Archive
Posts Tagged ‘Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU’
basından, makaleNisan 7th, 2010
Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! Zamanla beta karoten’di, selenyum’du derken avuç dolusu hap yutmaya başladık. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar. Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada, dolayısıyla yiyip içtiklerimizde zaten var.
DOKSANLI yılların başında Amerika da başlayan vitamin, mineral ve diğer besin desteklerinden faydalanma arzusu şimdi bizde de yaygınlaştı. Önce C ve E vitaminiyle tanıştık! İlgimiz zamanla genişledi. C ve E vitaminiyle yetinmemeye, beta karoten’di, selenyum’du, çinko’ydu, kalsiyum’du derken “sağlığımı güçlendireyim” düşüncesiyle avuç dolusu hap yutmaya başladık. Gözlemlerimiz bu konunun yanlış bir yola girdiğini gösteriyor. Kitapta, gazetede, dergide okuyan, arkadaşından, komşusundan duyan birçok insan bu desteklerden faydalanmaya çalışıyor. Oysa bu ürünler herkese lazım değil. Üstelik oldukça da pahalılar.
Çoğu doğada zaten var
Her şeyden önce şu noktayı iyi bilmeniz lazım. Bu desteklerin çoğu doğada dolayısıyla yiyip içtiklerinizde zaten var. Eğer doğru bir yeme içme planı yapabilirseniz bunların eksikliğini çekmez, ihtiyacınız kadarını vücudunuza zaten kazandırırsınız. Söylemek istediğim şey şudur: Kendinizi “süper hissetmek” istiyorsanız bunu vitamin, mineral ve besin desteği haplarıyla yapabilirsiniz ama doğrusu, ucuzu ve hatta daha etkilisi manav, market, pazar alışverişinizde sepetinize dolduracağınız yiyeceklerde gizlidir.
Fazlasına doktor karar versin
Hele bir de bu yiyecekleri içindeki bu gizli güçler tahrip olmadan sofranıza koyabilirseniz “bir şeyleri eksik mi alıyorum acaba?” sorusunu unutabilirsiniz, gözünüz kesinlikle arkada olmaz. Ben size öncelikle süper gıdaları mutfağınızdan, sofranızdan eksik etmemenizi öneriyorum. Ama bütün bunlara rağmen hala bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyorsanız ya da özel bir nedenle bazı maddelere fazlaca ihtiyacınız varsa –ki bu kararı doktorunuz vermelidir- desteklerden faydalanmayı o zaman düşünün.
İşte doğal vitaminler
- ON üzüm tanesi (taze veya kuru) yediğinizde, on kiraz, ahududu, mor yaban mersini, böğürtleni midenize indirdiğinizde bir tablet rezveratrol ya da antosiyanin yüklü antioksidan haptan çok daha fazlasını elde edersiniz. Üstelik, birçok başka vitamin ve minerali de hücrelerinize gönderirsiniz.
- Sabah kahvaltısında dilimleyip hafifçe ısıttığınız domates parçalarının üzerine şöyle yarım çay kaşığı kadar zeytinyağı gezdirirseniz, salatalarınıza domates kurusu ilave eder, yaz aylarında birkaç dilim karpuzu afiyetle yerseniz ihtiyacınız kadar likopeni bedeninize kazandırmış olursunuz.
- Dörtte bir fincan ayçiçeği çekirdeği, günlük E vitamini ihtiyacınızın neredeyse tamamını, bir su bardağı yoğurt günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini, bir bardak kefir probiyotik desteğinizin neredeyse hepsini sağlar.
- 3-4 fincan yeşil çay içtiğinizde inanamayacağınız miktarda antioksidan kazanıp kanınızı tam bir “epigalokateşin” cennetine çevirebiliyorsunuz.
- Dünyanın en değerli antioksidanlarından lütein ve zeaksantin gözlerinizin en yakın dostlarıdır ve bir orta boy turuncu renkli dolmalık biberin içinde bir miligram lütein, 6,5 miligrama yakın zeaksantin var.
