oluşma oranının düştüğünü gördük. Burada manda ve inek yoğurduna ayrıca probiyotik verdik. Probiyotik, hayat veren, yaşamı destekleyen anlamındadır” dedi.
KANSER, TEDAVİSİ ZOR BİR HASTALIK
Probiyotik maddelerin düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak sistemini koruduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Demirkan, şu bilgileri verdi:
“Bunlar, düzenli olarak tüketildiğinde özellikle bağırsak sistemini güçlendirmekte ve yangıları- hastalıkları önlemekte, en önemlisi, ağız yoluyla zehirleri tutabilmektedir” ifadelerini kullandı.
Kanserin tedavisi zor bir hastalık olduğunu, vücutta görünmeden önce engellemek gerektiği fikrinden hareketle bu projeye başladıklarını kaydeden Prof. Dr. Demirkan, “Kanser kısaca hücrelerin sınırsız ve kontrolsüz biçimde çoğalmasıdır. Vücutta herhangi bir organdaki küçük bir kitlenin zamanla büyüyerek kan yoluyla vücudun değişik organlarına yayılmasıdır” diye konuştu.
DİYETLERE DİKKAT
Bilinçsizce yapılan diyetlerin bağırsak kanserine neden olabileceği uyarısında da bulunan Prof. Dr. İbrahim Demirkan, şöyle devam etti:
“Kolon kanserleri, insanlarda çok görülmekte. Bunun en önemli sebeplerinden biri de diyettir. Günümüzde bitkisel kökenli liflerin az tüketilmesi sonucunda dışkı az olmakta ve uzun süre bağırsakta kalmaktadır. Uzun süre bağırsakta kalan dışkı bağırsak düzeyine zarar vermektedir. Yağlı diyetlerle beslenen bireylerde karaciğerin kolesterol ve safra salgısı artar. Bu da bağırsakta kanserojen maddelere dönüşmektedir.”
ARAŞTIRMA İÇİN GENİŞ KADRO
Projede Prof. Dr. Demirkan ile birlikte araştırma ekibinde Doç. Dr. Mehmet Özdemir, Doç. Dr. Hayati Yüksel, Yrd. Doç. Dr. Şebnem Pamuk, Yrd. Doç. Dr. Hikmet Keleş, Yrd. Doç. Dr. Fatih Bozkurt, Dr. Tolga Ertekin, Arş. Gör. Dr. Musa Korkmaz ve Yüksek Lisans öğrencisi Atilla Doğan görev aldı.
Murat ARISOY/AFYONKARAHİSAR, (DHA)

, , , , , , , , , , ,

Kas
13

HEPİMİZİN bağırsaklarında bir kilodan fazla doğal mikrop yükü var. Bunlar bizimle işbirliği içinde çalışan mikroplar. Özellikle yoğurt ve kefir gibi süt ürünleri bu mikropların miktarını artırıyor. Probiyotiklerin bağışıklığımızı güçlendirerek bizi bazı kanserlerden koruyabildiğini, alerjik hadiseleri engellediklerini, kolesterol ve şeker dengesini desteklediklerini biliyoruz. Probiyotik depomuz güçlendikçe depresyona yakalanma olasılığımız azalıyor, gaz, şişkinlik, hazımsızlık sorunlarımız azalıyor.

Yoğurttan uzun yaşam iksiri

HÜRRİYET’te okuduğum bir haberde Kazak bilim insanlarının Kazakistan Devlet Başkanı Sayın N. Nazarbayev’in ömrünü uzatmak için yoğurttan yeni bir “iksir” ürettikleri yazıyordu. Bilimcilerin buldukları iksirin yoğurttan elde ettikleri bir “probiyotik” karışımı olduğu anlaşılıyor ve probiyotiklerin sağlığa müthiş bir destek sağladıkları 1900’lü yılların başından beri zaten biliniyor.

