Archive

Posts Tagged ‘yoğurt’

Eki
01

Sağlıklı olmanın ve hastalıklardan uzak kalmanın en önemli yollarından biri doğru beslenme… Özellikle okul çağındaki çocuklarımızı hastalıklardan korumak için onların doğru beslenmelerini sağlamamız gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emin Mindan, çocukların sağlık açısından çok yararlı olan bazı gıdaları yeterince tüketmediğini söylüyor. Bu gıdaların başında kefirin geldiğini belirten Dr. Mindan, “Kefirin sağlıklı bağırsak florası için gerekli olan en önemli gıda olduğu unutulmamalı” diyor ve ekliyor:

HER DERDE DEVA OLAN MUCİZEVİ BİR İÇECEK

“Kefir bağışıklık sistemini güçlendirip sindirime yardımcı olmakla kalmıyor, bağırsaktan zararlı maddelerin geçişini de önlüyor. Ayrıca vitamin üretimi yapıyor, alerjik hastalıkları engelliyor, otizm bulgularını hafifletiyor ve bağırsak geçirgenliğini azaltıp böbrek taşlarına engel oluyor. Yararları saymakla bitmeyecek kadar çok olan kefirin yaşlanmayı geciktirdiği, idrar yolları iltihaplarını önlediği ve depresyonu hafiflettiği de biliniyor. Bu mucizevi içecek evde yapılabileceği gibi ev yoğurdu ile karıştırılarak da içilebilir. Yayla çorbası veya cacık yapımında da kefir kullanılması önerilmektedir.”

MİKROPLARIN ÇOĞALMASINI ENGELLİYOR

“Atalarımız sütün iyi sindirilmediğini bundan binlerce yıl önce anlamışlar ve sütün içine iki probiyotik ilave ederek yoğurt yapmışlar” diyen Dr. Emin Mindan, kolay sindirilen bir besin olan yoğurdun da çocuklar için çok önemli bir protein ve probiyotik kaynağı olduğunu dile getiriyor. Ancak bu yararlı özellikler sadece ev yoğurdunda bulunuyor. Normalde yoğurttaki probiyotiklerin çoğalmadığını ama evde yapılan kefirde 77 adet yararlı probiyotik bulunduğunu dile getiren Dr. Mindan, kefirin bağırsaklarımızda bulunan 400 çeşit probiyotiğin çoğalmasına yardım ettiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle de, günlük pastörize sütün evde kefir veya yoğurt yapımında kullanılmasını tavsiye ediyor. Kefir ve ev yoğurdu tüketimi alerji oluşumunu önlüyor ve vücuttaki mikropların çoğalmasına engel oluyor.

Ceyda Erenoğlu- Gazete Habertürk- HT Magazin

, , , ,

May
25

ANTALYA – Türk halkının yüzde 83′ünün, ikinci kromozomdaki kalıtsal özellik nedeniyle süt şekerine tahammül edemediği (laktoz emilim bozukluğu) ve bu nedenle fazla süt tüketemediği bildirildi.

Akdeniz Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, meme bezlerinden salgılanan süt ve sütlü besinlerde bulunan bir karbonhidrat olan laktozun, bebekler için yaşamsal önem taşıdığını vurguladı.

Bebeklerin sadece sütle beslenmeleri nedeniyle başlıca karbonhidrat ve enerji kaynaklarının laktoz olduğunu belirten Prof. Dr. Artan, doğuştan laktozu sindirebilme yeteneğine sahip kişilerde ırksal ve kalıtsal özelliklere bağlı olarak bu yeteneğin zamanla azaldığını kaydetti.
Haberin devamı ↓reklam

Kuzey Batı Avrupa ülkelerinde yüzde 1-12 oranında görülen laktozu sindirememe oranının, güney ve doğuya doğru ilerledikçe arttığını, Orta Asya ve Arap ülkelerinde yüzde 90′ı, Afrika kökenlilerde ise yüzde 99′u bulduğunu vurgulayan Artan, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 83 olduğunu bildirdi.

Artan, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi durumunda tekrarlayan karın ağrıları, şişkinlik, bulantı, ishal, hazımsızlık gibi şikayetlerin laktoz sindirme yeteneksizliğine işaret olduğunu ifade ederek, ”bu belirtiler başka pek çok hastalıkta da görülmesi nedeniyle bazen fark edilemiyor” dedi.

TAHAMMÜLSÜZLÜK 5 YAŞINDAN SONRA BAŞLIYOR
Süt şekerine karşı tahammülsüzlüğün 5 yaşından sonra ortaya çıkmaya başladığını anlatan Artan, 8-9 yaş çocukların yarısında görülen bu durumun 12 yaşında yüzde 75′lere ulaştığını kaydetti.