- Aynı anda 200 miligramın üzerinde C vitamini (günlük ihtiyacınızın üç katıdır), 5 miligram kadar E vitamini (günlük ihtiyacınızın üçte biridir) de aynı biberin içinde gizlenmiş sizi bekliyor!
Peki ben ne yapıyorum
BEN, yalnızca CoQ10 ve omega-3 desteği alıyorum. Ama fırsat buldukça da pancar, turp, karnabahar, lahana tüketmeye çalışıyorum. Özellikle taze çiğ lahanayı daha bol yiyebilmek için Mihraban’dan soframızda “ev yapımı” lahana turşusu bulundurmasını istiyorum. Çünkü bunların içinde benim o sarı renkli kapsülümdeki kadar olmasa da oldukça fazla miktarda CoQ10 var.
Kansere karşı müthiş defans
Kapsülüm sadece CoQ10 içeriyor ama bu yiyecekler kalsiyumdan, C ve K vitamininden de zengin. Ve tümü kansere karşı mükemmel bir defans oluşturduğu yüzlerce yayında kanıtlanmış sulforafan ile dolu. Bu örneklere sabah kahvaltısında yudumlayacağınız yarım bardak nar veya portakal veya greyfurt suyunu, ara öğünlerde faydalanacağınız elma dilimlerini ya da 3-5 adet nohut/ 7-10 adet fındık veya bademi de dahil ederek bedeninizi tam bir vitamin, mineral ve antioksidan doğal madde cennetine çevirebilirsiniz.
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
antioksidan, avuç dolusu hap, beta karoten, c vitamini, çinko, doğal beslenme, doğal vitaminler, e vitamini, günlük vitamin ihtiyacı, kalsiyum, kanser, karpuz, likopen, lütein, mineral, omega 3, probiyotik, Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU, selenyum, vitamin hapları sağlıklımı, vitaminleri doğal yoldan alma, zeaksantin
akademik, basındanMayıs 14th, 2009
Üstelik bunların çoğu kolay, ucuz ve uygulanabilir şeyler. Domates salçasına ağırlık verin, sarımsağı bütün değil ezerek tüketin, üzümün çekirdeğini çiğneyin, normal ısıdaki yeşil ve siyah çay kanserden korunmada çok etkili ama çayınızı plastik değil cam bardakta için.
KANSERDEN koruyucu bir beslenme planı söz konusu olduğunda ilk sırada yine ’sağlıklı beslenme’ prensiplerine uymak gelir. Proteini, karbonhidratı, yağı dengeli, kalorisi yeterli bir beslenme planı oluşturabilirseniz işiniz kolaylaşıyor. Tabii ki çeşitlilik de çok önemli. Farklı besinlerde farklı kanser koruyucuları var. Bu nedenle hep aynı şeyleri yemek yerine besin seçimlerinizi mümkün olduğu kadar değiştirmeniz gerekiyor. Son yıllarda kanser ve beslenme konusuna ilgi arttı. Bu gelişme, hangi besinlerin kanserden korunmada daha etkili olduğunu araştıran çalışmaların sayısını da artırdı. Bu yazıda söz konusu doğal besinler ve faydalı oldukları alanları içene alan kısa bir yolculuk yapacağız.
Plastikten uzak durun
Yeşil ve siyah çayın kanserden korunmada sağladıkları avantajlar bir hayli etkileyici. Laboratuar çalışmaları özellikle yeşil çayda bol miktarda bulunan ’kateşinlerin’ prostat, meme, kalın bağırsak ve mide kanseri gibi birçok kansere karşı koruyucu bir zırh oluşturabileceğini gösteriyor. Bu arada dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var: Tel zımbalarla hazırlanmış poşet çaylardan uzak durmak ve çay içerken plastik bardaklar kullanmamak. Çayı mümkün olduğu kadar az şekerle içmenizi öneriyorum. Çünkü kanser şekeri seviyor. Şekerli yiyecekler gelişmekte olan bir kansere de, mevcut bir tümöre de enerji kaynağı görevini üstleniyor. Tatlandırıcı kullanmanızı da tavsiye etmem. Ayrıca çayı çok sıcak ve hızlı içmemenizde fayda var.