KESİP SAKLAYIN

ÖMÜR UZATAN BESİNLER

ÖMRÜMÜZÜ hangi besinlerin daha çok uzattığı ciddi bir merak ve araştırma konusudur ve her sağlık uzmanının bu konuda farklı bir listesi vardır.
Yandaki listeyi farklı uzmanların önerilerinin bir karışımı olarak hazırladım. Eksikleri olsa da listenin işinize yarayabileceğini düşünüyorum.

–  Badem, ceviz, fındık
–  Fasulye, mercimek
–  Böğürtlen, kiraz, kırmızı erik, nar
–  Ahududu, kırmızı üzüm, çilek, yabanmersini
–  Domates, soğan, sarımsak, patlıcan
–  Lahana, brokoli, turp, pancar
–  Balık
–  Bulgur
–  Zeytinyağı
–  Yeşil, siyah çay
–  Zerdeçal, zencefil, tarçın
–  Kırmızıbiber ve karabiber
–  Nane, maydanoz, kekik, tarhun
–  Dereotu, roka ve benzerleri
–  Ispanak, pancar, semizotu
–  Yoğurt ve kefir

 

Prof.Dr. Osman Müftüoğlu

, , ,

Eki
07

Bilim Kafkasların uzun yaşam iksiri probiyotiklerin gücünü keşfetti. Fermente süt ile tahıllarda bulunan bu mucizevi iksir
kanser, kalp hastalıkları ve diyabetin doğal ilacı oldu.
PROBİYOTİK terimi, Yunanca ‘hayat için’ anlamına geliyor. Bilim bu mucizeyi uzun hayat süren Kafkaslar üzerindeki
araştırmalar sayesinde keşfetti. Kafkaslar’ın fermente süt ürünlerini çok tüketmesinin, başta kanser, kalp hastalıkları ve
diyabet gibi kronik hastalıkların gelişme ihtimalini azalttığı ortaya çıktı. Probiyotiklerin en önemli etkisi sindirim
sisteminin canlılığını korumak ve barsak hastalıklarını önlemek. Probiyotikler fermentasyon ürünlerinde
bulunduğundan bilinen en yaygın probiyotikli besinler yoğurt ve kefirdir. Probiyotik mikroorganizmalar sadece ‘fermente
süt ürünleri’nde bulunmaz, bazı tahılların fermentasyonu ile elde edilen besinlerde oluşur. Bunlar boza, tarhana ve
şalgamdır. Fermente süt ürünlerinden yoğurt ve kefir ise midede helikobakter pylori, barsak enfeksiyonları ile alerjik
belirtileri azaltan bir etki gösterir.
Tarhana çorbası vücudu dinç tutuyor
Probiyotik ürünlerin irritabilite barsak sendromunda tedavi edici etkisi olduğu, kanser riskini azalttığı, kandaki kolesterol
düzeyini düşürdüğü ve kalsiyum mineralinin yararlılığını artırdığı tıbben kanıtlanmış durumda. Bu yüzden her gün en az
1 su bardağı kefir ve 1 su bardağı yoğurdu sağlıklı beslenme planımıza eklemek doğal ilaç gibi etki gösterir.
Son yıllarda probiyotiklerin bağışıklık sistemine etkileri üzerinde yapılan araştırmalar ise bu mucizevi besinin vücudun
direncini artırmadaki gücünü de ortaya koydu. Uzmanlar özellikle mevsim geçişlerinde yoğurt, tarhana, kefir gibi
besinlerin yenmesinin vücutta antikor sentezini arttırarak enfeksiyonlara karşı koruyabileceğini açıklıyor. Bunun dışında
probiyotik etkiyi öncü olarak aktive eden prebiyotikler de sağlık açısından çok etkilidir. Prebiyotikler ince barsak enzimleri
tarafından parçalanamayan doğal ve yapay şekerlerden oluşur. Kurubaklagiller, soğan çeşitleri ve sarımsak, sağlıklı
prebiyotikten zengindir. Eğer hem prebiyotik hem de probiyotik yerseniz kanserden alerjiye kadar sizi koruyacak
organizmaların sentezini 10 kat arttırırsınız.
Metabolizmayı düzenleyen salata yiyin
Semiz otunu yıkayın ve büyük bir kaseye koyun. 1 ince dilimlenmiş kuru soğan, 1 küp şeklinde doğranmış domates, bol
taze nane ve dereotu ve 2 yemek kaşığı ile harmanlayın. Ayrı bir küçük kasede yoğurt ile 2 diş ezilmiş sarımsağı
mikserle çırpın ve salata kasesinin üzerine sos olarak dökün. Yemeklerinizin yanında yiyeceğiniz bu salata ile yaşam
iksiri yaparak zinde, dinç ve metabolizmanızın sürekli düzenli çalışmasına yardımcı olmuş olacaksınız.
Selehattin Dönmez