Türk halkının çocukluktan edindikleri deneyimlerle süt ve sütlü besinlere isteksiz davrandığını, bu nedenle zaman zaman süt tüketiminin artması için çocuklarda ve okul çağı çocuklarına yönelik kampanyalar düzenlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Artan, şunları söyledi:

”Çoğu zaman süt tüketimindeki yetersizliğimizi sorgularız. Bunun altında yatan temel sorun, laktoz sindirme yeteneksizliğinin ırksal ve kalıtsal nedenlerle ülkemizde yoğun olmasıdır. Süt şekerine tahammül edemeyen bu kişiler, süte çocukluk çağında alıştırılmadıklarını beyan ederek, ‘tiksiniyorum’, ‘burnuma kokuyor’ gibi ifadeler kullanırlar. Bilirler ki, tahammül edebildikleri limitin üstüne çıktıklarında iki saat içinde bulantı, hazımsızlık, kramp ve ishal eğilimi ortaya çıkacaktır. Eğer sütten uzaklaşırsa da 12 saat içinde süratle iyileşeceklerdir. Yoğurt, ayran, kefir ve lor peyniri gibi fermente süt ürünleri, laktobasilus denilen bakterinin üremesi sırasında laktozu harcayıp tüketmesi nedeniyle düşük miktarda laktoz içerirler. Laktoz, anne sütünün 100 gramında 4, inek sütünde 7, Türklerin medeniyete armağanı olan yoğurt, ayran ve kefir gibi süt ürünlerinde ise 2 gramdır. Türkler sütü severek içememekle birlikte fermente süt ürünleri dediğimiz yoğurt, kefir ve ayranı severek tüketmektedir.”

KEMİK ERİMESİNE NEDEN OLUYOR
Laktoz sindirme yeteneği olanlarda katarakt, olmayanlarda kemik erimesi görüldüğünü belirten Artan, ”Sütü ulusça çok tüketmek gerektiğini biliyoruz ama böylesine kısıtlayıcı etmen de Türk toplumunu sütü alabildiğine rahat tüketmekten alıkoymaktadır. Ne yazık ki bu durum, ülkemizde kemik erimesinin erişkin her 3 kadın ve 7 erkekten birinde görülmesine neden olmakta. 40′lı yaşlarda sırt ağrısı ile kendini gösteren kemik erimesi, kırıklara yatkınlığa yol açmakta ve yaşam kalitesini düşürmekte” diye konuştu.

Artan, süt çocuklarında günde 600 miligram civarında olan günlük kalsiyum gereksiniminin, çocukluk çağında 800 miligrama, ergenlik çağında ise 1200 miligrama yükseldiğini bildirerek, bu ihtiyacı karşılamak için bir ergenin en az iki su bardağı süt veya aynı miktarda yoğurt, lor peyniri, ayran tüketmesi gerektiğini kaydetti.

SÜTÜ KESMEYİN, AÇIĞI KAPATIN
Laktozun bir düşman olmadığını vurgulayan Artan, bebeklerin başlıca besin kaynağı sütün içerisindeki bu başlıca karbonhidratın, erişkinlerde de kabızlığı giderici etkisi bulunduğunu dile getirdi. Laktozun belli oranda şifa kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Artan, ”Laktoz sindirme yeteneksizliği başa çıkılabilir bir sorundur. Süt alımını azaltıp, kesmekten çok, süte tahammülü artıracak sentetik laktaz enzimi damlalarıyla beslenerek ya da yoğurt, lor peyniri ve kefiri tüketerek açığı kapatabiliriz” dedi.

Çocukların gelişimi için süt ve süt ürünlerinin önemine dikkati çeken Artan, 5 yaşından sonra süt ve süt ürünlerine karşı iştahsızlık gelişen çocukların ailelerinin çocuk gastroenteroloji uzmanları ile çocuk doktorlarına başvurabileceklerini söyledi.

, , , , , , , , , ,

Şub
12

Yoğurt ve kefir başta gelmek üzere doğal birçok besinde bulunan probiyotik bakterilerin bağışıklık sistemini güçlendirdikleri için kanserden korunmada da önemli faydaları var.

Sindirim sistemimizde 1,5 kilo civarında faydalı bakteri bulunuyor. Sayıları ne kadar fazlalaşırsa bağışıklık sistemi o kadar güçleniyor, bağırsakta vitamin üretimi artıyor, zararlı maddelerin kan dolaşımına geçme ihtimali azalıyor.
Çalışmalar, probiyotik bakterilerle güçlenmiş bağırsak florasına sahip olmanın kanserden korunmada önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor. Mesela yoğurdun yoğurt ve kefirin meme kanserine yakalanma sıklığını azaltabileceğini gösteren küçük çalışmalar var. Probiyotiklerin kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olabileceği de bazı çalışmalarda gösterilmiş.

Özetle, probiyotikten zengin beslenme sadece kronik bağırsak hastalıklarından, alerjiden korunmaya, kolesterol, kan şekeri dengesini sağlamayı kolaylaştırmaya yaramıyor, düzenli tüketildiklerinde kanserden korunmada da yardımcı olabiliyor.

Daha çok probiyotik güç kazanmak istiyorsanız yoğurt, kefir, peynir, boza turşu gibi fermantasyon ürünleri ihtiva eden besinleri daha sık kullanın.

, , , , , , , ,

Eki
24

HÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Gül Öz, K vitaminin de kanın pıhtılaşması ve kemik formasyonunda rol oynadığını, fazla E vitamini alınmasının K’nın emilimini bozduğunu dikkati çekti. Öz, ”Yoğurt ve kefir bağırsaktaki bakterilerin K vitamini üretimini arttırır. Barsak florasını bozan antibiyotikler ise üretimini engeller. Karaciğer, peynir, tereyağı, marul, lahana, yeşil çay doğal kaynaklarıdır. Eksikliği nadir görülür, kanamaya eğilim artar” dedi.

, , , , , , , ,