Domates ve nar mucizesi
Kanserden korunmada yıldızı parlayan besinlerden biri de nar. Çok sayıda çalışma narın da önemli bir kanser koruyucusu besin olduğunu telkin ediyor. Narın yapısında ve çekirdeğinden elde edilen yağda bulunan birçok maddenin (elajik asit, purisik asit gibi antioksidanlar) başta prostat, meme ve kalınbağırsak kanseri olmak üzere kansere karşı güçlü bir antioksidan zırh oluşturdukları anlaşılıyor. Bir başka mucize de domateste saklı. Biz ona ’kırmızı mucize’ diyoruz. Mucizenin kimyasal adı likopen! Bu çok güçlü antioksidan karotenoid özellikle meme, prostat, kalınbağırsak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserine karşı korunmada faydalı olabileceği anlaşılıyor. Likopenin en güçlü kaynağı domatesin kendisi ve ürünleri. Özellikle işlemden geçmiş domates ürünleri (salçası, ketçabı, sosu, çorbası) bol miktarda likopen ihtiva ediyor. Çorbanızı evinizde kendiniz hazırlayın, az tuz ve yağ kullanın. Likopen yağda eriyen bir madde olduğundan ve ısıtılınca daha kolay ortaya çıktığından taze domatesleri yerken hafifçe ısıtma işleminden geçirmeyi ve üzerine bir iki damla zeytinyağı eklemeyi ihmal etmeyin. Likopen kan portakalında, kırmızı/pembe greyfurtta, hatta karpuzda ve kayısıda da var. Bu maddenin hücrelerde kanseri tetikleyen temel olay DNA hasarını azalttığını gösteren çalışmalar var.
Üzüm çekirdeği çiğneyin
Konu kanserle mücadele olduğunda listeye üzümü eklememek haksızlık olur. Üzümün çekirdeği ve kabuğunda bol miktarda bulunan doğal ilaçlardan biri resveratrol da tıpkı likopen gibi DNA hasarını azaltarak, kanserden korunmayı kolaylaştırıyor. Bunun için en doğrusu taze, çekirdekli üzümü çekirdeklerini de çiğneyerek yemektir. Taze sıkılmış üzüm suyunda da bol miktarda resveratrol bulunuyor. Kurutulup öğütülerek kullanılan üzüm çekirdeğinin ne oranda faydalı olduğunu gösteren ciddi bir çalışma görmedim. Bu arada asma yaprağında bile resveratrol varmış. Dolma severlere duyurulur…
Sarımsağı ezerek yiyin
Listeye sarımsak ve soğanı da eklemek gerekir. Özellikle sarımsağın güçlü bir kanser düşmanı olduğu yüzyıllardır biliniyordu. Bu bilgi son yıllarda bilimsel olarak da teyit edildi. Sarımsakta bulunan kükürtlü bileşikler yemek borusu, mide, kalın bağırsak, akciğer ve karaciğer kanserine yakalanma olasılığını düşürüyor. Sarımsak tüketimi yüksek olan toplumlarda kalınbağırsak kanserleri de, mide kanserleri de az görülüyor. Aynı şeyleri meme ve prostat kanseri için de söyleyebileceğimizi düşündüren bulgular var. Sarımsaktan faydalanmak için hapını, tozunu bir yana bırakıp doğrudan kendisini yiyin. Sorun kokusunda ama işin uzmanları sarımsak ezilmeden yutulursa değerini kaybedeceğini, ezildikten sonra da en geç bir saat içinde yenilmesi gerektiğini belirtiyor. Sarımsağın içindeki tümör savaşçısı Allisin isimli madde ancak sarımsak ezilince aktive oluyor. Sarımsaktan söz etmişken soğandan da bahsedelim. Özelikle kırmızı soğan kanserle savaşta faydalı gibi görünüyor. Bir çalışmada günde yarım baş soğan tüketiminin mide kanserine yakalanma riskini yüzde 50 oranında azalttığı tespit edilmiş. Başka çalışmalarda da soğanın çeşitli organ kanserlerini azaltabileceği (meme, karaciğer, kalınbağırsak kanserleri) gösterilmiş. Son yılların parlayan doğal kanser savaşçılarından biri de Zerdeçal! Tıka basa polifenolik antioksidan dolu olan bu doğal kanser koruyucusunun içindeki Curcumin isimli madde neredeyse kanser önleyici bir ilaç gibi çalışıyor. Zerdeçalın mevcut tümör hücrelerinin çoğalmasını da engellediğini gösteren birçok bulgu var.