, , , , , , ,

Eyl
28

Günümüzde artık anne ve babalar daha bilinçli ebeveynler. Sağlıklı bir bebek için hamilelik öncesinden itibaren ilk olarak kendilerinden başlayarak sentetik kimyasallar, ilaçlar ve kötü alışkanlıklardan arınmış bir hayat seçmeye çalışıyorlar. Doğal doğumu bilinçli olarak seçen anneler artıyor. Emzirmek dünyanın en güzel paylaşımlarından biri haline geliyor, anneler bağışıklık sistemini son derece güçlendiren emzirmeyi hiç bırakmak istemiyor.

Her anne gibi ben de kışın çocuklarımın yaza göre daha sık hastalandıklarını görüyorum. Ne zaman doktorumuza sorsam demek bir şeyi yanlış yapıyorsunuz derdi. Bence hastalığın ne kadar ağır geçtiği önemli. Her çocuk hastalanarak büyür. Eğer bağışıklık sisteminin doğru bir şekilde işlemesine izin verilirse, her hastalık bağışıklık sistemini geliştirir. Güçlü bir bağışıklık sistemi ağır hastalıklara geçit vermez, her kış ufak tefek gripler ve üşütmelerle atlatılabilir. “Ben her seferinde bağışıklık sistemine yardımcı olacak doktorun verdiği ilaçları, antibiyotikleri kullanıyorum, öyle atlatıyoruz” diyenleriniz olabilir. Kimyasal ilaçlar, antibiyotikler bağışıklık sisteminin normal işleyişine müdahale eder, faydalı bakterileri yok ederek vücudu yardıma bağımlı hale getirebilir. Burada vurgulamak istediğim nokta ilaçlar ile müdahale etmek yerine çocukların bağışıklık sistemlerini kendi kendilerine güçlendirmelerine besinler, egzersiz ve doğal desteklerle yardımcı olmaktır. Ancak kendinizi emin hissetmediğiniz her türlü noktada çocuk doktorunuza fikir danışmanızda fayda var.

Doğal ve doğru beslenme yanında ilaçsız yöntemlerle bebeklikten itibaren yavaş ama sağlam adımlarla bağışıklık güçlenir. Böylece çocuğunuz ileride çok az hastalanan, hastalandığında da kolay ve hızlıca atlatan bir yapıya sahip olabilir. Bunlar size hayal gibi mi geliyor… Ben kendimde ve çocuklarımda işte aşağıdakileri denedim ve denemeye devam ediyorum. Şimdiye kadarki sonuçlardan memnunum.

Doğum: Yapay ilaç ve zararlı kimyasallardan arınmış bir hamilelik, bunu takip eden doğal bir doğum en güzel başlangıçtır.

Emzirme: Bebeklerin bağışıklığı 6. aydan itibaren gelişmeye başlar. İlk 6 ay sadece anne sütü alması bağışıklığı bebekler için çok önemlidir. Emzirmek her annenin doğal olarak yapabileceği mekanik bir olaydır. Doğru tutuş ve yöntemlerle 2 sene ve sonrasına kadar emzirme rahatlıkla sürdürülebilir. Anneler ve uzun süre emen bebekler, emzirme boyunca pek çok çocuk hastalığından korunmuş olur. Gerekirse emzirme uzmanlarından ve emzirme liderlerinden destek alabilirsiniz. La Leche League: www.lll.com.tr. Emziremeyen anneler ASOOB (Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsun) aracılığıyla süt anne bulabilir. Anne sütünde 400’den fazla madde henüz tanımlanmışken, yapay mamalardaki içerik sayısı 40 civarındadır. Mamalar beyaz altın denen anne sütünün yerini tam olarak tutamazlar.

Doğal beslenme: Bebeğiniz için 6 aylık emzirme sonrasında emzirmeye ek olarak katı gıdalara geçiyorsunuz. Mutfakta artık daha çok zaman geçirmeniz gerekiyor. Ancak karşılığında daha sağlıklı bir çocuk, daha az hastalık olacak.

Probiyotikler antibiyotik ihtiyacını azaltıyor. Bunun için evde güvenilir bir yerden temin edeceğiniz çiğ süt, yoksa günlük pastörize süt ile yoğurt, kefir hazırlayabilirsiniz.

Diyet %80 organik ve doğal taze sebze ve meyveler içermelidir. Besinlerinizi yerli tohumdan yetiştiren üreticilerden temin etmeye çalışın. Sebze yemekleri günlük pişirilmeli ve 24 saati geçmeden, pişirme dahil 2 kereden fazla ısıtılmadan tüketilmelidir. Sonrasında kanserojen nitrit ve nitrat üretmeye başlar, besin değerleri kaybolur. Paketlenmiş ve fabrikada işlemden geçmiş yiyecekler tüketilmemelidir. Doğal ve geleneksel yöntemlerle üretilmiş besinleri tercih edin.

Şeker kanserojen ve toksik etkiye yol açtığı için tüketilmemelidir. Bağışıklık sisteminin en kötü düşmanı olan şeker tüketildiğinde bağışıklık sisteminin %80 çalışmasını 5 saat boyunca durdurur. Ben şekersiz keklerimde pekmez, tam buğday unu, zeytinyağı ve tereyağı kullanıyorum.

Doğal takviyeler: Özellikle kış aylarında antibiyotikten 100 kat daha güçlü, çocuklarınıza bağışıklığı kuvvetlendiren organik arı propolis verebilirsiniz. Propolisin ayrıca pek çok hastalığa karşı faydası var.

Omega-3 alımı ise keten tohumu yağınya da balık yağı alımı şeklinde gitgide daha çok öneriliyor. Balık yağı alırken sentetik üretim yerine doğal fermentasyonla elde edilmiş yağlar tercih edilmelidir. Balık yağı ve otlayan hayvan tereyağı birlikte tüketilirse diş çürüklerini önler ve tedavi eder.

C-vitamini stresi önlemesinin yanısıra, hastalık anında iyileşme süresini kısaltıyor. C-vitamini sentetik olmayan, bitkisel kaynaklı ürünlerden seçilmeli.

Doğal temizlik: Bebeği doğumdan itibaren zararlı sentetik kimyasallardan arınmış bir şekilde yetiştirmek bağışıklık sistemini desteklerken, henüz ufacık olan karaciğerlerine fazla yük bindirmez. Doğalcı doktorlar tarafından yeni doğan bebekler için önerilen şeyler sadece zeytinyağı, saf doğal zeytinyağlı sabun, doğal sabun tozu ve sudur. Anısını anne ve babalara da öneriyorum. Evde bitkisel yağlardan üretilen arap sabunu, karbonat, deniz tuzu gibi doğal temizlik malzemeleri kullanın.