Ruhunuz da beslensin
Kansere faydalı olabilecek besinler listesini daha da uzatmak tabii ki mümkün. Bu listeye portakal ve diğer turunçgilleri, kayısıyı, turp, şalgam, lahana, karnabahar grubunda yer alan bütün besinleri eklemek gerekiyor. Ama ne yazık ki yerimiz sınırlı. Bana sorarsanız konu kanserden korunmak olduğunda yalnızca bedeninizi değil, ruhunuzu da beslenmeyi ihmal etmeyin. Birçok defa yazdık, bir kez daha hatırlatalım: Manevi yanı güçlü, duanın gücüne inanan, ailesi ve içinde yaşadığı toplumla iyi ve güzel ilişkileri olan, iyimser, iyi huylu ve iyi insanlar kansere daha az yakalanıyor. Yakalansalar bile ömürleri daha uzun, sorunları daha az oluyor.
Kendinize beslenme planı hazırlayın
BİZE göre kanserden koruyucu bir beslenme planınız olsun istiyorsanız belirttiğimiz yiyecekleri daha sık kullanın. Beyaz ekmeği yememeye, tam tahıllı ekmek yemeye çalışın. Şekerin fazlasından uzak durun. Beyaz unu çok kullanmayın. Katkılı yiyeceklerden, tatlandırıcı eklenmiş ürünlerden de uzaklaşın. Mümkün olduğu kadar sebze ve meyveleri mevsiminde yemeye, yumurta, zeytinyağı, kefir gibi geleneksel yiyeceklerinizden uzak kalmamaya, abartmamak koşuluyla kabuklu kuruyemişlerden faydalanmaya çalışın. Boza, sirke, nar ekşisi gibi doğal soslar kullanın, doğal içeceklerden faydalanın.
Kırmızıbiberi nemsiz ortamda kurutun
KANSERLE savaşta yararlı olabileceği anlaşılan mutfak mucizelerinden biri de kırmızıbiber. Kırmızıbiberdeki Kapsaisin maddesi kanser hücrelerini daha oluştuğu anda öldürmeye yönelik bazı özellikler taşıyor. Kırmızıbiberdeki bu maddenin etkili olduğu kanserler pankreas ve akciğer kanseri. Dikkat edilmesi gereken nokta nemli ortamda kurutulan kırmızıbiberde üreyen küflerin Aflatoksin adı verilen toksinleri üretebilmeleri ve bunların karaciğer kanserine yol açabilmeleri. İşin uzmanları kırmızıbiberin nemsiz ortamlarda kurutulmasını ve uygun koşullarda saklanmasını şart koşuyorlar.
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
(meme, Aflatoksin, akciğer ve karaciğer kanseri, antioksidan, Boza, Curcumin, DNA, elajik asit, kalınbağırsak, kanser, kanserden korunma, karaciğer, karnabahar, lahana, likopen, nar ekşisi, Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU, prostat, purisik asit, resveratrol, şalgam, Sarımsak, sirke, tahıllı ekmek, turp, Zerdeçal