Sokağa çıkma: Yaz, kış, yağmur, çamur demeden her gün en az 30 dakika dışarı çıkılmalıdır. Bu hem güneşten D-vitamini almak, hem de sokak havasını solumak açısından önemlidir. Özellikle hasta olunca, iyice giyinip çıkılmalıdır çünkü temiz hava iyileşmeye yardımcı olur.

Evcil hayvanlar: Başka çocuklar ve evcil hayvanlar ile temas çocuğun sağlıklı bir bağışıklık geliştirmesine yardımcı olur. Ancak özellikle ilk 6 ay boyunca kapalı alışveriş merkezleri gibi yapay hava dolaşan mekanlardan uzak durulmalıdır. Geziler ve eğlence için açık hava, deniz kenarı ve parklar her zaman tercih edilmelidir.

Hijyen: Temizlik ve sağlıklı bir hijyen, sabunla el yıkama, kirli ellerin yüze sürülmemesi gerektiği çocuğa ufaklıktan itibaren öğretilmelidir.

Egzersiz: Sağlıklı bir çocuk için fiziksel aktivite önemlidir. Sağlıklı bir zihin ve beden için çocuğunuzu televizyon ve ekranlardan uzak tutmanın en kolay yolu dışarıda doğada vakit geçirmektir. Doğada yaşayın, eviniz sadece uyku mekanınız olabilir!

Su: Florsüz su tercih edilmelidir. Çocukların yeterince su içtiklerini anlamak için idrarlarının rengine bakmalısınız. Koyu renk daha fazla su ihtiyacı olduğunu gösterir. 15 kg bir çocuk günde en az 2 bardak (15 oz) su içmelidir.

Nefes: Çocuklarınıza doğru nefes alma alışkanlığı kazandırın. Gece uyurken ağız kapalı uyumayı öğretin.

Hastalık: Ateş faydalıdır ve doğal bağışıklık sisteminin çalıştığını gösterir. Ateşe gündüz müdahale edilmemeli, gece uyuyabiliyorsa dokunulmamalıdır. Uykusunu alamıyorsa su ve sirke ile düşürülebilir. Ancak bu müdahale bile ateşin uzamasına sebep olur. Doğal seyrine bırakılan ateş ancak vücuttaki mikropları öldürdükten sonra düşer, bir daha çıkmaz. Ateşin doğal seyri ilk gün ve gece en yüksek ateş, ikinci gün azalarak devamı, 3. ve 4. günlerde normal seviyeye inmesi şeklinde ilerler. Çocuklar çoğunlukla yüksek ateşleri büyüklerden çok daha rahat atlatabilirler. Parol ve parasetamol içeren ilaçlar karaciğere toksikdir ve kalp krizi riskini artırmaktadır.

Uyku: Gündüz uykuları pek çok çocuk için ihtiyaçtır. Ancak gece uykusu özellikle gece 10 itibariyle büyüme hormonları salgılandığı için çok önemlidir. Kaliteli bir uyku için uyku saatinden 2-3 saat öncesinde yeme ve içme kesilmeli, gece aç yatılmalıdır. Böylece vücut sindirim yerine büyüme ve yenilenmeye enerji harcar.

Doğal tedaviler: Hastalık anında vücudun bağışıklık sisteminin çalışmasını engellemeyecek vitamin ve mineral içeren sebze çorbaları, bitkisel çaylar, uçucu yağlar ve homeopatik ilaçlar anne ve babaların başvurabileceği doğal tedavi yöntemleri arasında yer alıyor.

Doktor: Çocuğunuza doktor seçerken dikkat edecekleriniz doğumda olduğu gibi size ve sorularınıza bol vakit ayırabilecek, bilgi vermekten hoşlanan, kendini geliştirmeye hevesli, size “ben doktorum” dememesi olmasıdır. Çocuk doktorunuz yanısıra kolayca ulaşabileceğiniz tıp doktorları kadar derin eğitimler almış bir homeopat, kayropraktör, ostepoat, naturapat da size ilaçsız sağlıklı çocuk yetiştirmede alternatif yöntemleri memnuniyetle sunacaktır. Doktor ve uzman önerileri için facebook Doğal Anneyim grubu dosyalarına bakabilirsiniz.

Kitap: Kendinize mutlaka elinizin altında size doktorunuzdan daha fazla bilgiyi verebilecek kalitede bir çocuk hastalıkları kitabı edinin. Bu kitapta modern tıp ilaçlarının yanısıra bitkisel, beslenme destekleri, vitaminler, homeopati, akupressure gibi doğal yöntemler yer alırsa gardınız kuvvetli olacaktır. Benim el kitabım İngilizce, “Smart Medicine for a Healthier Child” Janet Zand, Robert Rountree, Rachel Walton (Çocuk hastalıklarında kullanılacak besin takviyeleri, bitkiler, Homeopati, Acupressure,  beslenme ve ilaçlar). Türkçe olarak size “Çocuk Hastalıkları-Önlem, Tanı, Tedavi” ve “Tanrı’nın Eczanesinden Sağlık” Maria Treben, “Bir Yudum Sağlık” Niyazi Eröztürk’ü önerebilirim.

Böyle yetişen çocuklarda hastalıklar hafif seyrediyor, çok rahat atlatılıyor. Doğanın sunduğu reçetelerden faydalanmalıyız.

Daha fazla destek ve bilgi için:

http://dogalanneyim.blogspot.com

http://www.facebook.com/groups/dogalanneyim

http://bashico.blogspot.com

http://blog.milliyet.com.tr/bashico

, , , , ,

Haz
18

Yaz sıcaklarından korunmak için suyun yanı sıra geleneksel içeceğimiz ayran, şekersiz limonata, soda, taze sıkılmış meyve suları ve probiyotik özelliği olan kefir gibi içeceklerin tüketilmesi gerektiği belirtildi.

Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kemal Macit Hisar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı sıcakların çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirdiğini söyledi.

Yaz sıcaklarının vücutta yol açacağı zararlardan korunmak için günün en sıcak saatlerinde ve güneşin dik geldiği saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini ifade eden Hisar, sıvı kaybının önüne geçilebilmesi için de aşırı hareketlerden kaçınılması ve sık sık tuz içeren sulu gıdalar alınması gerektiğini belirtti.

Hisar, spor yapmak için sabah ve akşam saatlerinin tercih edilmesi, her bir saatlik spor için de en az 2-4 bardak sıvı alınması gerektiğini vurgulayarak, ”Ağır fiziki aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az 2 kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir” dedi.

”VÜCUT ISISININ YÜKSELMEMESİ İÇİN SIK SIK DUŞ ALIN”

Bebekler, çocuklar, engelliler ve hayvanların, kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmaması gerektiğine dikkati çeken Hisar, vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınması, bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ensenin soğuk suyla ıslatılması veya silinmesi gerektiğini aktardı.

Yaz sıcaklarından korunmak için susuzluk hissi olmasa dahi her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğini anlatan Hisar, şunları kaydetti:

”Kahvaltıda az yağlı peynir, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Yaz sıcaklarında, vücutta daha fazla sıvı kaybına yol açan hazır meyve suyu, gazoz, meyveli soda gibi kafein ve yüksek miktarda şeker içeren sıvılar alınmamalı. En uygun sıvı kaynağı her zaman sudur. Geleneksel içeceğimiz ayran, şekersiz limonata, soda, taze sıkılmış meyve suları ve probiyotik özelliği olan kefir sıcak günlerde en iyi seçimlerdir.”

Hisar, sıcak havalarda, mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içeceklerin tercih edilmemesi uyarısında bulundu.

”Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır” diyen Hisar, çabuk bozulma riski olan et, yumurta, süt ve balık gibi besinlerin açıkta bekletilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

 

AA

, , , , , , , ,